confessions

sunshine

2. nesil Yazar

  1. toplam giri 2094
  2. takipçi 0
  3. puan 10785

fıkra

sunshine
bill gates evlenmiş. ertesi gün karısı boşanma davası açmış. hakim : "manyakmısın be kadın, onca servet, ün falan," demiş. kadının cevabı kesin : "hakim bey, ben şimdi anladım "micro" ve "soft "un ne anlama geldiğini . . . !"

kızıyla birlikte büyüyen kadın

sunshine
tüm anneler gibi , çocuklarıyla birlikte büyüyen annelerden biridir.
büyürsünüz ; her anlamda anneye muhtaç minicik bir canlı getirmişsinizdir dünyaya .
büyürsünüz ; sabrınız büyür, "asla dayanamam" dediğiniz şeylere dayanırsınız.
büyürsünüz ; dayanıklılığınız büyür. "top patlasa duymam" derken, her hareketini duyarsınız, yorulmayı unutursunuz.
büyürsünüz ; cesaretiniz büyür. köpekten ödünüz patlarken, kendinizi köpeğin önüne atarsınız.
büyürsünüz ; korkularınız büyür, en iyisini ister, diler, endişelenirsiniz.
büyürsünüz ; yaşamı iyi anlatıp , öğretmeniz gerekir.
büyürsünüz ; o da sizinle büyür , bir gün bakarsınız en iyi arkadaşınız olmuş
iyi ki büyüdük beraberce dersiniz .

baba

sunshine
doya , doya söyleyemediğim sözcüktür. ben çok küçüktüm , onun gidişi çok erkendi. "her veda erkendir" derler , bizimki çok erkendi . o büyüdüğümü göremedi , ben ona hep hasret kaldım . onun gidişiyle öfke doldum her "babalar gününde" . benim boynuna sarılacak , kucağına kıvrılacak , sıcaklığını duyacak bir babam olmadığı için . okullardan verilen formlarda uzunca bir zaman onu "sağ" olarak işaretledim . ondan kopmak olacaktı sanki , onsuzluğu herkese duyurmak . her gece rüyama girsin diledim . baba seni çok özledim . ışıklar içinde yat.

bir genelev ve bir cemaat

sunshine
internette dolaşan hoş bir anekdottur. tanıdık mı geldi? gelir. gelir.

küçük kasabanın birinde, bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, arazisi üzerine bir genelev inşa etmeye başlamış.

imam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler, ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar.
tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için hergün beddua etmekten öteye geçememiş.

inşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş.

caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler,
ancak genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direk veya indirek olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddası ile camiye karşı tazminat davası açmış.

cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler,
bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler.

gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkemeye günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
-"bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum," demiş.
....ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.
taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi,
diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati...!"

sözlükte neler oluyor

sunshine
üzüntüyle izlenen gelişmeler oluyor şeklinde cevaplanacak sorudur.
kadın sözlükte olduğumuzun farkında mıyız değerli yazarlar ?
duyarlı, duygulu, zarif, ölçülü, yaşamın güzelliklerine imza atan kadınların ve değerli katkılarıyla, karşı cinsin bakış açısını bizlere anlatan erkek yazarların paylaşımda bulunduğu, bilgi birikimlerini, yaşam deneyimlerini, zaman zaman da anılarını paylaştıkları sözlük. söyleyecek sözü olan herkese açık , özgür bir ortam değil mi ? özgür olduğu kadar seviyeli bir ortam. burası kadın dayanışması, kadın paylaşımı için bulunmaz bir alan. güzel dostlukların kurulduğu, keyifle zaman geçirdiğimiz sözlük.
peki neden sol tarafta kadın sözlüğüne yakıştıramadığım başlıklar görüyorum. cinsellik hayatın içinde, küfür de hayatın içinde ama dozuna dikkat edilmesi gerekiyor, özellikle burada kadın sözlükte. çünkü bu başlıklar hatta daha ölçüsüzleri sanal ortamda bulunan sözlüklerde bol miktarda açılmakta, sayfalarca yazılmakta hepimiz biliyoruz. farklı olmak için çıkmıştık yola. farkımızı koruyalım . en azından deneyelim. olmaz mı ?

