mirkut

Durum: 9208 - 0 - 0 - 0 - 09.08.2018 09:43

Puan: 36832 -

10 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 461

kılıçları çekmek

bu havada gidilmez

toprak ev

yazları serin kışları sıcak olan evdir. ses geçirmez ve şirindir. beton yapılara göre daha bir ayrı güzeldir.

balık

mideye indiğince ağzını açıp rakıyı beklediği söylenilen mübarek hayvan.

20 eylül 2011 fenerbahçe manisa maçı

fenerbahçe'me yakışır bir hareketi içeren maçtır. sonuç değil eylem önemli. (bkz: haticeye geç netice gel)

sibel kekilli

medyada götünü başını sallayan, magazin haberlerinden hiç düşmeyen sözüm ona kadınlardan daha kadın olan, daha cesur olan kadındır.

kara göründü

nasıl bir ruh halinde olursanız olun bir anda kıpırdanma yaratan şarkı.

kanatlara veda

--- tuna kiremitçi ---

onları melek yapınca yücelttiğimizi sanırız. oysa yaptığımız düpedüz aşağılamadır aslında. bir insanı melek olmaya zorlamak kadar büyük bir şeytanlık düşünemiyorum. iyiliğinizi isteyen bir dostunuz günün birinde şunu diyor: “sen çok düzgün bir adamsın. bu da insana hüzün veriyor...”

şöyle cevaplıyorsunuz: “hayatta hata yapma şansın olmayınca düzgün oluyorsun mecburen. yoksa ben de saçmalamak isterdim. yanlış kararlar vermek, zamanı boşa harcamak, amsterdam’a gidip ot çekerek yerlerde yuvarlanmak emin ol pek hoşuma giderdi. bunları yapma lüksüm olmadı ama. çünkü tüm mesaimi hayatta kalmaya ve yeteneklerimi geliştirmeye harcamak zorundaydım”.

o sırada kocaman köpeği gelip oturmuş oluyor yanına. küçükken seyrettiğiniz lassie dizilerinden fırlayıp gelmiş tatlı bir şey. arkadaşınız bir sigara yakıyor, sadık dostunu okşayarak dinliyor sizi.
“en kötü tarafı da ne, biliyor musun?” diyor, elini altın sarısı tüylere bir kez daha daldırarak: “kendini melek zannediyorsun. melek olmaya çalışıyorsun. bu da seni mahvediyor”

“ne yapayım?” diyorsunuz.

“kanatlarınla vedalaş” diyor.

ne var ki zor iş insanın kanatlarına veda etmesi.

kanatlarına ihtiyacının kalmadığını anlaması kolay değil. ama her zaman daha zor bir şey var hayatta: o kanatları taşımak.

mesele kanatların ağır olması değil sadece. o tuhaf ve tüylü şeyleri omuzlarımızda taşırken iki büklüm olmamız da değil. asıl sorun, kanatların bizi melek yapması.

yani haklı arkadaşınız.

kanatlar meleğe dönüştürüyor sizi. temiz, beyaz, masum varlıklar haline geliyorsunuz. ilk bakışta güzel görünüyor tabii; etrafınızdaki halenin herkesin gözünü kamaştırması hoşunuza gidiyor. caddelerde kanatlarınızı hafif hafif kımıldatarak dolaşmaktan benzersiz bir zevk alıyorsunuz.

sonra sonra anlıyorsunuz, bunun cendere olduğunu.

çünkü melek olunca aşık olmaya, sevişmeye ya da intikam almaya hakkınız yok. adı üstünde, meleksiniz çünkü. bir melekten ne bekleniyorsa onu yerine getirmekle yükümlüsünüz. başkalarının gözündeki melek imajına hizmet etmekle geçmeli hayatınız.

tabii hayat geçip gitmeli bu arada.

“o salak kanatları omuzlarıma takanı bir bulursam yapacağımı biliyorum” diyorsunuz arkadaşınıza.

kahkahayla gülüyor. “inşallah geç kalmamışsındır” diyor sonra.

melek olmak bu yüzden biraz hüzünlü işte. tatsız bir varoluş biçimi. etrafınızdaki meleklere dikkatle bakın; başkaları için yaşadıklarını göreceksiniz.



annemiz, öğretmenimiz, babamız ya da kardeşimiz onlar. cinsiyetleri yok. cinsellik onların yanında konuşulmaz bile. başkalarının biçmiş olduğu melek rolünü çıt çıkarmadan oynayarak yuvarlanıp giderler.

onları melek yapınca yücelttiğimizi sanırız. oysa yaptığımız düpedüz aşağılamadır aslında. bir insanı melek olmaya zorlamak kadar büyük bir şeytanlık düşünemiyorum.

