confessions

leif erikson

1. nesil Yazar

  1. toplam giri 126
  2. takipçi 0
  3. puan 494

bugün

leif erikson
içinde olduğumuz yaşadığımız gündür diyerekten tanımı yapmış ve formata uydurmuş olayım. sonra bugün... mesela yollardan bahsedelim. belki insanlar biribiriyle çarpışınca tanışıp dost olsun, sevgili olsun diye dar yapmışlar yolları ama herkes çarpıştıktan sonra kavga ediyor bugün. herkesin bir acelesi var ama kimse bir yere gitmiyor. herkes yollardan şikayetçi, yolları dinleyen kimse yok. üzerindeki yaşanmışlıklardan bıkmış yolları kimse takmıyor bugün. bir zamanlar duvarlara insanlar sevdiklerinin adını yazarmış parlak kırmızı boyayla hemen yanına kendi isimlerini iliştirerek. sonra sloganlar yazarlarmış devrim adına. duvar bir iletişim aracıymış doğrudan ve insandan insana. şimdi duvarların üzerine tabelalar kondurup afişler, bilboardlar hazırlıyorlar tek bir tanesini umursamadığım şeyler üzerine. ben duvarların üstü kapatılmasın istiyorum. birileri üzerini kapatacak yeni duvarlar inşa etme derdinde bugün. kelimelere gelince en çok onlara üzülüyorum. bir de yaşarken unutulan insanlara. çünkü aynı şeyi yaşıyorlar. ne güzel kelimeler var aslında nedense kullanılmayan. zamanında çokça kullanılmış nedense beğenilmemiş. her bir şeyi kırpıp elli kelimeyle anlaşmaya çalışmamız anlaşamıyor olmamızın nedeni bugün. yaşarken bakmadığımız şeylere değinmiyorum bile. yıldızlar mesela. bence kimse bakmadığı için kayıyorlar. güçsüzlüğünden ortamı eğlendirmeye ve ilgi çekmeye çalışan insanlar gibiler işte. kayınca dikkat çekiyorlar. oluyor böyle şeyler evet. not: yazılanlar bir yazarın buhranlarıdır çok da sallamayın.

everyday is like sunday

leif erikson
yaşayan dahilerden morrissey'in akıllara ziyan bir şarkısıdır. trudging slowly over wet sand back to the bench where your clothes were stolen this is the coastal town that they forgot to close down armageddon - come armageddon! come, armageddon! come! everyday is like sunday everyday is silent and grey hide on the promenade etch a postcard : how i dearly wish i was not here in the seaside town ...that they forgot to bomb come, come, come - nuclear bomb everyday is like sunday everyday is silent and grey trudging back over pebbles and sand and a strange dust lands on your hands (and on your face...) (on your face ...) (on your face ...) (on your face ...) everyday is like sunday win yourself a cheap tray share some greased tea with me everyday is silent and grey

benim hala umudum var

leif erikson
özellikle akustik versiyonu aşmış olan mazhar alanson şarkısı. benim hala umudum var isyan etsem de istediğim kadar inat etsem bile bırakmazlar sahibim var benim hala umudum var seviyorlar bazen soruyorlar hayran hayran seyret ister katıl ister vazgeç güzel günler bizi bekler eyvallah dersin olur biter boyun büküp önünde ağlasam sessizce şu garip gönlüm affolur mu? bu fırtına durulur mu? benden adam olur mu? korkarım aşka zararım dokunur mu? elvada sana yeter tamam bitsin artık bu dram bu fotoroman ham meyvayız hala koparmışlar dalımızdan güzel günler bizi bekler eyvallah dersin geçer gider bıraksam kendimi şöyle oh ne rahat bu da geçer gülüm yaşamana bak alınacak dersler var sorulacak sorular bu da geçer gülüm bizden bu kadar

hüznün kuşları

leif erikson
mazhar alanson'un muhtelif cemal süreya şiirlerinden alıntılayarak bestelediği o çok güzel, çok hüzünlü şarkı. ben bütün hüzünleri denemişim kendimde canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını bir bir denemişim bütün kelimeleri yeni sözler buldum seni görmeyeli kuliste yarasını saran soytarı gibi seni görmeyeli kasketimi eğip üstüne acılarımın sen yüzüne sürgün olduğum kadın kardeşim olan gözlerini unutmadım çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat sen tutar kendini incecik sevdirirdin bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa şanssızım diyemem ben kendi payıma hain bir aşk bu kökü dışarda olur böyle şeyler ara sıra olur ara sıra

uçurumda açan

leif erikson
cemal süreya'nın ''kan alır'' diye amiyane bir tabirle andığım inanılmaz şiiri. aşktın sen kokundan bildim seni bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu taşıttan indin sonra da karşıya geçtin elinde bir tuhaf çanta saçında soku akıl almaz işleri şu zambakgillerin sokakta bir sövgü gibi akıp gittin gözlerin sonsuz uzun sonsuz çekikti baksan uçtan uca çin seddi’ni görebilirdin yanındaki adam mutlaka kardeşindir istanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir aşktın sen gidişinden bildim seni neye yarar sağduyuyu aşmazsa şiir birbirimizi kucaklarken neye yarar kucaklamıyorsak eski yeni sevgilileri diyorum çoğunca evli kadınlar bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar bilir misin acaba ne demiş tilki kişi bir anda nasıl çarpılıverir kuliste yarasını saran bir soytarı gibi giderek nasıl anlaşılmaz olur sözleri ömer ki bir gölü balığı için değil kamışı için vergilendirdiydi ama değnek vurulurken zavallı uğruya yüzüne ve neresine gelmesin derdi selam size büyük durumlar doruk anlar dağ görgüsü kazanır ağrı’yı bir kez görse de kişi marmara’dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği okyanusu beş dakika seyretmekle kavrar belki de biraz geç rastladım sana ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza 1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu ağır uykusu aldatılmış olanın ve aldatanın delik-deşik uykusu taşıttan indin sonra da karşıya geçtin divan nâzım hikmet ikinci yeni kaç gündür adını düşünüyorum ne demiş uçurumda açan çiçek yurdumsun ey uçurum

yani

leif erikson
fırat tanış'ın yazdığı emre altuğ'nun ilk albümünde yorumladığı şarkı. son zamanlarda sıklıkla internette dönen fırat tanış'ın söylediği akustik versiyonun çok daha iyi olduğunu da kabul etmek gerek. geçtiğimiz yolları arıyor gözüm yine sanırım şehir uzakta kalıyor ellerimi uzatsam tutmak isterim günü ama güneş her gece tepemde doğuyor yani olmuyor, olmuyor istesem de kimse gelmiyor, beklesem de yani olmuyor, olmuyor istesem de kimse gelmiyor yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile uzun cümleler kurardım konuşurken eski filmlerde kaldı böyle sözler deniyor ama şimdi filmler bile eskimiyor
0 /