hadi ordan

Durum: 217 - 0 - 0 - 0 - 09.08.2018 09:42

Puan: 868 -

10 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 11

kendi ukdesini dolduran yazar

kendi kendini geliştiren bugün bilmediğini yarın öğrenen öğrenince de koşup yazan kişidir.

erkek adam

bir sürü yükümlüğü vazifeleri olan, bunları gerçekleştirmezse, gerçekleştiremezse, 'erkekliği' 'adamlığı' sürekli tehlikeye giren canlı. daha ilginci aslında ikisinin de ayrı şeyler olması, adam bir öneri, erkekse bir cinsiyet belirteci. yani erkeksen bunun oluru sana önerilmiş hali adam olman şeklindeki rivayettir. bu yüzden de sürekli işte tehlike altındadır. yani aslında toplumun erkeği ödüllerle besleme hali aslında bir nevi onun belinde kıracağı sopalar için güçlendirme çabasıdır da denilebilir.
o yüzden erkek adam ağlamaz, erkek adam güçlüdür. aslanım benim koçum benim diye devam eder durur, oysa benim için ağlayan bir erkek yeryüzündeki en güzel şeylerden biridir.

öyle bir geçer zaman ki

tuhaf bir dizi. geçenlerde bir arkadaşım tarafından bana youtube da 15 dakikalık kısmı izlettirilerek işkence etti ve bu vesileyle tanıştım kendisiyle. zaten kaç zamandır birileri bahsedip duruyordu orada bir çocuk varmış da geleceğin yeteneklerindenmiş de, miş miş mış mı yani. her neyse bu 15 dakika sanırım hayatımın en korkunç zaman dilimiydi. o çocuk beni nasıl gerdi anlatamam. o çocuk rol yapmıyor efendiler, sahiden ama bana rol gibi gelmedi. yani çocuk sanki 'öyle' bir şeymiş almış koymuşlar onu oraya. işin daha kötüsü hani öyle bir karaktere onay verir bulmak kendini. bu karakter olarak tinerci çocuk dengesizliğindeki tip, hani kafası atarsa, babası dahil hepimizi benzin döküp yakacak! ve ben de bağırıyorum yak yak! beni yak, kendini yak, her şeyi yak hatta!
sanırım delilik bulaşıcı!
sonra kendime iki tokat attım, yareppim sen beni bunların şerrinden koru deyip allah a emanet deyip kapadım ekranı. bu satırları yazdıktan sonra da kendisini hızla unutmak istiyorum.

kadın sözlüğünde kadın düşmanlığı

ataerkil sistemi benimseyip erkeğin ona biçtiği rolü canı gönülden üstlenen kadınının kendisine benzemeyen diğer bir kadına ettiği zulüm gibi bir şeydir. öyle alenen yaşanmasa da, ne yani ben burada bebek doğurma kılavuzu okumaya gelmiştim, arkadaşlara lohusa şerbetleri dağıtacak, çocukların önlüklerini ütülerken sular akmasın ütü kireçlenmesin diye tavsiyeler verecektim diyen kadının, ne oluyor laynnn bu edepsiz kadınlar burrrrrda 'sevişmek' falan diyor, erkekler, atarım yatağaaa, harcarım laynn diyor, diyor da diyor!
başımıza taş yağacak nidaları içesinde, sinsi sinsi ''hiç bir şey yapamıyorsam bari eksi butonuyla faaliyet gösteririm'' şeklindeki yaklaşımları olabilir. elbette bunlar rivayettir, ya da sözlüğün ilk zamanlarıydı sanıyorum. artık ben sözlükte tutucu kalıyorum. zira görünen o ki ablalar aşıp yürümüş, dağ başını duman almış hatta,
ohh diyorum tüm eksikleri terlikleri oklavaları ben yiyeyim sırtıma, onları kaçırayım diye canım çıksın, siz rahata konunun yok öyle! hahahaahhaa, şaka lan, valla şaka. her neyse şu sıralar pek gözlemlemediğim durum, arada girip okuyorum sözlüğü, her şey günlük güneşlik ferah, önümüzdeki günlerse en fazla parçalı bulutlu.
bu arada bir daha ne zaman yazarım ne yaparım belli olmaz, hepinize mutlu seneler, umarım milli piyango bileti aldınız.

