rahime

rahim kelimesinden türemiş olan isimdir. acıyan, esirgeyen, kollayan anlamlarına gelir.

carry on my wayward son

zorlu geçecek bir günün sabahında bu şarkıyı açıp bir beş dakika kudurduktan sonra tüm dertten tasadan uzaklaşıp enerji seviyenizi beş katına çıkarmak mümkün. zımbamsı vokaller.

kokoreç

kokusu ile insanı esir alan yer yer münasebetsiz kişilerce "aman bok mu yiyeceğim ne kokoreçi" esprilerine maruz kalan bir adet dünya harikası. avrupa birliğinin kabul etmediği değerlerden!

(bkz: şampiyon kokoreç)

puslu kıtalar atları

puslu kıtalar atlası adlı kitapta yer alan atlara verilen isim.her ne kadar ukdeci tarafından yanlış yazıldığını düşünsem de fikir yürütmek istediğimdir.(u: ukdeci:tunaqua)

yalnızlık paylaşılmaz

duman grubunun ilk albümünden hoş bir şarkı.

reva

hak etmek durumunu gösterir. daha çok olumsuz anlamda.
istenmeyen bir duruma düşersen söylersin.

ülke tv

uydu, kablolu ve diğer dijital platformlar üzerinden yayın yapan ulusal haber kültür kanalıdır. haberleri ve kültür programları izlemeye değerdir. mütevazi bütçesi ve kadrosuyla iyi işler çıkarmaktadırlar.

yakası açılmadık

sorumluluk

insanı insanca yaşatan erdem de olabilir. insanı insanlıktan çıkaran zulümde. o derece hassas bir çarpan.

rakı masası

rakı masasına oturdun işte
dayanmak çok zormuş böyle içince
sana kavunlar, peynirler verdikçe
koy artık dubleyi, iç bir an önce

(bkz: serbest çağrışım)

düştüm mapus damlarına öğüt veren çok olur

cem karaca nın, namus belası şarkısının giriş cümlesidir. iş işten geçtikten sonra yol göstermeye kalkan ukalalar karşısında, atasözü niteliğinde kullanılabilir bir cümledir.

müştemilat

halis toprak'ın istinye'deki köşküne ait olanda (her ne kadar hizmetlileri için inşa edilmişse de) bana orada yaşamımın sonuna dek yaşayabileceğimi düşündüren binadır. hele bir mutfak manzarası var, ömür billah yemek pişirebilir insan.

bebek gibi konuşan kadınlar

özellikle çocuk gelişimi okumuş ve mesleki açıdan bu alanda görev alan kadınlardır. tanımaktayım bir tanesini ve kendisine gerçekten yakışıyor. hele bir de okul şarkısı söylerse size tadından yenmez.

özledim galiba seni... galibası fazla evet evet özledim. yirim.

rengini belli etmek

ne tarafta durduğunu ve neyi savunduğunu açık yüreklilikle söylemektir. kaçak dövüşmemektir.

ama bu, at gözlüğü takmak anlamına da gelmemeli. her türlü gelişmeye açık olması insan. yarın mahçup olabilmeli, bugünki fikrine. donanım ve birikim budur zaten.

ama yeter ki tavrı net olsun. rengi belli olsun.

the smashing pumpkins

1988 de kurulmuş billy corgan'ın içe işleyen sesi ile ünlenmiş amerikalı alternatif rock grubudur.
(bkz: tonight tonight)

anathema

depresif şarkılara sahip grup. gene de sevilesidir. forgotten hopes, angelica, silent enigma , one last goodbye en beylik parçalarındandır.

yataktan yorgun kalkmak

gece uykusuzca saatlerce yazı yazıp uyuyakaldıktan iki saat sonra sabah güneşin vurmasıyla uyanmak yüzünden meydana gelen olay. surat kalem ve defterin halkaları yüzünden garip şekillere bürünmüştür. defter kırışmış, son yazılanlar okunmaz haldedir. el hiç de ortopedik olmayan bir biçimde kıvrılmıştır. kalktıktan sonra aynada önce somurtur insan, sonra haline acı acı güler...


