tarsusian

Durum: 215 - 0 - 0 - 0 - 09.08.2018 09:43

Puan: 860 -

10 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 11

maru

kendi çapında şöhrete sahip bir kedi.
ciddi bir hayran kitlesi var.
en önemli özelliği boyutu farketmeksizin tüm kutuların içinde olmak istemesi.

amy winehouse

"babam rehabilitasyona gitmemi istiyor ama ben gitmicem" diye şarkı (u: rehab) yapıp sonra da aşırı doz uyuşturucudan ölen şarkıcı. uyuşturucu kullanması, bundan ölmesi yüceltilecek takdir edilecek bir şey değil ama şarkılarının yaşadığı gerçek şeylerden oluşması takdir edilmeli. mesela bir amy'ye bir de deniz seki'ye bakıyorum... deniz seki bildiğin yalan dolan.

malabadi köprüsü

argoda geniş anlamda sevişmek, dar anlamda köprü pozisyonunda sevişmek demektir.
doggy style için kullanıldığı da olur.
ecnebiler london bridge der.

fiil hali; malabadi köprüsü kurmak.

rakı şalgam

ahkam kesmek gibi olacak ama bir çukurovalı olarak doğru bulmadığım kombinasyon.

şimdi rakı ile bira içilir mi? teamüllere göre içilmez.
şarap? o da içilmez.
ayran? zevkler ve renkler tartışılmasa da ekseriyetle içilmez.
bir de benim iddiama göre şalgam da içilmez.

peki tüm bunların ortak özellikleri nedir?
hepsi de fermantasyon (mayalama) sonucu ulaşılmış içeceklerdir.
rakı ise damıtılmış bir içkidir.

rakının yanında fermante yiyecekler yenirken (peynir ve yoğurt gibi), fermante içeceklerden uzak durulur.
hatta dikkat edilirse yoğurt bile süzme olarak neredeye krem peynir kıvamında tüketilir rakıyla.
daha akışkan yoğurtlar rakı mezesi olarak yakışık almaz.

işte şalgam da fermante bir içecek olduğu için rakı ile birlikte içilmesini doğru bulmuyorum.
üstelik keskin iyi bir şalgam rakı'dan alınacak tadı da engelleyecektir.
gerçi galiba insanlar biraz da bu yüzden rakının yanına şalgam içmeyi tercih ediyorlar.
rakının tadı karşısında buruşmamak için.

e o zaman zürafaya bakıp "ne içer bu mübarek" diyen bektaşinin kıssası neye yarar?
(eski içicilere göre içkinin verdiği en büyük keyif yutulurken yemek borusundan mideye inene kadar geçirdiği evredir.)

o değil de canım şalgam çekti.

kısırlaştırılmamış ev kedisi

bir daha sevmeyeceğine söz verdiği için kısırlaştırılmasına gerek kalmamış kedidir.
http://karikaturdelisi.blogspot.com/2011/07/yemin-etti-sevismeyecek-bi-daha.html

yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat

http://karikaturdelisi.blogspot.com/2011/05/gorduklerin-de-sana-girsin.html

nazım hikmet

yargılanma sürecine bakıldığında bugün ergenekon davalarında şikayet edilen uygulamaların temelini açık bir şekilde görebileceğiniz kişi.
ama kim bakar kim görmek ister orası muamma. çünkü enteresan bir şekilde nazım hikmet'in hayranları aynı zamanda nazım hikmetin yargılandığı 1925-1938 arası döneme ve o dönemdeki uygulamalara da hayrandır.

nazım hikmet 1925-1938 arası 11 kere yargılanmış ve 34 yıl ağır hapis cezası (o dönem kürek cezası deniyor) almış ve 13'ü aralıksız 15 yıl hapis yatmıştır.
genel olarak suçlandığı konu ise "komünistliğe tahrik" (evet atatürk döneminde komünistlik ağır bir suçtu, özellikle 1931'de resmen suç olarak tanımlandı)
üstelik kanuna göre suç sayılmayan sebeplerle de istiklal mahkemesinde yargılanmış ve suçlu bulunmuştur (hani bazı nazım hikmet hayranlarının özlemle andığı istiklal mahkemeleri)
tabi bir sivil olan nazım hikmet'in askeri mahkemelerde, orduyu isyana teşvik suçlamasıyla yargılanmıştır.

zaten nazım hikmet'in yargılanma sürecine bakıldığında daima önce suç olmayan bir nedenle yargılanıp ceza aldığını, ardında da ilk fırsatta o eylemin suç kapsamına alınıp kanunlara eklendiği görülebiliyor.
en son 1950'de chp'nin iktidardan düşmesi ile çıkan afla serbest kalmıştır. ama 50 yaşında olan nazım hikmet yıllar önce askerlik yaparken aldığı çürük raporuna rağmen askere alınmak istenmiştir. kalbinden ve ciğerlerinden rahatsızlığını belgelemesine rağmen ısrarla askere alınmak istenince askeriyenin geçmiş davaların hesabını sormak istediğini düşünerek ve canından endişe ederek yurtdışına kaçmıştır.