eteğiyle mum söndürmek

(bkz: eteğindeki taşları dökmek)

deyimini akıllara getiren, valla o etek tutuşmadan bunu başardıysa sakar ama yetenekli denilecek kadındır

uzun bir betim yazarken elektriğin kesilmesi

sıklıkla başıma gelen olaydır ziyadesiyle ben ve koca çenemi dırdırcılığımı düşününce kaçınılmaz son hatta. bazen çok ağır konuşuyor çok saldırıyorum da şehir şebekesi, şalterleri attırma, sabotaj ihtimali üzerine düşünmüyor değilim.neyse ki sözlüğüm bu konudaa pek çok sözlükte olmayan bir ilke imza atıp, taslak kaydetme gibi bir huy geliştirdi kendine! şahane şahane. hah tabi bunu düşününce insan evladının istekleri bitmiyor misal elektirikler gitti kesildi uçtu yazılarım falan filan, bu seferde yazdığım şeyi betimi unutuyorum, aylar sonra girdiğimde malum biliyorsunuz meşgul bir karakterim ben tesadüfen aynı betimin altına yazmak çemkirmek üzre parmaklarımı hazırlamışken bir bakıyorum taslağım var, hislerim aynı, tek tuşla basıyorum kalayı!
demem o ki hani taslak kaydedildi ya bir köşede bunu belirten bir durum olsa, ''şu köşede haşlamayı paylamayı unuttuğunuz biri kaldı tam arabanızla saatte 250 km ile üzerinden geçerken, yarım kaldı, hadir bitir şu işi!'' gibi bir ikaz lambası olsa ne bileyim, daha yaman olacak sanki.
tamam bunlar sözlükle ilgili istekler kısmına yazılmalıydı haklısınız.

ferhat göçer

''durun bunu bir de ben söyleyeyim, ben daha güzel söylerim'' şarkıcısı. ha bir de bunu en güzel kendisin söylediğine dair bir fikre sahip oldu ki eyvahlar olsun. bizim insanımız böyle, serdar ortaç ı nasıl bastı bağrına, ferhattan mı esirgiycek! gel yiğidim seni de severiz seni de kucaklarız.<br /><br />edit: edit işte.

çirkin kadınların tacizine uğramak

taciz eden kişinin güzel mi çirkin mi oluşuna göre pozisyon mu belirliyonuz laynn siz dedirten durum. nassı klasik bir giriş oldu ammaaa malumunuz pas tutmuşum azcık. bu ayrılık bana yaramadı sözlükçüler, klavyemin açılması ve beyninizi yiyip kemirmek için azcık 'istek' azcık atreman gerekiyor farkındayım, ama idare ediverin azcık, şöyle bi baktımda yokluğumda neler yazmış okumuşsunuz bu kadar dokunmaz diye yüzsüzlüğe vurup konuma hemen döneyim.

taciz tacizdir, çirkin kadın yaparsa ne münasebet diyorsan güzel bir kadın yaptığında ne ne kime bana mı diye bi onure olma durumuna geçiyorsan ne diyim sana. zira ortaya şöyle bir durum çıkıyor, yakışıklı bi herif laf attığında kikirdemek bir diğeri laf attığında ay terbiyesiz demek, ben bu durumlarda deliriyorum işte. ha delirdiğimle kalıyorum o ayrı.

bir de şu var tabi taciz kelimesinin iyi anlaşılması gerek taciz nedir? elle sözle ama nedir? yakışıklı bi herif çat diye el atarsa size taciz olur mu onure mi olursunuz? ya da güzel bi hatun çat diye el atarsa diyelim?

taciz çirkin bir şeydir, kişinin yaşam alanına ondan izinsiz girip rahatsızlık vermek, kişinin ruh halini alt üst etmektir. durum çirkindir, kişinin güzel ya da çirkin oluşu değil. durup size el atan herifi ya da kadını taciz edeni zaten çirkin dışında başka bir şekilde tanımlayabilmek, ayyy çekemiycem girmiyorum bile o kısımlarına, sabah sabah te allaam ramazan ramazan, kapalıyım sinirlenmiycem.

