22 Temmuz 2014, Salı
bugünün başlıkları (0)

    rakı içen kadın

  1. ..." sublime" kavramının türkçe’de muadili olabilecek bir tek sözcük, aslına bakarsanız yok gibi, çünkü "sublime"a karşılık birçok sözcük var türkçe’de: "ala, görkemli, muhteşem, asil, şaşaalı, heybetli, nev-i şahsına münhasır ve tehlike duygusunu sen o güzelliğin dışında olduğun sürece hissettirmeyecek türde bir güzellik". diyeceğim o ki, rakıyı bilemem ama güzellik ve estetik kriterlerime göre rakı içen kadın, "sublime" türdeki o güzelliğin ta kendisi oluyor.

    rakı içen bir kadını izlemek de, aslında, 11 eylül’ü tv başından izlemek kadar görkemli ama tehlikeli de değil; çünkü, o kadını izlerken de aslında tv başında gibisindir, ikiz kuleler’in içinde değil...

    rainer maria rilke'nin tanımından yola çıkarak, kafama takılan soruysa şu: kim bu "rakı içen kadın?" işte, dilim döndüğünce, verebildiğim yanıtlarım... tercihen, bu bölümü, rakı sofrasında okumanızı öneririm:

    rakı içen kadın, kafası bozuk kadındır ama herkesin ortasında, kafasının bozukluğundan dem vurmaz. mutludur ama memnuniyetsizdir o kadın, keza, filozofların ve edebiyatçıların çoğu da memnuniyetsiz olduklarından edebiyat ve felsefe yaparlar; bu kadınlar, dertlidirler ama soğukkanlıdırlar ve bir filozof ya da edebiyatçı değilseler bile, dişi birer filozof edasıyla ve rakı eşliğinde dünyanın en ince duygusunu sana yaşatırlar. kimileri der ki "rakıyı fazla kaçıran erkek saçmalarken, rakıyı fazla kaçıran kadın en fazla aşkını itiraf eder, usturubuyla."

    rakı içen kadının en eğri bir sözü bile, senin en doğru sözünden daha doğru olabilir. bir kadınla rakı içilen bir gecede, o kadından duymaya hiç alışık olmadığın uysallıkta ve derinlikte cümleler duyman kaçınılmazdır: iksirlenirsin.

    çünkü rakı içen kadının sıcak ama mesafeli o hâli, hayata dair bilgece sözler sarfetmeye çalışan budalaca bir adamdan daha estetik, daha meşru ve daha doğaldır. üstelik, rakı içen bir kadının sakalları da yoktur.

    rakı içen kadın gülüyorsa, o gülüşün ardında en az dokuz roman, on dört tane de film repliği yatar. rakı içen kadının gülüşünde, bu dünyanın en zararsız mutluluğu vardır çünkü. büyük gülerler, büyük susarlar.

    rakı içen bir kadın karşındaysa, susarak da anlaşabileceğin bir kadın karşındadır ve "eee, niçin konuşmuyorsun?" gibi bir soruyu asla duymaz, asla sormazsın. çünkü o kadınlar, susarak da konuşabilen kadınlardır. çünkü bazen sadece susarak anlaşabileceğimiz insanlar girer hayatımıza ve onlarla konuşuyorsak, bilin ki başka sesleri susturuyoruzdur; hepsi bu. işte, rakı içen kadın, o sesleri susturduğun kadının adıdır tam olarak.

    rakı içen kadın, rakıyı çok sık içmez. ama rakıyı içtiği an, bil ki içme zamanı gelmiştir ve konuştuklarında net konuşurlar.

    gün içinde aklına seksle ilgili yirmi sekiz şey gelse bile, rakı içen bir kadına baktığında aklına seks değil, uzaklar gelir. gitmeyi hep istediğin ama gitmeyi her defasında ertelediğin uzaklar gibidir rakı içen bir kadın. aklına türlü duygular gelir böyle anlarda: o kadının sert-sessiz sırlarına muktedir olmayı istersin. eğer biraz şansın da varsa, o sır kutuları sana bir bir açılır.