ilahi hiyerarşide bile melek insandan sonra değil mi?

melekler başka şansları olmadığı için iyi ve masum. insanoğluysa kendi seçimiyle iyi ya da kötü olabiliyor.

onu yaradılış dekorunda başrole çıkaran da bu belki: ışığa olduğu kadar karanlığa da sahip olması. ikisinden de beslenerek bulması, evrenin muhteşem döngüsü içindeki yerini.

yoksa o kadar büyüyor ki kanatlarınız, yürümenizi engelliyor artık.

sürekli başkalarının ne diyeceğini, nasıl göründüğünüzü, töreye uyup uymadığınızı düşünmekten yaşamaya fırsatınız olmuyor ve bu mutsuz ediyor sizi.

oysa mutsuz olmak istemiyorsunuz. mutsuz bir baba ya da anne olmak istemiyorsunuz.

mutluluk özlemi dolaşıyor damarlarınızda. melek kanunlarına göre suç işlediğinizi düşünüyor ve suçluluk duyuyorsunuz. meleklere özgü bu suçluluk duygunuzu kullanarak size istediklerini yaptırabilirler.

suçluluk bir duygudur çünkü. tıpkı aşk gibi.

aşık oluyorsunuz bu arada. böylece her şey kendiliğinden çözümlenmiş oluyor. kanatlarınız derhal alınıyor elinizden. meleklerin aşık olmaya hakları yok, biliyorsunuz. aşık olmanın cezası, dünyaya kafa üstü düşmek.

oysa bilmiyorlar: uçmanızı engelleyen o ağır kanatlardı aslında.

kanatlarınızdan kurtulunca hafifliyor ve özgürleşiyorsunuz. kendi isteğinizle seviyorsunuz bir çocuğu, başkaları öyle istediği için değil. kendi isteğinizle kokluyorsunuz bir kadını, kardeşinizin yardımına koşarken işinize yarayan başkalarının taktığı kanatlar değil, insan bacaklarınız oluyor.

melek değilsiniz artık. bu sizi insanlaştırıyor.

hata yapabilir, saçmalayabilir, yanılabilirsiniz. provası olmayan bu dünyada kusursuz olma mecburiyetinden kurtulabilirsiniz.

kanatlarınızla vedalaşıyorsunuz. özgürlüğe uçabilirsiniz artık.

kanatlara veda zamanı...

--- tuna kiremitçi ---

kapitalizm

önüne gelenin yerden yere vurduğu ancak şöyle bir bakınca yerden yere vuranların tam anlamıyla uyguladıkları ve içinde yaşadıkları sistem.

karanlık

gölgenizin bile sizi terk ettiği zaman aralığı. belki de aralıktan daha öte, bir bütünlük.

anason

ne anlatıyor bu gençler derken arkadan bir amcanın önce; "bilirim gidenlerle ölünmez ama kalanlarla da yaşanmıyor." sonrasında ise; "artık son bir dalga beklerim alıp beni de götürsün diye." şeklinde iki cümle kurarak insanı beyninden vurulmuşa dönderen şarkı. klibin sonunda amcanın son sözünü söylemeden önce sandala binip kürek çekmesine ise yorum dahi yapamıyorum.

sözlük yazarlarının itirafları

gece yarısından önce uyuyamıyorum. genelde çalışıyorum ama işim olmadığı zamanlarda da uyuyamıyorum. neyse. şey. gece yarısı olmak üzereyken yatağa girmeden önce onun hazırlanması için bekliyorum yatakta. o buz gibi yatağı sıcacık ve içinden hiç çıkmak istenmeyecek bir yere dönüştüyor. yorganı hafifçe kaldırıyorum ki bir gram soğuk dahi girmesin aramıza. yatağa temas ettiğim an bütün benliğim ürperiyor. orada benim için hazırladığı sıcak yatak duruyor ve ben içindeyim. hemen sonrasında korkmaya başlıyorum ya bir şey olursa diye. öyle bir korku salıyor ki içimi. acaba diyorum. acaba bu korkum mu uyutmuyor beni. sanki elektrik bütün vucudumda dolaşıyormuş gibi hissediyorum ve telaşa kapılıyorum. "ya bir şey olursa!"

o zamana kadar benim için yatağı hazırlamış olduğunun farkında bile olmadan çekiyorum fişi.

evet (i: elektrikli battaniye)den korkuyorum.

