confessions

gece

1. nesil Yazar

  1. toplam giri 179
  2. takipçi 0
  3. puan 1224

huysuz şirin

gece
bazılarının sabah yeni uyanmış halidir, homur homur dolaşırlar etrafta. elini yüzünü yıkamadan, bu su soğuk akacak şimdi diye ters ters bakar musluğa dağılmış yatağı kim toplayacak diye yatağa da bir nefret bakışı atılır. boyamanız gereken ayakkabılar, ütüsü kaçmış pantolununuz herbir şey kafanıza hücum eder ve siz homurdanmaya devam edersiniz. ceketinde düğmesi kopmuş bu arada homur homur...

nedensiz can sıkıntısı

gece
bazen yaratamamakla ilgilidir. insan her ne olursa olsun yaşadığımız yüzyılda duyarsız bir kütleye çevrilse de bir şekilde yaratmak zorundadır. sürekli tükettiği hayat ona ağır gelir, bir şekilde bir şeyler eksik yetersiz kalır, o yüzden o nedensiz görünen sıkıntının köküne gidip ben şimdi ne yapsam sahiden ne olsa beni mutlu ederdi ile savaşa başlanılabilir, gerekli olan tek şeyse; (bkz:yaratma cesareti)

çocukken inanılan yalanlar

gece
masallar, hep oradaki gibi birisinin senin için yaratıldığını sonsuza dek onunla mutlu yaşayacağını sanırsın, ama olmaz.çok üzülmezsin bir süre sonra, seni nasıl masala inandırabilmişse annen, büyüyünce hayat kocaman kazılarıyla içinden söker alır masalları! yerine sana yenilerini hediye eder, ona gerçek derler bi de üstelik oysa hemen anımsayalım; ''masallara inanmayan gerçek olamaz...''

unutmak iyidir unutalım

gece
''unutmak, söylenmemiş, yaşanmamış saymak'' üzerine yapılmış bir resim, mektupta yazılanlardan bir kesittir; ''...sonra durmadan içe katlanan bir şeyler vardı aramızda, o baktıkça ben kapanıyordum, ellerimden başka bir şey kalmıyordu geriye, mor bir gece sarıyordu her yanımızı, pembe masal kırıntıları dökülüyordu ayak uçlarımıza, biz sevmeyi nasıl öğrendiysek, unutmayı da öyle öğrendik, ikisi de yerinde ödül, yerinde ceza! açmamak üzere zarfı da gözlerimi de kapadım, başka bir şey kalmamıştı geriye anlatacak, unutmak iyidir unutalım...''

küratör

gece
sanat tarihçisinin, kolleksiyonerinin modernite içerisinde para ve güç isteğinin şan şöhret telaşının bir uzantısıdır. hepsi değil elbette ama çoğunlukla bu sanatın kapitalist sermaye çarklarında en birincil malzeme olduğu düşünülürse fena iş sayılmaz aslında. şöhreti ''üretmeden'' toplayıcılık onu yeni bir konsepette çağa uyarlayıp sunabilme zekası.

martı jonathan

gece
''en yüksekten uçan martı, en uzağı görendir'' aforizması yine bu güzel kitapta yer alır, daha bir çok güzel söz gibi. o yüzden hiç durma kanat çırp jonathan daha yükseğe daha yükseğe...

pablo picasso

gece
ispanyol asıllı deha.dünyanın neresine giderseniz gidin su götürmez bir gerçek ki, en çok tanınan ressam. resim sanat tarihinin mona lisa ı bir nevi. ama neden? picasso küçük yaşta başladığı resim kariyerinde binlerce eser yaratmıştır. ama sadece resim değil seramik, heykel ve resim. çok yönlüdür sanatçı. babasının resim öğretmeni olması dehasının kısa sürede keşfedilmesine sebebiyet vermiştir. o kendini keşfedemeden onu dışarda daha yolun başında keşfeden bir baba. söylenenlere göre hatta picasso nun desenlerinden sonra paletini oğluna hediye edip resmi bırakacak kadar da alçak gönüllü ayrıca. picasso uzun ömürlü bir ressam. örneğin bir egon schiele gibi 30 larında ölmüyor. 90 küsür yıl yaşıyor bu da haliyle bir yüzyılı kapsaması değişimleri görmesi, buna savaşlar da dahil!akımlara kapılıp, akımlara yön vermesine neden oluyor. dönem dönem incelendiğinde picasso mavi dönem le başlatılıyor eserleri; bu dönemde picasso hüzünlü ağır melankolik eserler veriyor. insanlar yalnız bitkin sanki hep bir yası tutuyorlar, derin bir depresyon havası ve sanki söylenmeyen sözlerin ağırlığı şeylerin ağırlığı mevcut. örneklendirelim; http://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/pablopicassopoorpeoplecw2.jpg daha sonra renkler değişiyor sıcak renklerin ağır bastığı tiyatro ve sirk dünyasını anlattığı pembe dönemi başlıyor ardından, george brauque la beraber kubizmin temelini atıyorlar mesela. “herşeyi söylemem ama, her şeyin resmini yaparım” diyen picasso sahiden de ona dokunan karşılaştığı her şeyi her anlatıyı resim diline çeviren bir makina gibi üretmiştir.