özel ektir : yanılmadığımı "eksileyerek" ödüllendiren yazarlara teşekkürler, burası benim sözlüğüm olmaktan çıkmış. !!!

fıkra

sunshine
dün geceki sevimsiz saldırıdan sonra biraz gülelim mi ? fıkra gibi , yaşanmış bir olay : 1960"lı yıllar,elazığ akıl hastanesinden deliler kaçar,elazığın cadde ve sokaklarına dağılır. 423 deli kaçmıştır. o zamanın ünlü doktoru mutemet bey hastanenin baş hekimidir. doktor bey ne yapalım derler. mutemet bey bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin der. doktor önde birkaç personeli arkasında tren-tren oynayarak elazığı dolaşır. bütün deliler bu kuyruğa girer vagon olur. hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir.

israil'in yardım gemilerine saldırısı

sunshine
tüm tv kanallarında konuklarla , canlı yayınlarla aktarılan , yorumlanan , saldırıdır.
ülkenin bir çok yerindeki protesto gösterileri de canlı olarak ekranlara getirilmiştir. iyi de güzel yurdumun güzel insanı iskenderun'da da 6 askerimizi şehit verdik , nerede haberleri , nerede protesto gösterileri ? vatan toprağı uğruna , gencecik fidanlar her gün soluyor neredeyse , dün 3 şehit vardı , 2 şehit cenazesi , bugün 6 can daha . daha mı az değerli bu şehitler , düşünmeden , lanet etmeden duramıyor insan .

sizin hiç babanız öldü mü

sunshine
boynumu bükerek, "evet" diye cevapladığım sorudur.
"o" gitti, ben eksik kaldım. ben ona geç kaldım, o beni çok erken bıraktı. eminim, yanımda olmayı, büyüdüğümü,okuduğumu, anne olduğumu, kızımı görmeyi isterdi. ben de eksik kalmaz istemezdim. mezuniyet törenlerinde annemin yanında olsun isterdim. iş yerimde beni ziyaret etsin, benimle gurur duysun isterdim. kızımı kucağıma aldığımda, omuz başımdan " senin bebekliğine benziyor" demesini isterdim. yaşıtlarım, "babam geldi , babam gitti, babam şöyle - böyle dedi, diye anlatırken, ben de babamla yaşadıklarımı anlatmak isterdim. ah be babam, ben senin ardından çok eksik kaldım.yüreğimde hep bir eksik var.kocaman.

kızım

sunshine
16 yıl önce, bugün dünyama gelen, herşeyim ve herkesim.

genç bir kadın olma yolunda hızlı adımlarla yürüyen, gözümde asla büyümeyecek cici bebeğim. yalnız kalışlarımızda, minicik elini tutarak cesaret bulduğum, ona sahip olduktan sonra bir sürü korku büyüttüğüm, hep gurur duyduğum, gülüşünde cenneti bulduğum, varlığıyla beni bir kadının sahip olabileceği en güzel ünvanlarından biriyle taçlandıran yol arkadaşım, can yoldaşım, nefesim. şansının ve yolunun açık olmasını dilediğim her 30 ağustos'ta, beni duygudan duyguya sürükleyen güzellik. hep böyle kal, değişme. nice yeni ve mutlu yaşlara güzel kızım .

duygusallaştıkça dağılan yazar

sunshine
tüm değerlerin yerle bir edildiği,
özgürlüklerin her gün baltalandığı,
dost kazığı yememiş kimsenin kalmadığı,
vefanın semt adı olarak hatırlandığı,
inançların yerden yere vurulduğu,
kutsal saydıklarımızın çiğnendiği,
ve tüm bunlar olup biterken,
insanlık denilen vasfın ruhuna fatiha derken,
dibine kadar duygusallaş sevgili yazar dediğim .. insan evladıdır.
duygularımız kalsın ki , arasıra gözlerimiz yaşarsın , iyiliğe ya da kötülüğe ,
acılar terbiye derken ruhumuzu , hüzünler geçsin gözlerimizden ..
duygusallaş... duygularını sakın kaybetme emi !!!!