travestilerin hep neşeli olması

çok zaman hayatla başa çıkma şekli diye düşünüyorum onların bu neşeli oluşlarını. düşünsene bir cehennemde yaşıyorsun bir de suratsız suratsız ortada dolaşırsan hayat nasıl mutlu olur, insanlar nasıl mutlu olur, seni yendiklerini sanırlar. 'yaşamın kıyısında inadına sırf kıllığına gülmek' demek geliyor içimden sonra kendi eşekliğime kızıyorum, ben nerden bilebilirim ki yaşadıklarını,
sadece boş laf ve ukalalık!
ben nerden bilebilirim ki kendimi satmak zorunda olmayı, otobanlarda can pazarı ölümüne üzerime kırılan direksiyonlardan kurtulmayı, ve yanı başımda ölüveren arkadaşlarımı? hastahaneye kanlar içersinde götürdüğüm arkadaşımı doktorların tiksinerek bakmamalarını ve benim cıngar çıkarmazsam ölmelerine izin verişlerini ben nerden bilebilirim ki?

beni bir pezevenk seviyormuş gibi yapıp kendimi satarken kazandığım parayı söğüşlediğinde kalbimin nasıl kırıldığını nerden bilebilirim ki? tüm bunları unutmak için kendimi sürüklediğim uyuşturucuları içkileri gece alemlerini nerden bilebilirim ki?

ancak empati ve azcık bakmak yine de sadece şunu diyebiliyorum,

bir travestinin neşesi de hüznü de 'diğerleri' tarafından anlaşılabilecek şey değildir!

uykutozu 180 kilo

kendisi inkar ve isyan içersinde olsa da o kiloları vermek konusunda yanında yardıma hazır,
dostluk dolu ellerimi uzatmış bekliyor olacağımı bilmesini istediğim durumdur. amerika da geçirdiğim uzun yıllar sırasında ben de obezliğin pençesine düştüm şekerim, yaklaşık 40 kilo fazlam vardı ama başardım, akrep nalan la beraber katıldığım şu şimdi adını vermiim reklam olur diyetisyenin kampında 40 kilo verip sıfır bedenime geri döndüm. üzülme yani, bugün alır yarın verirsin, lafımı olur.
ama önemli olan azim, kararlı olmalı bunu yeneceğim demeli, öncelikle bunun bir hastalık olduğunu kabullenmelisin, yok ben böyle de güzelim, beğenen böyle beğensin deme evde kalırsın mazallah!

not:ayy insan oğlunun şerrinden koru beni yareppiim.

sözlükte güncel başlık açmaktan kaçınmak

güncelin değişmez konusunun 'seks' olduğu düşünüldüğünde yanılınan durumdur. gündem gayette takip edilmiş gibidir sanki. hani şöyle yan tarafa bir göz gezidirince. yanmak, yanılmak demişken, cayır cayır yandığımız yaz günleri itibariynan sevgili sözlükçüler hala seks düşünebilmenize, yapışmadan sevişebilmenize hayret ve hayranlıkla bakıyor, sevişmeden uyumayalım diyor,
sıla gibi histerik bakışlar gönderiyorum sizlere.
not: evet döndüm, bazılarınızın ajda gibi gerildiğini hissediyorum.

arzum onan

geçenlerde bir saç boyası reklamından gördüm bunu. adını vermeyeyim reklam olmasın, neyse böyle gene bi cinlerim tepeme fırladı. gitti kaptı gül gibi mehmet i ya bakıyorum bi de hala güzel allahın cezası. mehmet i bir filminin açılış kokteylinde yakından görmüş, elimdeki şarap kadehini yere düşürmek suretiyle tüm bakışları üzerime çekmiş ama mehmet in ilgisine nail olamamıştım. meğer sinsice bu kızı sevmekte gözü kimseyi görmemekteymişti. kısmet işte, o koccaman omuzlar, bir ceket bir adama bu kadar yakışır demiştim içimden. yakışıyordu valla o ceketle hemen beni alsın kollarına uzaklara götürsün isteyebileceğim kadar çekiciydi. şu bir çikolata reklamı var ya tıpkı onun gibi.finalde mehmet ve ben balona uçup gidiyoruz. gerçi gidemiyoruz çünkü arzum sapanıyla düşürüyor bizi aşağıya. patlatıyor hayallerimi. sanırım bu yüzden ünlüler evlendiklerinde bir kısım hayran kitlelerini kaybediveriyorlar. ay diyorum kendi kendime adam evli barklı aa-aaaa olmaz öyle kendi kendimin ağzının ortasına vuruyorum, üstelik arzum u da seviyorum, bu kız kendini hep geliştirdi naif çizgisinden ödün vermedi, laçka da olmadı, böyle çok çok sempatik. gerçi benim için fazla iyi, ben kadında fazla meleksilik sevmem azcık şeytani bir şeyler olacak ama arzum bildiğin melek,saç boyası reklamına falan çıkıyor ama olsun.