bugün nazım hikmet hayranlarının çoğunluğu malesef bunların çoğunu (belki tamamını) bilmez, kimlerin neden bilmelerini istemediklerini de bilmez, merak etmez sormaz.
ama onlara sorsan en kral nazım hikmetçi kendileridir, en çok araştıran, sorgulayan, bilen, düşünen de kendileridir. kendilerinden başka herkes cahildir, düşünmez, sorgulamaz, bilmezler.
onlara şunu söylemek istiyorum "inanmadığın bir şeyi sorgulamak marifet değildir bunu herkes yapar yapıyor, gerçek sorgulama inandığın şeyleri sorgulamaktır sorgulayabilmektir"

yatak arkadaşı

değil arkadaş, insanın insana yapmayacağı şeyler yaparlar.

yoksulluğun kokusu

http://img401.imageshack.us/img401/9981/gerizekali.jpg

biz olsak öcalan'ı asardık

artık asmanın imkansız olmasını verdiği rahatlıkla edilmiş laf.

madem asacan şimdi niye asmıyorsun deniyor da... o dönemde öcalan'ı asmak hukuki olarak hiç bir sorun yaratmazdı. yargılamışsın, idam cezası vermişsin ve asmışsın. hukuki bir süreci işletmiş olurdun.

ama günümüzde idam'ı geri getirsen bile öcalan'ı asamazsın çünkü birincisi hukuka göre kanunlar geriye doğru işletilemezler, ikincisi kanunlar mahkum lehine yorumlanır, yani öcalan idamdan bir kez kurtulduğu için artık idam edilemez.

ancak idam cezasını geri getirirsin abdullah öcalan da bundan sonra idam cezalık bir suç işler ancak o zaman hukuk kuralları çerçevesinde idam gerçekleşebilir.

ama idamını sağlayamıyorsak istifa ederdik sözü son derece doğrudur ve eminim ki yapardı. çünkü madem idam edilmesini istiyorsun ama bir koalisyon içerisinde olduğun için buna gücün yetmiyor hiç olmazsa abdullah öcalan'ı idamdan alan karara imza atmaz o başa bela koalisyonda daha fazla kalmak için çırpınmazdın. mhp o dönem bu basireti gösterse 2002 seçimlerinde değil baraja takılmak en azından 2. parti olabilirdi.

recep tayyip erdoğan o dönemde mhp'nin yerinde olsa gerçekten koalisyondan çekilir ve bu hareketinin karşılığını fazlasıyla görürdü.
işte pazar günkü seçimde neden akp 1. parti olarak çıkacakken, mhp'nin barajı geçip geçmemesi konuşuluyor buradan çok net anlaşılabilir.

hep derim akp böyle rakiplere sahip olduğu için fazlasıyla şanslı. hatta bu kadar şans olmaz kesin muhalefet de amerikanın bir oyunu, bir düzeni. bu seyede gelecek tepkilerin gazını alıyor.

no pasaran

you shall not pass ile neredeyse aynı anlama gelen ispanyolca söz.

anahtar kilit uyumu

bir de şöyle bir şey var;
(hoşunuza gitmeyeceğini biliyorum)

metaforik anlatımda erkek anahtara, kadın ise kilite benzetilir ve bir anahtar ne kadar çok kilit açabiliyorsa o kadar değerliyken, bir kilit eğer sadece bir tek anahtar tarafından açılabiliyorsa değerlidir gibi bir görüş vardır. (evet, hiç bir anahtar tarafından açılamıyorsa o kilit de değersizdir)

işte böyle de bir uyuyumdur aynı zamanda.

rakı ansiklopedisi

her sayfasında anason kokusu iddiası ile gözümden düşmüş kitap. keşke adını "yeni rakı ansiklopedisi" koysalarmış. eğer sen anason'u rakının olmazsa olmazı kabul edersen başta boğma rakı, mastika, arak vb. yani kısacası tekel rakısı olmayan tüm rakıları (ki çoğu tekel rakısından daha köklü bir geçmişe ve kültüre sahiptir) devre dışı bırakmış olunur. eminim rakı deyince anason'dan başka şey bilmeyenleri kafalamak için böyle yazmışlardır ve içinde diğer rakı türlerinden hak ettikleri kadar bahsediyordur ama ansiklopedi iddiasında olan bir kitap böyle ucuz numaralara kaçmamalıydı.