fıkra

sunshine
temel'in bir koyunu varmış. bütün gayrete rağmen koyun gebe kalamıyormuştemel düşünmüş tasınmış ve bu konuda nam salan koçun sahibi idris ile konuşmaya karar vermiş.
idris:
-tamam, koyunun koçum ile çiftleşebilir ama 5 ytl alırım. demiş. bunu seve seve kabul eder temel ve ertesi sabah koyununu el arabasına oturtur idris`in yolunu tutar. koyun ile
koç çiftleşir. ama temel tedirgindir ya hamile kalmazsa diye sorar:
koyunumun hamile olduğunu nereden anlayacağım?
idris: -sabah kalktığında eğer ayakta ise hamile değil.eğer yatıyorsa hamiledir. der.
sabah olur temel koşarak gider ahıra ama koyun ayaktadır. oflayıp yine el arabasına koyunu
koyup idris' in ahırına gider.
bu sefer 3 ytl alır. ayni şeyi söyler idris, ayakta ise değil, yatıyorsa hamile...
sabah olur ancak yine koyun ayaktadır. yine gider idris in ahırına ve bu sefer ona acıyan idris 1 ytl alır ve hayvanlar yine çiftleşir.
takip eden gün temel' in cani hiç ahıra gitmek istemez ve karisi fadime ye seslenir:
şu ahıra bi baksana koyun ne alemde ayakta mı, yatıyor mu?
fadime gider bir zaman sonra gelir. temel sorar:
koyun ne durumda, ayakta mı yatıyor mu?
fadime gülerek cevap verir:
ne ayakta ne de yatıyor, el arabasına binmiş seni bekliyor...

yaşadım ulan dibine kadar

sunshine
can yücel 'e ait bir şiirdir. moral destek için önerilir. boşver be yaşı başı! gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver? şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan, sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver? koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını, gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama gömme başını toprağa bir çift güzel söz uğruna. bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda, ama aklını kaybedecek kadar bir aşk varsa avuçlarında, bırak aksın yollarına. yak geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın. sen inan yüreğine, hem ona geçmezse kime geçer sözün?.. büyü büyü... bak ellerin ayakların kocaman, aklında maaşallah yerinde, e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye. akıllı ol, yüreğin gelir peşinden, boşver yaşı başı, aşk var mı aşk, sen ondan haber ver? takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere. o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün, atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü. öl gitsin... parayı pulu savurup, bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır istediğin, savrul gitsin... boşver be yaşı başı, kim tutar seni kim, kendi yüreğinden başka kim? aklını da alda öyle git, ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git. dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine. o biri de gelir gerçekten istediğin oysa, seveceksen ve öleceksen uğruna... yaşa be yaşa da öyle git, gireceksen toprağa... yaş yetmişe gelse bile, hayat daha bitmemiş, sen mi biteceksin? çekeceksen bile bayrağı, yaşadım ulan dibine kadar diyemiyecek misin?

fıkra

sunshine
devlet, van'da kadınların hepsine spiral takılması direktifi vererek sağlık ekibini göndermiş. (gazetelerden) önce tüm kadınlar karşı çıkmışlar, "spiral nedir" falan diye kocalarına sormuşlar; onlar da bilmiyor. ama, emir büyük yerden, elden ne gelir. devlet, kanun..... mecburen sıraya girip taktırmışlar. köyde erkekler kendi aralarında karılarına takılan bu aletin ne olduğunu tartışırken, devletin, ergenekon davası ile ilgili olarak, kendilerini dinlemek için taktırdığına karar vermişler. ilk günlerde evlerde ciddi konular konuşmamaya falan dikkat ederken hepsini almış bir korku. "ulan konuşmuyoruz iyi güzel ! de, karılarımızla nasıl beraber olacağız, devlet bizi dinliyor..!" aradan 10 gün kadar geçmiş, canları da fena halde çekiyor.. sonunda birisi dayanamamış ve gece kuşku ile etrafına bakınarak, ağzını karısının bacakarasına doğru iyice yaklaştırdıktan sonra, vajinaya eliyle 2 kez tıklayıp usulca seslenmiş: ''aloooo! savcım hörmetler, kusura bakmayın 'bi girip çıkacam......"