kenan ışık

şirin baba. evet evet şirin baba. ben şirin babaya benzetiyorum bunu. valla bak ciddiyim, ha ünlüler hangi ünlüye benziyor yarışması olsa kenan ışık bildiğin şirin baba benziyor dalında birinci olurdu. bak şimdi gözünün önüne getir kafasında kırmızı bi şapka yüzünü de maviye boyadın mı oldu bitti.yüzündeki sempatik ifade sanki bu adamdan hiç kötülük çıkmazmış gibi, bir noel baba ya da şirin baba vurgusu yapıyor ben de. bilemedim ama sanırım onu en çok dadı dizisinde sevmiştim. gülben ergen le oynuyorlardı, pek gülüyordum.

ben bu ilişkide gelecek göremiyorum

''sıkıldım bu ilişki bitti diyecek cesareti de ben sen de göremiyorum'' denesi adam paşasıdır. o değil bir yandan sevindirici cümle, lan diyor insan adam geleceğe bakıyormuş amma aynı yöne bakmıyormuşuz ne yazık. oysa denecek tek şey var bebeğimizee ''sen bana bakma ben zaten baktığın yerde olurum!''

kilolu kız seven erkek

kendisi atletik böylllleeeee taş kibinnn kocaman omuzlu gooccaaaman elli sırım gibi kaşlı gözlü kenanım imirzalım gibi bir erkekse bunca kiloya rağmen sevgilisine takla attırtacak erkektir efendiler! zira o ki o taşş! o yunan tanrısı kılıklııı adonisi bolll! bir içim suuu! moda dergilerine aldanmamış, kendi güzellik ölçütünü koymuş, bence güzel böyle olur demişse bravooo bravooo! deyip alkışlıyorum kendisini, amma çirkinse benimde anca kalemim bu, kiloları yüzünden özgüvensiz bir kızı kapaklayayım diyorsa harbi çirkindir uzak durmak lazım. zira ben çirkinlikte çirkin ama karşısındakine tanrıça gibi hissetiren ne erkekler gördüm. hatta sanırım geçenlerde sözlükte yazılıydı, çirkin erkeğin yanındaki taş abla diye veya ona benzer bir şey, öyle yani bence böyledir, siz paralıdır şudur budur deyip bok atmaya devam edin, işini biliyordur. öz güvenli bir bireydir, çirkin ya ona buna bakmıyor elindeki güzelin kıymetini biliyordur. misal ben şu geçen saksıma ektiğim menekşeden çirkinim, gözümü alamıyorum mavi çiçeklerinden, her gün suluyorum her gün böyle nazik nazik bir şey olacak diye aklım çıkıyo? anladın mı?

celestina

murat boz la balayına çıktığını, ardından evinin mutlu kadını olacağını onunla sekiz çocuk yapıp angelina joli ve brad pitt gibi gazetelere boy boy fotoğraflarının basılacağını hayal ederek, kendimi teskin edeceğim, böyle ara ara betimlerini gördüğümde burnumun direği sızlayarak özleyeceğim sözlük yazarı. yok yok kırılmadım hiç, kendimi terk edilmiş gibi de hissetmedim, sadece güzel insanların gidişinden yorgunum hepsi bu. bu sözlük kalbimi kırıyor huleynnnnnnnnnnnn! tamam dağıttım iyice, ilerideki hayatında sağlık, mutluluk(u: murat boz) başarı seninle olsun. sevgi ile...