    ve o kadınlar seni tutarlar: güneşli havalarda nasıl ki siyah camlı gözlüklerin gözlerindeyken izlersen dünyayı, o kadını da rüzgârla saçlarının savrulduğu, radyosunda çok güzel şarkıların çaldığı bir otomobilin penceresinden, sanki hiç bitmesini istemediğin bir yolculuktaymışsın gibi, kafanı o otomobilin penceresinden uzatıp dışarıyı izler gibi, çeneni de avuç içine yerleştirip gizli bir hayranlıkla izlersin: ışığı, gözlerini alır. işte öyle bir güneşe bakmak ihtimaldir, öyle bir güneşten bakmaksa ihtilâl: eğer o kadının gözleriyle ona bakabilirsen, dostum evet, orada gizli bir ihtilâl gerçekleşiyordur. ay gibi de tutulursun.

    o tutulmalarda da bilirsin ki rakı içen kadının delicesine aşık olduğu ama bu aşkından hiç kimselere bahsetmediği karizmatik şairler vardır; ölesiye aşık olduğu karizmatik şairler, delirmiş yazarlar ve saçları dağınık, kalbi kırık, ağzı bozuk tuhaf rock yıldızları... tüm bu adamlar, o an, o masadan sana da gülümseyerek geçerler.

    sonrasında, rakı içen kadının dudaklarından, hiç ummadığın anda, seni altüst eden iki sert-sessiz mısra aniden dökülüverir. tam da karnının üstüne, sağlı sollu kroşeler yemiş gibi kalırsın, ne diyeceğini bilemezsin. çünkü rakı içen kadın biraz da can yücel'dir. rakı içen kadının ağzından dökülen her söz, yollara serpilmiş gül yaprakları kadar kırmızı, erik çiçekleri kadar ferahtır ve o sözler iğde çiçeği kokusu gibi aklını başından alır: çünkü rakı içen kadın, bizzat baharın kendisidir. hanımeli gibi kokarlar o kadınlar...

    keyfine doyum olmayan bir akşamüstü sonrasında, bir kıyıda köşede, gece sefası gibi açarlar.

    o kadınlar, afet-i devrandır.

    ve, rakı içen kadının elleri güzeldir.

    şimdi, diyeceksiniz ki o nasıl oluyor? benim kriterlerime göre, gerçekten de böyledir bu. ben, o elleri öyle görmeyi severim.

    ojeleri tazeyken, rakı bardağını tutuşunda dahi ince bir görkem yatar rakı içen bir kadının. kulağının arkasına, tazesinden bir çiçek o an çok yakışabilir ve genellikle o masada hiçbir zaman kulak arkasına konulacak türden bir çiçek yoktur ama sen bunu hayal edersin işte. hayal etmek, fena halde beleştir çünkü.

    çünkü rakıda, ruhlarımızın tüm çingene dekoru saklıdır. ve yirmi altı yaşında bir gün, çok sevdiğin yazarların, şairlerin ve rock yıldızlarının gölgesinde, rakı içen kadınları sevdiğini anlamışsındır.

    fuzuli gibi, sevilmektense sevmeyi tercih edersin; çünkü, "sevildiğinden asla emin olamazsın."

    rakı içen kadın, tarzı değilmiş gibi olsa bile müzeyyen senar'dan şarkılar söyler; zeki müren'e ufak ufak eşlik eder ve o böyleyken, sen aklına uzun süredir gelmeyen duygularına iltifat ediliyormuş gibi hissedersin.

    sen, sevdiğin türlü şeyden bahsederken dünyanın en mühim şeylerini anlatır gibi hissederken aslında hiçbir şey anlatmıyorsundur, ama o kadın seni dinler.

    kimi zaman, aynı şeyi sen ona yaşatırsın. çünkü arada, ikinize ait bir dil çoktan yaratılmıştır o masada. ve çok sevdiğin şarkılar, o fondan sana sormadan geçerler.