tanıtımlarından gördüğüm kadarı ile rakıyı daha çok istanbul çerçevesinde ele almış, anadoluda rakı kültürünü, çeşitlerini ve yapımını es geçmiş gibi. tabi tanıtımlarda bahsetme gereği duyayıp (ne de olsa kim takar anadoluyu) daha ünlü istanbul rakı kültürünü ortaya çıkarmış ama kitabın içinde bahsetmiş olabilirler. bir de teknik olarak tam anlamıyla rakı sayılamayacak ama anason içerdiği için bu kitapda yer bulmuş içkiler de var. yani rakının tanımını daha çok damıtılmış meyve alkolü yerine anasonlu damıtılmış içki olarak yapmışlar (ki bu bizi rakı konusunda yanlışlara götürür.)

anadolu rakı kültürüne uzaklığı konusunda da mesela rakı-balık'tan bahsetmiş ama et-rakı'dan bahsetmemiş ki türk kültüründe et+içki, balık+içki'den daha köklü daha eskidir. türkler rakı balıkla tanışması rum ve yunan kültürünün etkisi ile başlamıştır. zaten kitapdaki çoğu meyhane de rum meyhanesidir dikkat edilirse. ama mesela bir çukurovalı olarak iyi et (fransızlar bon fillet der) + sek rakı'nın ne büyük bir saadet olduğunu gayet iyi bilirim ve rakı balığa her zaman tercih ederim (tabiki bu bir tercih ve zevk meselesidir ama rakı kültürü içerisinde ihmal edilmemeli.)

bir de benim icadım olan rakı-dondurma kombinasyonu var ki onu da ben buradan paylaşayım;
meşhur bir hikaye vardır bektaşi zürafayı gördüğünde "bu mübarek ne içiyordur ama" demiş. çünkü rakının en keyifli kısmı boğazdan geçerkenki aşaması olduğu kabul edilir. işte dondurma ve rakı birbirinin zıttı olarak rakının boğazda bıraktığı hissi her seferinde maksimumda tutma gibi bir özelliği var. bir yudum rakı aldınız, rakı soğuk olsa da bir sıcaklık hissi oldu, tadı da acımsı, arkasından bir lokma dondurma boğazı resetliyeyip yeniden ilk yudumdaki o hissi yaşamanıza imkan tanıyor. üstelik dondurma içinde bulundurduğu şeker ile rakı'daki alkol'ün daha rahat kana karışmasını sağlar rakının boş yere midede yer işgal etmesini önler (dondurma yoksa başka tatlı da olur) tevsiyem kahramanmaraş kesme dondurmasıdır. eriyip giden alalade bir dondurma rakı masasında pek hoş bir görüntü oluşturmayacağı hepimizin malumudur sanırım.

ve son olarak bir çukurovalı olarak rakı şalgam'ı kesinlikle tavsiye etmiyorum. şalgamın iyisi keskin olanıdır, keskin şalgam da rakı içerken alacağınız hissi azaltır. gerçi insanlar zaten bunun için şalgamla içiyorlar ya. rakıya su koy, yanında su iç, içine buz koy, arkasından şalgam iç, oldu olacak diş doktorundan lokal anestezi yaptır da hiç hissetme rakıyı. rakı içmek bu mudur? malesef daha çok rakı içip bir şeyleri ispatlamaya çalışan kişiler rakı içme hissini minimuma indirip içtikleri rakı miktarını maksimuma çıkarmaya çalışıyorlar. halbuki 20'lik iç ama tadını alarak iç. tadı içerken oluşan o his sana göre değilse de içme, herkes rakı içmeli, herkes rakıyı sevmeli diye bir kural yok. olduğunu iddia edenler var, onlar rakı şaklabanıdır, bir şeyleri ispatlamak için rakı içiyor olmayı kullanır.

bu arada kitap idefix.com'da %30 indirimli satılıyormuş.
bu kitap, rakı denen buzdağının gözüken kısmı olduğunun farkında olarak zevkle okunabilir diye düşünüyorum.
(kitabı okumadım tanıtımlarından vardığım sonuçlar bunlar, tanıtımlarında verdikleri intiba üzerine yorum yaptım. kitabın içi daha başarılı olabilir.)


ek:
tanıtımlarını okumaya devam ederken şöyle bir şeyle karşılaştım hoşuma gitti, paylaşayım dedim;
(yukarı anlattığım rakı-dondurma olayıyla cuk oturmuş)