hayatına sahip çıkmak

ara sıra fotoğraflarda gördüğüm yüzler var, böyle kabalabalık mutlu yüzler arasında yüzleri kayıp gitmiş karanlığa karışmış, neden orda olduğunu bilmiyor, ne yaptığını ne işe yaradığını, öylece buruk duruyor, belli bir şeyler olsun isteyerek gelmiş ama olmamış, yazık ki kendisi de olmamış, ondan o yokluk demek istiyorum, fotoğrafların kulakları yok duymuyorlar! misal sözlükte de var böyleleri, bildiğin sürüm hatası, fabrikadan defolu çıkmışlar gibi bir şey. öylesine yazdıkları o kadar belli ki, cümlelerin altlarındaki boşluk, espirili olma çabaları, sözde muhalif, ama ait olduğu sistemin birinci elden ilk çarkılısı, kızamıyorum bile, sahiden ha en azından içimdeki öfke ciddi bir potansiyeli hak etmeye başladı artık. evet, evet bunun hayatına sahip çıkmakla ne ilgisi var diyenler olabilir, daha açıklayıcı olayım, burada yazarken sözlük benim hayatım, kapattığım anda unuturum! nihayet bunu 18. sanal sözlüğümün 10. yazma yıl dönümünde anladım. burada ya da diğerlerinde hiç bir şey gerçek değildir! gerçek olanlarsa bir süre sonra gerçek olmaktan sıkılır, bir iki zeka kıvılcımı gösterdikten sonra ortadan kayboluverirler, gerçek hayatlarına dönerler ya da ne bileyim işte. hayatlarımıza tekrar dönelim, misal ben artık (b: kaybolmayan sakız) istiyorum. evet, evet hayatın tüm o eciş bücüş vıcık vıcıklığı içersinde, o fotoğrafın ya tam ortasında kocaman gülüşüyle duran çocuklar, ya da o fotoğrafa dahil olmayan insanlar istiyorum. ait oldukları yerde ait oldukları şekliyle! ''burasını çok seviyorum'' deyip kıçının kenarıyla yazan laf olsun torba dolsuncu insanlar istemediğim gibi, kendi hayatına özenen insanlar istiyorum. misal eskiden bir arkadaşıma ''size geleceğim'' dediğimde onun evine gitmek odasını görmek, onun ruhuna yaklaşmak gibiydi... ha şimdi ikea her şeyi düşünmüş, gittiğim yerlerde hiç bir şey göremiyorum ruha dair ya da dağınıklıktan, tüketimden, öylesine kullanılıp fırlatılmış eşyalardan başka bir şey bulamıyorum. özlüyorum sayın seyirciler özlüyorum iki kelimeden fazlasını düşünebilenleri, güzel evleri, uzun çay sohbetlerini, bir kitabın üzerine saatlerce konuşabilmeyi... not:ama ama çalışmadığım yerden çıktı! edit:imla

düşünmeden yaşayamamak

günayyydınnnnnn! evet, evet bildiğin günaydınnnnnnn, neşe doluyum gene, harikayım zihnim pırıl pırıl uyandım bu sabah ve kendimi düşüncelerden düşüncelere attım. dün gece aktığım mecralardan sonra sözlük gözüme pek güzel göründü, iki kelimeyi bir araya getirebilen güzel insanlar var dedim içimden ne güzel, o yüzden sözlerim size olmayacak şimdi, alınmayın kaşınmayın. ammmaaaa dün dolmuşta dönerken duyduğum bir konuşma var ki, ipodumdan içeri sızıp beni tırmalamayı başardı, dönüp ters ters baktım anlamadılar en sonunda bir ağız dalaşı yaşandı, sanıyorsunuz ki sadece sözlükte böyleyim, yanıldınız gerçek hayatta daha da sertim. neyse, hanım kızlarımız konuşuyor, biri tikky ayşe olsun diğeri tikky menekşe makyajlar o biçim tabi! a- yaaa geçen gün bir kitap aldım anlayamadım (b: çok düşünmeyi gerektiriyor) böyle zorlanıyorum b-ya ben de senin tersine (b: düşünmeyi çok severim), düşündürmeyi seven kitapları da çookkk seviorumm ayşecann a- ben bir tek emracın düşünmeyi seviyorummmmmmmm amaağğğğğ b-ayy geçen gün telefonunu kapadı ulaşamadıydın ne oldu sahii a- aayyy sormaa.... dedikleri anda konuşmanın arasına dalan ben de c kişisi oluvereyim, c- küçük güzel hanımlar belli ki düşünme ile ilgili sorunlarınız var, düşünce insanın bir parçasıdır, size bunun için verilmiştir, hani insanı hayvandan ayırır, sizleri de makyaj malzemelerinizden, şimdi sizleri düşünceli olamıyorsanız bile dolmuş gibi çoklu ortamlarda seslerinizi ayarlamaya davet ediyorum, zira ipodumun sesini açmaktan kulak zarım delinmek üzere ve sizin çiğ sesleriniz oluşmamış beyninizin reklam çığlıkları sinirlerimi tahrip ediyor! uzun bir ara sessizlik, -ay bize hakaret mi etti bu susun mu dedi -sanırsam sessiz konuşun dedi ayşecağğnnnnnn... yol boyunca tırnaklar yenilmeye devam edilir. ama yine de günayydıınn, hala harika bir sabah, günlerden cumartesi hadi hadi atın kendinizi sokağa.