fıkra

sunshine
şişman bir adam, cok şöhretli bir doktorun muayehanesine gidiyor, konu zayiflamak istemesi. doktor, bir hafta kullanmak üzere, isimsiz bir hap veriyor kendisine. ilk kullandığı gece, uyur uyumaz rüya görmeye başlıyor adam. bir saray icinde, etrafinda onlarca cariye, sabaha kadar bir onla, bir bunla sabah uyandiginda, kan ter icinde... her gece ayni sey, bir haftanin sonunda butun fazla kilolar atilmis durumda. gunler sonra yolda sisman bir arkadasina rastliyor ve nasil kilo verdigi soruluyor. durumunu anlatiyor, o arkadasi da doğru doktorun calistigi hastaneye gidiyor ve doktor ona da ayni tedaviyi uyguluyor. ilk gece,adam rüyasında bir sarayda! ama etrafında cariyeler yerine onlarca iri yari zenci... tutarlarsa adami fena yapacaklar. bizim şişman önde, onlarca iri yari zenci peşinde.... başlıyorlar sarayin içinde koşuşturmaya... üçüncü gün sonunda adam z ayıflıyor ama dayanamıyor ve telefon ediyor doktora. "ya doktor bey, neden arkadaşımla benim rüyalarım farklı? "o cariyelerle işi bitirirken, ben neden irzima gececek zencilerden kacip duruyorum. doktor biraz düşündükten sonra sorar: 'siz hastaneye mi gelmiştiniz, muayenehaneye mi?"

trust me i am a doctor

sunshine
çevresinin ne dediğiyle çok da fazla ilgilenmemesi gerektiğini önerdiğim yazardır. kendisine karşı büyük bir haksızlık içindedir. karşındakilerinin anlayabildiği kadar değil , yüreğinin ve beyninin erişebildiği boyutta değerlisin demek istediğim sevgili dostumdur. ayrıca kesinlikle unutmamalıdır, "padişahın bile arkasından konuşan" bir toplumun devamında yaşamaktadır.

orion

sunshine
"yapacak çok şeyi olan insan inançlarını ve genel düşüncelerini hemen hemen hiç değiştirmeksizin korur." demiş nietzsche .
doğru bildiklerini yazdı, söyledi ve gitti. ilerleyeceği yolların hep açık olmasını dilediğim yazardır.

30 temmuz 2011 istanbul zirvesi

sunshine
sonunda anadolu yakasında gerçekleştirilen, katılımı yüksek, verdiği keyif ve mutluluğu daha da yüksek zirvedir.
özlenenlerle özlem giderilmiş, ( nefeş , tunaqua, timemechanic, deepseven, trust me i am a doctor )
özlenecekler listesine yeni isimler (cmhsolton, madworld, hepboyleuzunbirnickimolsunistedim, akanc, system error, dinazorus bülentus) eklenmiştir.

orada olup, varlıklarıyla güzel ötesi bir gün geçirmemizi sağlayan tüm yazar dostlara teşekkür borç bilinir efendim. hepiniz ayrı, ayrı iyi ki varsınız.

vasiyet

sunshine
kendi adıma yalnızca iki cümlelik belgedir.
kızıma ;
-hep kendin gibi ol, sakın değişme. ve beni hatırla,ola ki unutursan, ben o gün ölürüm.
-sağlam tüm organlarımı bağışla ve ruhumu mutlu et ...

kadının en büyük pişmanlığı

sunshine
ukdeci: tunaqua

duygularının rehberliğinde yaptığı seçimdir.
bir gülüş, bir tatlı söz, bir iltifat, bir jest, bir incelik duygudan duyguya sürüklerken kadınları, hesapsızca akıverirler yaşamın deli dolu çoşan taşan nehrine. incinir, örselenir, kırılırlar belki. pişmanlık o nokta da,aynadır artık ! yüreklerinin karşısında.