aysel'le edit keyfi: "hiç de" yi de "hiçde" diye yazar bünye sonra tabii. enkaz olur enkaz. (u: swh)

friedrich wilhelm nietzsche sözleri

" bu muydu yaşam hadi öyleyse bir kez daha..."

domuz eti

öncelikle çiğ etten ve hayvan kesiminden iğrenen arkadaşlar linkleri açmasa iyi olur.
merak edenler için;
domuzun derisi nokta noktadır gözenekleri belirgindir ve derisinin altında çok kalın bir yağ tabakası bulunur.
(http://mages.fxcuisine.com/blogimages/maialata/moldavia-pig-slaughter-45-500.jpg)
eti ise bildiğimiz et bir farkı yok,yağından dolayı kokusunun ağır ve kötü olduğu fakat işlenmiş ürünlerinin leziz olduğu anlatılır.
(http://images.fxcuisine.com/blogimages/maialata/moldavia-pig-slaughter-46-500.jpg)
domuz yetiştirilmesi açısından en ucuz protein kaynaklarından biridir, islamda ve ilginci yahudilikten neden yasaklandığı konusunda çeşitli tartışmalar mevcut. ilginç yaklaşımlar var,okumakta fayda var.

zebralaşmak

öyle fakirim ki!..

şöyle bir ' cuma'ya çıkayım, dedim.

kalabalık bir karşılama;

meğer geleceğimi haber almışlar!..

bakanından/ faruk çelik valisine/ şahabettin harput,

ilçe belediye başkanından/ özgen keskin muhtarına/ ismail eroğlu;

her biri 'hazır ol'da bekliyor.

çeşit çeşit insan da 'bakan'iyor hâliyle.

sonra görevliler var.

bakıyorum; aşûre, kek ve meyve suyu dağıtıyorlar.

bir fakirdaş olarak aşûremi kapıp kalabalığın arasına karışıyorum.

bu sırada konuşmacılar için seyyar bir kürsü kuruluyor.

bir de seyyar sunucu tutulmuş...

imkânlar kimi zaman kısıtlıdır; mâzur göreceğiz.

sırasıyla muhtar, ilçe belediye başkanı, vali ve bakan konuşmalarını bitiriyorlar.

ve sıra tam bana geldi derken dağılmalar başlıyor.

kalabalığın önlenemez dağılışını simgeler şekilde;

hepsi birer 'zebra' gibi bakınaraktan uzaklaşıyor.

'zebra' demişken umut sarıkaya'ya da bir parantez açalım.

duyarlı bireylerin hayvanseverliğiyle ilgili şöyle bir tespiti var:

"kediye elbise, ' bulldog'a güneş gözlüğü tak insana benzet,

danayı yarım sucuk olarak, içinde ' yiğidolar kenetlendi'

haberi olan gazete kâğıdına sarıp buzdolabında yatır.

hümanizm; duyarlılık, yiğido'yla danayı yan yana getiriyor."

umut sarıkaya'ya don biçmek değil de ufak bir ek yapmak gerekirse;

hayvanlara göre insanlar şöyle sınıflandırılabilir:

- hayvansavar olarak insan.

- hayvansever olarak insan.

- hayvansayer olarak insan.

sınıflandırmamızı, ilkel çağlardan günümüze kombinasyonlarıyla birlikte çoğaltmak,

araştırmacı hayvansayar tarihçilerin görevi, bu işi onlara bırakıyoruz.

ki baktık başaramadılar, yine el atarız çekinmeden...

evet, nerede kalmıştık..?

hah, kalabalık dağılıyordu.

kalabalık dağıldıkça elbette ki ben de dağılıyordum dostlar.

birkaç dakika 'başbakancılık' oynamanın bir bedeli olmalıydı;

kalabalıklara girmekle aktif olan bir bedeli...

şöyle ki kalabalıklara bir şekilde karışan birey yavrusu,

yakından uzaktan tadıverdiği bu tortuyla birlikte 'zebra'laşır.

veryansın etmeye gerek yok;

artık ben de bir ' zebra' oluvermiştim...

*

betim arayanlar için; zebralaşmak tam anlamıyla bedelli bir kedersizliktir.