    sen, tanımadığı insanlara ilk isimleriyle hitap eden densizleri belki de hiç sevmezsin ama sezen aksu'ya "sezen" diye hitap eder rakı içen kadın ve bu senin fena halde hoşuna gider.

    o kadın, leonard cohen’i de sever, tom waits'i de. o kadın, jeff buckley için üzülen kadındır ve rakı içen kadınlar nick cave harbiliğinde, bob dylan kalitesinde, tanju okan gerçekliğinde, frank sinatra kalibresinde adamlara aşık olurlar... jim morrison'lar, hep, böyle sahnelerde göz gözedirler seninle. belki de tam da böyle anlarda, arka fonda, jeff buckley’den "forget her" çalıyordur.

    biraz üzülürsün. ama o kadınlar, senden başkasını severlerken bile seni incitmezler.

    ve şarkı söyleyesi varsa öyle bir kadının, susmalısındır. izlemelisindir. dinlemelisindir. rakı içen ve şarkı söyleyen o kadını.

    aradan birkaç şarkı, birkaç söz geçer.

    rakı içen kadın, rakıyı lıkır lıkır içiyorsa başka bir anlamı oluverir o gecenin, rakıyı ağırdan alıyorsa bambaşka bir anlamı...

    rakı içen kadın, adamın aklını alır diyorum, bak; senin cebinde belki çok paran yoktur, ama o kadının yanındayken sen, bu asla bir sorun değildir.

    çünkü bilirsin ki rakı içen kadın, herkesle rakı içmez ve seninle rakı içiyorsa, senin için kalbinde en az yüz elli metrekare daha yer vardır.

    ve sen, bunu bildiğin için, o kadına, kalbinin tüm kapılarını beklentisizce açmış, cebindeki tüm anahtarlarıysa hiç bulmamak üzere yutmuşsundur.

    işte yuttuğun tüm o anahtarlar mideni sert sert sızlatırken; gözün, buzdolabındaki yarısı içilmiş 35’lik bir rakı şişesine takılıverir.

    kim söylemişti hatırlamıyorum ama rakı içen bir kadın hayatına girdiyse, bilirsin ki senin için şu hayattaki en hüzünlü imgelerden biri de, yarısı içilmiş 35’lik rakı şişesi olup çıkıvermiştir.

    çünkü böyle bir şişe varsa ortada, bilirsin ki orada yalnız başına rakı içen bir erkek yaşıyordur ve o erkek bizzat sensindir.

    rakı, böyle de hüzünlü ve dürüst sözler söyleyen bir arkadaşımızdır ve rakı içen bir kadın, senin rakıyla olan o tuhaf arkadaşlığına artık bir son vermen gerektiğini kendi varlığıyla sana hatırlatan en güzel şeyin adıdır.

    çünkü rakı içen kadın, cihanda sulhtur: ağdalı değil, nağmeli sever.

    can yücel gibi sen de "içim rakı, dışım su" diyorsundur artık, "bu mahmur cinayette". *

  2. eğer sırf hava atmak için değil gerçekten muhabbetini, adabını ve kendisini sevdiği için içiyorsa rakıyı bence tadından yenmez.

  3. kişisel gözlemime dayanarak, bunu yapan kadınlar, genellikle tom waits de dinlerler.

  4. (bkz: fasıldaki kadın)

  5. (bkz: benimle evlenir misin?)

  6. kafaları da kendileri gibi güzel olacak kadınlardır.

  7. erkeklerin rakı içmesi kadar doğaldır.

    (bkz: ne var ayol bunda)
    (bkz: doldur bir kadeh daha)

  8. duygu asena ile alenileşen kadındır. "kendi ayaklarımın üzerinde dururum, kimseye eyvallahım yok" görüntüsü de rakıya eşlik eder. gece bir büyüğü devirip ertesi gün taş gibi işe gider vallahi.