kerem

sunshine
bu akşam görür görmez aşık olduğum yakışıklıdır. hastahanede karşılaştık onunla. beyaz takımları içinde çok şıktı. saçları berber elinden çıkmış gibiydi. pürüzsüz teni pırıltılıydı sanki. çok sakin, çok sessiz bir genç adamdıah, ah yaktı geçti. daha çok can yakar bu yakışıklı. bana yazmama perhizimi bozdurdu, bu yakışıklı. sözlük ahalisini haberdar edeyim istedim.
oooo bir yakışıklı,
oooo bir süt kokulu,
oooo tunaqua'nın birtanesi,
keremmmmm.
iyi ki doğdun cici bebek. anne ve baban tamamlandılar seninle. uzun ve güzel bir ömrün olsun.

arwen

sunshine
dünyanın en güzel ünvanlarından birine sahip olmuş, keyfin "doruk" larında olduğuna inandığım yazardır. sağlıkla ve güzellikle büyütün. hatta daha iyisi beraber büyüyün. kutlarım.

sözlük kuralları

sunshine
olması ve uyulması gereken kurallardır.
hepimiz farklı aile eğitimi ve alt yapıyla yetiştirilmiş , farklı meslek gruplarına üye , yaşama bakış açısı farklı, sevdiklerimiz ve sevmediklerimiz farklı bireyleriz. savunduğumuz görüşlerde farklı .hiç birimiz ummuyoruz ki , herkes, her yazdığımızı beğensin, bize hak versin . biraz bilgi paylaşımı , biraz duygu paylaşımı , biraz da eğlence değil mi ? burada var oluş amacımız.
imla kuralları ile ilgili moderatör arkadaşların büyük bir çaba içerisinde olduğunun hepimiz farkındayız. neden ayni özen , dikkat ve çabayı başlık açarken , betim yazarken gösteremiyoruz. eğlenmek güzeldir ama kadin sözlük, benzerlerinden farklı olmalıdır. olmak zorundadır.aydınlanmayı bekleyen çok sayıda kadın ve kadın adayı genç kızımız var toplumumuzda, sayıları asla göz ardı edilmemesi gereken. sığ sulara sürüklenen sözlük gemisinin, en kısa zamanda rotasını değiştirmesi en büyük dileğimdir.

imkansızı sevmek

sunshine
bir üst aşaması imkansız aşk olandır . en güzel cem yıldız anlatmıştır sanki ;

gecenin en siyahinda,
umudun bittigi yerdeyim..
köseyi dönsem ölüm..
düz gitsem hayat..
gölgeler içindeyim..
sen imkansizsin,
sensizlik imkansiz,
ask imkansiz ..

çemberin en disinda
en çikmaz sokaktayim
çiglik atsam sessiz
sussam yine çaresiz
gölgeler içindeyim..

babalar günü

sunshine
yıllardır beni hüzünlerin en koyusuna mahkum eden gün.
"o" yaşasaydı , tüketim çılgınlığı demez , piyasa canlandırması demez , uydurulmuş gün demez , ben de ona heyecanla hediye aramaya çıkardım . ama en çok hediyesini vermeden önceki öpücük ve sarılma anını uzatırdım. kokusunu içime çeke çeke öperdim ,
kollarım yettiği kadar sarılır , onun kucağında kaybolurdum . onun yemek masasının üzerine oturtup yemek yedirdiği küçük kızı olmak isterdim yeniden. sıcaklığını unutmaya başladım , kokunu hatırlamıyorum , "baba" diye seslenen birini duyduğumda hala boynumu büküyorum . baba seni çok özlüyorum . her neredeysen umarım sen de beni özlüyorsundur ve hala çok seviyorsundur.