gizliden verilen mesajı anlayamamak

sonu genelde göt olmakla biten eylem.
görsel anlatım için; (http://i47.tinypic.com/dddmrt.jpg)

ne mutlu türkü dinleyene

ukdeci: murat uludogan

erkan oğur, aşık mahzuni şerif, kıvırcık ali, kardeş türküler ne bilim daha nice isim var aslında saymakla bitmez. işte bu saymakla bitiremeyeceğimiz isimleri düşününce sonuna kadar haklı olduğu dışında bir şey düşünmek yanlış olur sanırım bu söz için.

tanımsız oldu sanki. kuru ve basit olacak ama haklı söz.

bencil intihar

ukdeci: murat uludogan

düşüncesizliktir. kocaman aptallıktır. intihar edecek olan adam oturmalı düşünmeli geridekileri değil mi? öyle olmalı yani. hani bunca zamanında yanında olmayan onun intihara kadar yaklaşması sürecinde hiç yardımı olmayan insanları düşünmeli. onsuz güneş yine doğacak ama acılı doğacak bazıları için. eksiklik duyulacak belki. masada bir sandalye boş olacak ve bir bardak kalkmayacak "şerefe" denildiğinde. düşünmeli yani insan. aslında intihar da etmemeyi düşünmeli. ölmemeli. acele etmeli. sonunda zaten ölüm beklemiyor mu hepimizi? var mı kazık çakan. yok. ajda pekkan'ı saymıyorum tamam. neyse işte. acele etmemek lazım. beklemeli. ölmek istiyorsa da yavaş yavaş acılı bir şekilde ölmeli mesela. neden bir kere başımıza gelecek şeyi bir kez ve aniden yaşayalım ki?

yavaş yavaş ölmeli insan. her defasında bin kez ölmeli. bütün anıları acıtmalı. vurmalı sürekli. kanamalı bir yerleri sürekli. bir kurşun acısı gibi hatta ufak bir bıçak kesiği acısı gibi acıtmalı hayat. işte o zaman anlamalı ki insan. "hayat güzel"

güzel mi peki aslında? değil. kime göre neye göre tabii. ama değil lan sanki bu hayat güzel. daha güzeli olmalı. ne biliyim mesela çalışmak olmasaydı. sadece yenilse ve içilse. daha çok içilse daha çok içilse, zamanın nasıl geçtiğini farketmeseydi insan. bir sabah uyandığında tek başına kaldığını yahut tek başına gittiğini farketseydi daha mı güzel olurdu ne?

ölmesek de güzel olabilirdi tabii. buruşuk ve yumuşak olsa tenimiz. çürümeye yüz tutan bedenimizle devam etsek bu aptal kavgaya. koştursak, yorulsak, tükensek,vazgeçsek ve sonra yeniden başlasak.

ama etmesek bencilce intihar.

düşünsek biraz ötekilerini, ötekileşmişleri, ötekileşmiş bir insan olarak.

gel bak bir elimde gökyüzü var

düzenin parçası olmak

ukdeci: stella

yaşamaktır. kısa ve öz. bir şeyler uğruna bir şeylerden vazgeçmiş olarak yaşamaktır. bıdı bıdı yapmanın bir anlamı yok. bunu gerektiren dönemlerde yaşadığımızı ele alırsak. elimize de vermiş olurlar. haliyle düzenin parçası oluruz ve yaşarız.
ha bir de şu var;
(bkz: #173266)

metelik

ukdeci: murat uludogan
osmanlı döneminde çeyrek kuruş değerindeki paradır. az miktar para anlamında da kullanılmaktadır. bir de kendisine kurşun atılır. ya da kendisi uğruna mı kurşun atılır desek daha doğru olur?
(bkz: meteliğe kurşun atmak)

selahaddin eyyubi

saladin olarak da bilinir. age of empires oyununun bir bölümünde geliştirerek güce ulaşmasını izleyebilirsiniz.
(bkz: aslan yürekli richard)

aslan yürekli richard

seferleri sırasında ön cephelerde askerlerle birlikte mücadele ettiği için aslan yürekli lakabını aldığı söylenilen kraldır. ölümü üzerine ise çok fazla laf dönmektedir.

robin hood filminde şu şekildedir;
son seferini yapıp ülkesine döneceği sırada bir kaleyi kuşatmış ve yine önce cephelerde mücadele etmektedir. bu sırada surlardaki okçulara yemek getiren - artık aşcı mıdır, yamak mıdır- gencin attığı oklardan biriyle ölmüştür.

diğer hikayelerde buna benzer aslında. işin özünde sanırım böbürlenme padişahım geyiği var. ama bununki biraz daha farklı.

ölümünden sonra tahta geçen kardeşi ise üzerinde güneş batmayan britanya krallığına zülüm ve ölüm bırakmıştır sadece.
  • /
  • 461
Henüz hiç başlık açmamış.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 9208

Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.