  9. saygı duyulası bir durumun tarifidir.
    rakı ile balığın ve yanında içen kadının yeri çok büyüktür. ve çeşitli ortamlarda paylaşılır.
    bende sizlere yonca tokbaş'ın aşağıdaki bu konu hakkında yazısını paylaşacağım.
    herkes rakıyı erkekler içer zanneder. oysa bence rakıyı en güzel kadınlar içer.

    rakı kadındır, kadın da rakı.

    birbirlerinin halinden, tadından anlarlar.

    hiç konuşmadan anlaşırlar.

    yalnızlık zor ve çekilmez geldiğinden ikisine de, yanlarında mutlaka balık ve peynir ararlar.

    ufak tefek tatlardan ve hatta acılardan da haz aldıklarından, yanında mezesi olmadan duramazlar.

    kadının içindeki beyazdır rakı.

    buğudur, dumandır. mesafedir.

    hem şeffaftır, hem bulanık. temkin ister.

    alışmak için zaman ister, alıştın mı da dikkat ve özen ister.

    kadın o yüzden pek güzel içer rakıyı.

    kadınlığının içinde saklanan erkektir rakı. güçtür. meydan okumadır.

    elinde rakıyı erkek gibi tuttun mu, gözdağı verdirendir.

    dik durmaya zorlar adamı.

    eşitliktir rakı.

    doğu'nun içindeki batı, batı'nın içindeki doğu'dur. anadolu'dur.

    anadolu kadar yaşlı, onun kadar çeşitli, renklidir.

    politikadır, yenilen kazıktır, şikâyettir, isyandır.

    kalabalık sevdiğinden doğurgandır.

    bir kişi başlarsın bazen içmeye, bakmışsın olmuş masada 10 kişi.

    hiç bilmediğin nağmeleri öğretir rakı.

    bildiklerini unutturur. mucizedir.

    türk sanat müziğidir. durup dururken ağlatır, olmadık yerde kahkaha attırır.

    kadın ruhludur rakı. daldan dala her türlü duyguyu tek kadehte yaşatır.

    kafayı buldun mu, bet sesindeki buğulu nağmedir rakı.

    masadan kalkmadan, yıkılmadan, rezil olmadan darmaduman olmaktır.

    kadın gibidir rakı diyorum ya, çünkü içmeyi bilmeni ister rakı.

    kolay değildir. dalgaya gelmez, hassastır.

    “şerefe!” dedin mi, o sofrada anlatılan her şeyi sır gibi tutacağına dair “şeref sözü” verdiğin namustur rakı.

    kandırılmak istemez. yalandan haz etmez.

    gerçekleri ortaya döker rakı.

    hesaplaşmadır. yüzleşmedir.

    rahatlamadır.

    rakı-balık masasında yoksa kadın, masadaki erkeğin dilindedir, havasında vardır.

    rakı kadınsız olmaz. haremlik selamlık durmaz.

    bir tek önyargı rakıyı erkek içer zanneder.

    rakıyı erkek gibi kadın da içer.

    bu toprakların parçasıdır rakı. dil, din, ırk, köken bakmaz, tanımaz, ayrımlarla uğraşmaz.

    uhu'dur rakı; birleştirir.

    beyaz leblebimizdir.

    geçmişten bugüne, bugünden geleceğimize mirastır. gelenektir.

    yasak tanımaz. özgürdür.

    hicazdır, nihavenddir. “makberdir”, “bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin” diyerek hayata avaz avaz tutturandır.

    deşarjdır, “ikinci bahar”ımızdır bizim.

    “kalamış”tır.

    bizimdir, bizdendir. eskimiz, yenimiz, tarihimizdir.

    yadigârdır.

    sözünü esirgemeyen kadın gibidir.

    benim gibidir...

    rakı.

  10. aa benim lan bu!! severim kardeşim var mı? tamam, her gün ya da her zaman değil ama fırsatını bulunca, ortam oluşunca çok da büyük bir zevle içerim. kör sefa'nın ruhu şad olsun. iyi ki bize adabını öğretmiş.

  11. kareli gömleği de varsa ortalığı çiçek abbasa bağlamış kadındır.
    ne demek şakir?