fıkra

sunshine
adam cennetin kapısına gelir. kapıdaki melek sorar:
"din?"
"hristiyan" der adam. melek elindeki listeye bakar ve:
"28 numaralı oda," der.
"yalnız 8 numaranın önünden geçerken sessiz ol." bir başka adam gelir.
"din?"
"budist"
"18 numara. yalnız 8 numaranın önünden geçerken sessiz ol." bir adam daha gelir.
"din?"
"musevi"
"11 numaraya git. yalnız 8 numaranın önünden geçerken sessiz ol."
"farklı dinler için farklı odaların bulunmasını anlıyorum," der adam. "ama neden 8 numaranın önünden sessizce geçecek mişim?"
"8 numarada müslüman var." der melek. "müslümanlar kendilerinden başkası buraya gelemiyor zannediyorlar.

nedim şener

sunshine
18 şubatta aşağıdaki satırları kaleme almış gazeteci, yazardır.

"gazeteci hesap soran ve hesap verebilen kişidir

soner yalçın’ı da aldılar... hrant dink cinayetinde ihmali ve sorumluluğu bulunanların, ergenekon soruşturmasını yürüten polisler olduğu anlaşıldığından beri bana yapılan uyarıların ardı arkası kesilmiyor. şimdi de “sıra sende. soner’e söylüyorduk, bak, oldu. bavulun hazır mı birader? kalın pijaman, yün donun tamam mı kardeş?” diyorlar. ne korkunç! doğruları yazanın, sesini yükseltenin yeri hapishane mi? bunu herkes biliyor ve en acısı bunu herkes kabulleniyor. kabullenme bir yana, bunun şakası, mavrası yapılıyor. gazeteci, okuru adına herkesten hesap sorduğu gibi herkese hesap verebilen adamdır. gazeteci, şefine, müdürüne, meslek örgütlerine, savcıya, hakime, en önemlisi okura hesap verebilmelidir.''

iskenderun deniz komutanlığı'na saldırı

sunshine
ne zaman duracak bu acı , bu kan , bu gözyaşı diye isyan ettiren hain saldırıdır.

6 fidan gibi genç , 6 ocakta yangınların en beteri . evlat acısı bu ya ? neye benzer hissedebilen var mı ? canınızda büyütürsünüz , bir gülüşüyle dünyadaki en mutlu insan olursunuz. düşüp ufacık yara aldığında canınızdan can kopar . korur , kollar , sarar , sarmalar büyütürsünüz. gün gelir ,vatan görevine gönderir, bayrağa sarılı tabutunu alırsınız.
nasıl bir dayanılmaz acıdır ? nasıl bir yürek feryadıdır ? canından can kopmuşken , nasıl dayanır ki insan ?

ama tabi unuttuğum bir konu var "askerlik, yan gelip yatma yeri değildi " değil mi ? unutmuşum ! affola !

çok güzel öldüler

sunshine
çalışma bakanımıza ait veciz bir açıklamadır.

madende hayatını kaybeden işçilerin bedenlerinde yıpranma olmadığını anlatmak için kullanılan , dinleyeni dumur eden , madencilerin aileleri düşünülüp , kahrolunan açıklamadır." yazıklar olsun" , "ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun" şeklinde isyanlarla izlenir.

fıkra

sunshine
adamin biri bara girer ve kendisine bir icki soyler. barmen bir robottur. adama mukemmel hazirlanmis bir kokteyli cabucak servis yaparken sorar: -iq'un kac?" adam -150" diye cevaplar. robot adamin iq seviyesine gore sohbete baslar, uzun uzun quantum fizigi, kuresel isinma, biyoteknoloji, ekonomi, insanligin seksuel gelisimi uzerine konusur. adam robotun bilgisinden etkilenerek kendi kendine-bu gercekten inanilmaz diye dusunur ve robotu denemeye karar verir. bardan kalkar, tekrar kapidan girer bara gelir ve yeni bir icki soyler. robot yine mukemmel hazirladigi ickiyi cabucak servis yapar ve sorar: -iq'un kac? - adam -100 civari diye cevaplar. robot bu kez uzun uzun sohbete baslar ama bu kez futbol, borsa,arabalar, raki ve gogusler hakkinda sohbet acar. cok etkilenen adam robotu bir kez daha test etmeye karar verir ve tekrar kalkar. yeni bir musteri gibi bara yaklasir bir icki daha soyler. robot cabucak servis yaparken sorar: -iq'un kac? adam, -mmm, sanirim 50 civari der. bunun uzerine robot, adama son derece yavas bir bicimde su cevabi verir: - ya...ni... yi...ne... ta..yy..ip'e oy ve...re...ceksin...de...se...ne !