- fıdda nine; hayatını 1900-2010 arasında antakya'nın yukarıdöver köyü'nde geçiren fıdda nine, 90 yıl boyunca her gün boğma rakı içermiş. bu yönüyle basında sağlık mucizesi türünden haberlere konu edilmiş. birlikte tarla dönüşü evde bir çay bardağı rakı içtiği kocasını 1995'te kaybedince miktarı artırmış. meze olarak tatlı yiyormuş. köy ahalisi onun sarhoş olduğunu ya da taşkın hareketlerde bulunduğunu hiç görmemiş. 109 yaşında gözünde katarakt çıktığı için rakıyı bırakmasından bir yıl sonra hayata veda etmiş.

akp 2011 seçimini kaybederse yapılacaklar

lay lay lomdan daha önemli şeylerdir.

mesela;
tüm birikimimi dövize yatırırım, varsa kredi borcum falan bir an önce kapatmaya bakarım.
3 yıl vadeli araba, 10 yıl vadeli ev alanlar, aklınız varsa benim yaptığımı yaparsınız.

pinpon topu minpon topu deniyor ama akp şimdiye kadar bir şekilde enflasyonu dizginlemeyi başardı, faizlari düşürdü ve parası olanın faize değil ticarete harcamasını, parası olmayanın düşük faizle kredi alıp yine ekonomiye dahil olmasını sağladı. bugün 50-60 milyarı olan her türk vatandaşı üstünü kredi çekip ev almaya hazır.

işte akp sonrası bu durum devam etmediğinde herşey akp öncesi hiper enflasyon yıllarına geri dönecek demektir. yeni gelen iktidar enkaz devraldık sözü ile yatırımları durduracak, oradan elinde kalan parayı yardım vs. olarak dağıtacak (ilk başta güzel gibi duruyor) ama ekonominin hareket alanı daralacağı için kredi faizleri yükselecek, parası olanlar yatırım yapmak yerine paralarını faize yatırmaya başlayacaklar, parası olmayanlar kredi kullanmaya cesaret edemeyecek. hatırlarsanız gecelik repo diye bir şey vardı insanlar ödemesi gereken parayı 3 güç geciktirirse elde edeceği kârın hesabını yapardı.

akp'yi sevin sevmeyin umrumda değil de yerine ekonominin içine sıçmayacak birilerini seçmeye bakın, gözünüzü seveyim.

babalar gününde babasına kondom alan kız

anneler gününde de annesine jigolo kiralayan kızdır.
arasıra da damarlı zenci dildo ile kendisini şımartır.

ego

http://karikaturdelisi.blogspot.com/2010/09/sedat-biraz-yerime-bakabilir-misin.html

karikaturdelisi.blogspot.com

hani bir karikatürü bulmak istersiniz de aklınızda sadece bir kelimesi vardır. ama google'da o kelime ile aratınca alakasız milyonlarca sonuç gelir. işte böyle durumlarda imdadınıza koşan bir karikatür sitesi. tüm karikatürlerin metinleri altında yazdığı için karikatürün içinde geçen herhangi bir kelimeden karikatüre ulaşılabiliyor.

http://karikaturdelisi.blogspot.com/

yapmacık şımarıklık

gıcık bir şımarıklıktan daha beter ne olabilir sorusunun cevabıdır. facebook'la birlikte mi icat oldu yoksa facebook sayesinde mi daha çok görür olduk bilmiyorum ama şu sıralar pek bir rastlar oldum. yapma canım, yapma arkadaşım, yapma güzel kardeşim.

(facebook dedim ama özellikle internette pek çok yerde görülebilir. zorlayınca gerçek hayatta da bulunabiliyor)

iphone maketini gerçekmiş gibi kullanan genç

sniper tarafından vurulan bir insanın son sözleri.

(başlık taşındı ama benim bu yazdığım anlamsız oldu şimdi. neyse formata aykırı değil o yüzden silmiyeyim de ibret için kalsın)

fenerbahçe

ne uzayıp ne kısalan bir takımdır. yapıp yapabileceği bellidir. fenerbahçe tarihini incelediğinizde istisnasız en kötü zamanında da, en iyi zamanında da elde ettiği başarı ortalama her 3 senede bir ligi birinci bitirmektir ve bundan daha iyi veya daha kötü olduğu bir dönemleri olmamıştır. mesela üst üste defalarca şampiyonluk, tüm kupaları almak, avrupada final gibi şeyler söz konusu değildir, tabi küme düşme ihtimali veya 14 sene şampiyon olamama gibi şeyler de yaşamamıştır. fenerbahçenin yapıp yapabileceği ortalama 3 senede bir lig birincisi olmaktır. şu sıralar sanki tarihinin en iyi dönemini yaşıyor gibiler ama dikkatli bakılırsa hala aynı istatistiğe devam ettiklerini görebilirsiniz.

http://www.tff.org/default.aspx?pageid=379
  • /
  • 11
Henüz hiç başlık açmamış.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 215

Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.