bilge karasu

gece
okuduğumuz, yazdığımız bu dili taçlandırmış türk edebiyatının kaşıkçı elması! yaptıkları anlatılarak bitecek şeyler değil, hazine sandığı gibi, ben açıyorum, gerisini görenler keşfedenlerde anlatsın, çoğaltsın isteyerek... (bkz:gece ) (bkz:göçmüş kediler bahçesi) (bkz:kılavuz) (bkz:narla incire gazel ) (bkz:uzun sürmüş bir günün akşamı ) (bkz:troya'da ölüm vardı ) (bkz:öteki metinler ) (bkz:ne kitapsız ne kedisiz ) (bkz:altı ay bir güz ) (bkz:kısmet büfesi ) (bkz:lağımlaranası ya da beyoğlu) metinlerinde yarattığı eş zamanlılık ilkesi, dili ve algısıyla bambaşka bir şey. metnin okuyucuyu seçtiği, kabul etmediği anda suyun dışına attığı taşlar gibi fırlatıp dışarıya bıraktığı kitaplardır karasu' nun yapıtları. kitap bile demek günah, ayıp olur, bildiğin insan ama ne insan! siz onu seçemesiniz...o sizi seçer...yağmalar...yakar... yıkar...yanan bir eve bakarken bir anınız yanınızdan geçer...sana "gitme" der, "incitme beni" der lakin gideceğiniz bilirsiniz..."hortum göz" olan ablalarınızı ve yakınlarınızı aslında hepsini hepsini onun "gece"sinde tanır ve ayıklarınız. "yaşamınız sizin malınızdır artık". ondan geçip de eskisi gibi kalmak...ne mümkündür şimdi... herkes onun "masallarından el almalıdır". el almalı ve yoluna devam edebilmelidir. tadı damağında kalanlar ve ustanın dile yaklaşımının altını çizmek için bir minik alıntı daha; ''benim dilim, çiçek dermek üzere eğilip kalkan bir gövdenin yumuşaklığına, dalgalanışına ulaşmalı.'' (bkz:gece) ölmeye doğduğun, anılar biriktirdiğin, nefesle ilgili, kesintisiz, sevdiğin seviştiğin, nefret ettiğin, baktığın gördüğün, yazdığın çizdiğin, dokunduğun kokladığın, tadını aldığın yeryüzüyle çevrili sana ait yaşamparçası. "usta beni öldürsen e!"

empresyonizm

gece
rilke'nin de dediğin gibi "ışık dize getirilmiştir" empresyonizmde. geleneksel anlayıştan fotoğrafın attığı tekmeyle yörüngesinin dışına çıkan resimin artık gerçek bir göze ihtiyacı olmuştur. gerçekten gören bir göz içinse olanı yakalamaya, belki de o sancıyı kusmaya yarayacak en önemli şeyse "ışık" olduğundan peşine düşülen şeyin nedenselliği açıktır. empresyonist ressamlardaki şirsellik aslında görmenin ilk basamağındaki kamaşmayla paralel gider. "gören" bir zihnin içinde erimeye başlayan renkler aslında öğreti planından çıkıp yavaş yavaş dönüşerek ve özlerindeki sırları fısıladayarak resimdeki yerlerini almaya başlamışlardır. tıpkı şahmeran hikayesinde olduğu gibi öldürülüp haşlanan şahmeran'ın kırk etinin kaynayan suda yüze çıkıp şifasını dile getirmesi gibi, önlerine konulan yapay ışığı kıran empresyonistlere gün ışığında renkler sırlarını vermeye başlamıştır.

yavru kuş yuvada gördüğünü yapar

gece
öğretmenlerin sınıf içerisinde ''sizlere baktığımda ailelerinizi görüyorum'' demelerini açıklar atasözü. çok açıktır ki çocuk evinde gördüğünü dış dünyaya sanki herhangi bir şeymiş gibi taşır uygulamaya başlar. bunların toplumsal uyumuysa zaten kültür dediğimiz uygarllık parçasını meydana getirir.

pinokyo ve gepetto usta

gece
ilginç bir şekilde romanların bilinç altlarında yatan baba-oğul sendromumun kökü olan masal. içindeki oğul sevgisini bir ağacı yontarken ona damıtarak akıtan gepetto nun karşılıksız sevgisinin bir peri tarafından öldüllenirilip, ardından acıyı taşımaktan korkmayıp ona gerçek bir oğul olarak geri dönmesini sağlayacak kadar yücelişinin hikayesi. (bkz:usta beni öldürsen'e)
0 /