fıkra

sunshine
karıkoca birlikte tatile çıkarlar. gittikleri yerde kamp kurarlar. tatillerinin ikinci gününün akşamı güzel bir yemek yiyip uykuya dalarlar. birkac saat sonra kadın uyanır ve kocasını da uyandırır.adam uyku sersemidir; güzel bir rüyadan uyandırıldığı için de biraz kızgındır: 'ne oldu?ne istiyorsun?' diye sorar. yukarıya bak ve bana ne gördüğünü söyle.' adam gökyüzüne bakar ve cevap verir: -'bunun için mi uyandırdın beni?.baktım işte. bir sürü yıldız görüyorum,ışıl ışıl parlayan milyonlarca yıldız. karısı tekrar sorar.peki, bu sana neyi gösteriyor? artık iyice uykusu kaçan adam biraz düşünür ve cevap verir: 'teolojik olarak allahin kudretini ve kendi acizliğimizi görüyorum. felsefi olarak, evrenin sonsuzlugunu ve onun karşısındaki önemsizliğimizi görüyorum. astronomik olarak galaksilerin,yıldızların, gezegenlerin varlığını görüyorum. yıldızların konumuna bakarak saatin 3 olduğunu görüyorum. meteorolojik olarak da bugün havanın çok güzel olacağını görüyorum. niye sordun bunu bana? sana neyi gosteriyor? --neyi gösterecek ? 'gerizekalııı , çadırımızı çalmışlar!!!!!!!!!!!!!

fıkra

sunshine
ilkokul 5. sınıfta resim dersinde ögretmen 'çocuklar konu serbest, hayvan resimleri çizin bakayım' dedi. 10 dakika sonra küçük ahmet el kaldırdı.ögretmen yanına geldi.resim kağıdının üzerinde bir sinek duruyordu. çocugun bu sinekten sikayetçi oldugunu zanneden ögretmen eliyle sinegi kovaladi ama hayvan hiç hareket etmedi. biraz daha dikkatli bakinca da sinegin gerçek olmadığını farketti. bu bir sinek resmiydi. öğretmen saskınlıkla sordu: -sen mi yaptın oglum bu resmi? -evet ögretmenim. -peki bir de at resmi yap bakayım. küçük ahmet öyle bir at resmi çizdi ki. at, sanki kağıttan fırlayıp çikacak. o kadar canlı.... saşıran öğretmen: -yavrum beni hemen babana götür. sen müthis bir yeteneksin. burada harcanmaman gerekir.derhal güzel sanatlara transfer olman lazim. babanla konusmalıyım, dedi. son dersten sonra ahmet'le beraber yola koyuldular.dar bir patikadan bir gecekonduya geldiler. içerde, yatakta, dizlerini karnına çekmiş, üzerinde yorganı bir adam yatıyordu. ögretmen konuşmaya başladı. -geçmiş olsun efendim. -tesekkürler. -ben oğlunuzun.... -allah kahretsin oglumu. -aman böyle söylemeyin, yaptigi resimler... -onun yaptığı resimler yerin dibine batsın. -ama beyefendi böyle yetenekli bir çocuğun... -yeteneğine başlatmayın şimdi. -peki ne oldu, niçin böyle kızgınsınız oğlunuza? -neden olacak, dün gece eve biraz çakırkeyif geldim. bu eş..oğlusu sobanın üzerine çıplak kadın resmi çizmiş..

hasta nazı

sunshine
hastalanan erkekse, bu nazlanma eylemi tavan yapar. soğuk algınlığı geçirirken, ölümcül bir hastalığın pençesindeymiş gibi davranır. elinden geleni ardına koymaz. sabredin. iyileşmesi için elinizden geleni yapın. ve yine sabredin...