  12. (bkz: rakıyı adabıyla içmesini bilen kadın)

  13. erkeğin zorlandığı bir güzelliği kendine yakışan olgunlukla yapabilen kadına deriz.

    masada bulunan kadın "rakı" içiminde güzellik yaratır.
    çünkü;
    içtikçe açılan bir erkeğin freni, masada bulunan kadındır.
    içtikçe gözleri farklı görünen erkeğin gözlüğü, masada bulunan kadındır,
    içtikçe kimlik değiştiren erkeğin kişiliği, masada bulunan kadındır,
    içtikçe masada devleşen kişi "kadın" dır, çünkü erkeğe göre bakınca ispatlayacağı bir şey yoktur ve kendisi için içer.
    bu yüzden "rakı"içen kadın özeldir.

  14. güzel öpüşen kadındır. *

  15. normal bir kadındır.

  16. zevkine düşkün, kafa kadındır.

  17. dünyanın en güzel iki varlığının masada buluşmasıdır.
    ve bu noktada güzellikler başlar, mesela;

    rakıyı içen kadın; gülüyorsa ...
    o gülüşün ardında; en az dokuz roman, on dört tane de, film repliği yatar ...
    büyük gülerler, büyük susarlar …
    rakı içen kadın; rakıyı çok sık içmez ...
    ama rakıyı içtiği an ...
    bil ki; içme zamanı gelmiştir ve konuştuklarında, net konuşurlar …
    o kadınlar ...
    keyfine doyum olmayan bir akşamüstü sonrasında ...
    bir kıyıda köşede; gece sefası gibi açarlar ...
    o kadınlar; afet-i devrandır ... ve .... rakı içen kadının elleri güzeldir ...
    o kadınlar; senden başkasını severlerken bile , seni incitmezler ...
    rakı içen kadın ...
    herkesle rakı içmez ve seninle rakı içiyorsa ...
    senin için kalbinde; en az, yüz elli metrekare daha yer vardır ...
    ve sen; bunu bildiğin için ...
    o kadına; kalbinin tüm kapılarını , beklentisizce açmış ...
    cebindeki tüm anahtarlarıysa; hiç bulmamak üzere, yutmuşsundur ...
    rakı içen kadın ...
    cihanda sulhtur, ağdalı değil, nağmeli sever...
    rakı içen kadın güzeldir, masasındakiler de...

  18. fena halde aşık kadındır.

  19. son bir yıl içinde sayısını yüzde 24 artıran kadınlardır.

    ben bildim bileli rakı dendi mi kadından bir ııyyykkk sesi çıkar. neymiş efendim kokusu çok rahatsızlık vericiymiş. haklı olabilir belki ama hangi içki güzel kokuyor ki? rakı hariç.
    sanırım artık ııyyykkk sesi çıkaran kadın sayısı azalıyor.

    (bkz: http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/20092463.asp)

  20. rakısına meze olunası kadın.

    aynı masada rakı içtiğiniz bir kadın ise, arkadaşınız, sevgiliniz, dostunuzdur. içki içmeyi biliyordur, sohbeti keyif veriyordur, içince ağlamıyordur (umarım). yarasındır.

  21. bulunması zor olan kadındır.
    (bkz: içmekten içmeye fark var)

  22. ertesi sabah tertemiz kalkan kadındır.

  23. "rakı içiyorum ve naasssııııı farklıyım" duruşuyla bırak o elindeki kadehi hayriye diye seslenmek istediğim cins-i latif.
    adeta bir inception arkadaş, rakı içenin marjinal olduğu bir dünyaya bir promil dahi getiremem necati. bana su söyle.

  24. sözlüğün rakı sevdasını anlatan bir başka konu başlığı daha. rakı seven yazarların bu saatte bile aklına içmek isteğini düşürüyor. durun hacı, daha erken.

  25. esaslı kadındır. bokunu çıkartmadıkça bira içen kadınla da eştir kanımca.

...tümünü göster...
ddd