mevlana'nın 7 öğüdü

her bir insani durum karşısında her biri ayrı birer madde olan, kişiye durumlar karşısında nasıl olunması gerektiğinin mevlana ca tembihleridir, zira günümüzde bulunmayan hallerdir, hemmmmen zamanımız için uyarlanmış, pozisyonlarına bakalım, 1- cömert ve yardım etmede baraj kur, insanlar birbirlerine yardım etmek istediklerinde bile paranoya oluşturup suyu kendi tarafına akıt! 2- merhamet ve şefkatte ben yeterince acı çektim kendi düşen ağlamaz de herkes nah veririm bana ne ol! 3- başkalarının kusurunu örtmekte gossip girl ol dakka bekleme, herkes karşı tarafı ayıplarken seni alkışlasın seni sevsin meşhur ol! 4-hiddet ve asabiyette kurtlar vadisinden fırlamış gibi ol miroğlu ol yiğit ol, biri bi şey dedimi patlat ağzının ortasına, havan olsun tüm kızlar peşinde koşsun! 5- tevazu ve alçak gönülülükte havai fişek gibi ol gittiğin her yerde patla! 6- hoşgörülülükte köpekbalığı gibi ol sana hata yapanın kolunu bacağını kopar bak bakalım bir daha yapabiliyorlar mı? 7- ne diye olduğun gibi, yani, (b: insan) olacakmışsın, (b: marka ol, lancome ol, armani ol, gucci ol, prada ol!)

hiç yanmadan ateşle oynamak

gece vakti aklıma özdemir asaf ın mum alevi ile oynayan kedinin öyküsü şiirini düşüren betim, paylaşalım efendiler. burulalım azcık gece vakti, iyi gelir ruhlar demlenir, bir yudum şarap bir yudum şiir... bir mum yanıyordu bir evin bir odasında o evde bir de kedi vardı. geceler indiğinde kendi havasında mum yanar, kedi de oynardı. mumun yandığı gecelerden birinde kedi oyunlarına daldı. oyun arayan gözlerinde mumun alevi yandı, baktı, mumun titrek alevinde oyuna çağıran bir hava vardı. oyunlarını büyüten kedi büyüdü kendi türünde çocukcasına, döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü geldi mumun yanına, oyuncakcasına. bir baktı, bir daha, bir daha baktı mumun alevinin dalgalanmasına uzandı bir el attı. bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı... ilk kez gördüğü mumun yakmasına inanmayacaktı. kedi, oyunlarında büyüyordu, mum, üşüyordu yanmalarında. zaman ikili yürüyordu aralarında. bir ayrışım görünüyordu birinin yanmalarında öbürünün oynamalarında. kedi oyunlarında büyüyordu, yitirerek gitgide oyunlarını. mum küçülüyordu yanmalarında, yitirerek gitgide yakmalarını. oynarken büyüyen kedi yanacak, aydınlatırken küçülen mum yakacaktı. küçülen yaka-yaka aydınlatacak, büyüyen yana yana anlayacaktı. bir mum yanmasından ve bir kedi oyunundan kaldı sonunda bir gecenin tam ortasında bir evin bir odasında göz-göze susan iki insan. mum yandı bitti, kedi büyüdü gitti. oyunlar karıştı gecelerde suskun uykusuzluklara. o iki insandan, sonunda birinin anılarında kedi, birinin dalmalarında mum kaldı gitti. nerede bir mum yansa şimdi, nerede oynasa bir kedi, birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri... bugün dün gibi oluyor, dün bugün gibi. mum ellerimi tırmalıyor, belleğimi yakıyor kedinin elleri.
  • /
  • 11
Henüz hiç başlık açmamış.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 217

Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.