eksi ver ama oy ver

sunshine
sözlük sloganı olabilecek önermedir.

kendi adıma, sözlüğe girebildiğim zaman gün içinde yazılmış, tüm betimleri okumaya çalışıyorum. emek harcanarak can verilen, tüm betimleri de oylamaya çalışıyorum. eksi oy vermeyi sevmiyorum. kimseyi üzmemek, kimsenin canını sıkmamak adına, oylamadan geçiyorum, hoşlanmadığım betimleri. bu kadar yakınma varsa, gerçekten ters giden bir şeyler var sanırım. yazılanlar okunmuyor ve oylanmıyor. ya da sadece "arkadaş"betimleri mi okunup, oylanıyor diye de düşünmeden edemiyorum. o zaman işimiz çok zor. bu kısır döngüden çıkamayacağız demek ki ! biraz gayret, yazdığımız kadar okusak, biraz okumaya gayret etsek, zaman ayıran, emek sarfeden yazarları biraz daha gayrete getirebiliriz diye düşünüyorum. kimbilir daha da canlı, daha da aktif bir sözlük olabiliriz gibi. oluruz! oluruz !

burası seks otobüsü değil

sunshine
namus ve ahlak bekçiliğine soyunmuş iett şöförü söylemidir.
ülkenin içinde bulunduğu ve hatta freni patlamış , yokuş aşağıya gider durumda hızlanarak , sarsılarak , ilerlediği "imamin ülkesi" olma yolunda hız rekorları kırdığı durumun özetidir. tüm hak ve özgürlükler sırayla , yavaş yavaş "münferit olaylardır" efendim, söylemiyle ;alıştırıla alıştırıla yaklaştığımız islam devletinin sinyallerini vermektedir.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17576401.asp?gid=381

sözlükte aradığını bulmak

sunshine
ne aradığınıza bağlı olarak gerçekleşen durumdur.
yaşananlardan heybesinde biriktirdiklerini paylaşan yazarlar sayesinde, pek çok duygu ve düşünceye ulaşırsınız.
en keyiflisi de sıcacık, samimi ve içten dostlar bulursunuz.ummadığınız anlar da , dost bir selamla gönlünüzde, güneşler açtıran ...

kemalizm

sunshine
kemalizm dediğimiz zaman, çercevesini çizdiği, altı ilkenin ışığında,değişen koşulların,aklın ve bilimin ışığında, en ileri çözümleri üretmeyi anlıyoruz. özetle ifade etmek gerekirse;

"geçmişin bekçiliği değil , geleceğin öncülüğüdür"

ahmet taner kışlalı'nın yazısından alıntıdır.

http://www.kislali.org/yazilar/23.html

anonymous

sunshine
internet sansürüne karşı savaş açan grup.

bildirilerinden alıntıdır :

" hükümet şimdi de 22 ağustos’ta, internet kullanıcılarının tüm aktivitelerinin kayıt altına alınmasını mümkün haline getirecek olan yeni bir filtreleme sistemi uygulamaya koymak istiyor. böylesi bir sistemin ne zaman ve nasıl uygulamaya konulacağı hâlâ muğlak olsa da, kesin olan şey hükümetin internet sansürünü bir üst seviyeye çıkardığıdır.

bu sansür uygulamaları mazur görülemez. serbest bilgi akışına erişim ve katılım temel bir insan hakkıdır. türkiye hükümeti bu temel hakkı ihlal ederken, anonymous eylemsiz kalmayacaktır. sansürü engellemek için desteğimizi verecek, sansür uygulayan kurumlara karşı harekete geçeceğiz"

william shakespeare

sunshine
"veda" ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi diye düşündüren, şair ve yazar.

‎''ağlama artık. bu gidiş, hem gidiş hem kalıştır ikimiz için de. ben ne kadar gitsem o kadar sende kalıyorum, sen ne kadar kalsan o kadar benimle geliyorsun. hoşçakal...''