prense dönüşmeyeceğini bilerek kurbağa öpmek

plasebo

en etkili telkin yöntemidir.
ister bunu okunmuş elma ile yapın ister dua mekanizmasını harekete geçirin sonuçlarına inanamazsınız.

mekanizma şu şekilde işler; önce sorun veya durumu tanımlarsınız. sonra ona bir form, yüz veya kişilik verirsiniz. zihinde bu form üzerinden iyileşme veya o konuda ilerleme sağlayacak şekilde yoğun düşünce ile zihni dolayısıyla evreni harekete geçirir oluşmasını sağlarsınız.
hissi kalbel vuku, şimdi seni düşünüyordum, aklımıza gelen başımıza gelir, şom ağızlı hepsi alsında bu sistemin başka başka şekilde çalışma şekilleridir.

istanbul üniversitesi

istanbul üniversitesi; 30 mayıs 1453’te, medaris-i semaniye ve fatih darüşşifası ismiyle fatih sultan mehmet tarafından açılmıştır.

uzunca bir süre burada islami tarzda bilim ve sanat eğitimi verilmiş; dönemin önemli insanları yetiştirilmiştir. ta ki gerilemeye kadar.

osmanlı devleti’nin duraklama ve gerileme dönemine girmesiyle beraber birçok alanda ıslahat hareketleri başlamış; eğitim sektörü de bundan nasiplenmiştir.

eğitimin en önemli kuruluşlarından olan iü’nün ismi de 1846 yılında darülfünun şeklinde değiştirilmiş ve batılı tarzda eğitim vermeye başlamıştır.

darülfünun döneminden itibaren okulda fen bilimlerine ve teknik bölümlere ağırlık verilse de osmanlı tarihinde tahmin edileceği gibi bu girişimler devleti ayakta tutmaya yetmemiştir. 1846’dan cumhuriyetin kuruluşuna kadarki bu dönemde istanbul üniversitesi’nin aldığı isimler şu şekildedir:

-darülfünun-i osmani (1869)

-darülfünun-i sultani (1873)

-darülfünun-i şahane (1900)

-istanbul darülfünunu (1924)

1924 versiyonu olan istanbul darülfünunu; bizzat tbmm tarafından tanınmış ve ilerleyen yıllarda gelen inkılaplara göre eğitim tarzını sürekli yenilemiştir.

buradan çok önemli bir dipnot daha verecek olursak istanbul üniversitesi; türkiye cumhuriyeti’nin ilk üniversitesidir.

istanbul darülfünunu ismiyle geçen 9 yıllık geçiş döneminden sonra okulun ismi 1933’te istanbul üniversitesi olarak değiştirilmiş ve bugünkü halini almıştır.

günümüzde 5.300 cıvarı akademik personel eşliğinde 90.000’den fazla öğrenciye eğitim vermekte olan okula bağlı 20 fakülte, 9 yüksekokul, 16 enstitü ve 35 araştırma merkezi bulunmaktadır.

1924 döneminde ilk darülfünun rektörü prof.dr. ismail hakkı bey olurken, 1933 döneminin ilk rektörü ise ord.prof.dr. neşet ömer irdelp olmuştur.
(alıntıdır)

kolay görünen ama zor olan şeyler

her pazartesi diyete başlamak.

konsantre parfüm, di?er parfümlere k?yasla daha yüksek oranda parfüm ya?? içeren bir parfüm türüdür. konsantre parfümler, genellikle %20-30 aras?nda parfüm ya?? içerirler, bu da di?er parfümlere k?yasla daha yüksek bir konsantrasyon anlam?na gelir.

konsantre parfümler, daha yo?un ve kal?c? bir koku sa?larlar. bu, daha yüksek oranda parfüm ya?? içermeleri nedeniyle gerçekle?ir. ayr?ca, daha az alkol içerirler, bu da cildin kurumas?n? engeller ve daha uzun süre kal?c? bir koku sa?lar.

konsantre parfümler, daha yo?un bir koku sa?lad?klar? için, di?er parfümlere k?yasla daha az miktarda kullan?l?rlar. bu da, daha uzun süre dayanmalar?n? sa?lar. konsantre parfümler genellikle parfüm severler taraf?ndan özel etkinliklerde veya özel günlerde kullan?l?r.

konsantre parfümler, yüksek kaliteli bile?enler kullan?larak üretilirler. bu bile?enler, daha yo?un ve derin bir koku sa?larlar. konsantre parfümler genellikle parfüm severlerin ihtiyaçlar?n? kar??lamak için üretilirler.

sonuç olarak, konsantre parfüm, di?er parfümlere k?yasla daha yüksek oranda parfüm ya?? içeren bir parfüm türüdür. yo?un ve kal?c? bir koku sa?larlar ve yüksek kaliteli bile?enler kullan?larak üretilirler. özel etkinlikler veya özel günlerde kullanmak için idealdirler.

https://www.mojparfum.com/

pegasus

kalitesi beni her seferinde hayal kırıklığına uğratsa da bu şartlarda senden vazgeçemiyorum pegasus.

hatalı betim örnekleri

başlık : çok güzel kız

1.(bkz: ben) ben çok güzelim. (güzellikabidesi)

üstteki betim yanlıştır. başlık tanımlanmamıştır, tamamlanmıştır. ayrıca "bkz" yanlış kullanılmıştır

olmak ya da olmamak

nefis yemek tarifleri

her telefonun geçmiş aramalarında mutlaka bulunan yemek tarifleri sitesi.
haftada 3 veya 4 kez açıp ailecek bi kaç yemek tarifi arasında geziniyoruz, daha sonra ya ne yapacağımıza karar veremediğimizden ya da üşendiğimizden sadece resimleriyle karnımızı doyurmaya çalışıyoruz . ama her kadın veya erkek mutlaka en az 10 defa hayatında bu siteden tarif bakmıştır.
gördüklerimizin çoğunu yapamayıp bi taraflarımız şişsede iyi ki var.

murphy kanunları

amerikalı mühendis edward a. murphy, jr. tarafından, başarısızlıklar ve hata kaynaklarının karmaşık sistemlerde incelenmesi üzerine ortaya çıkan hayatın içinden kurallardır.
hiç bir dayanağı veya istatistiği yoktur ama hep başınıza gelir ve kendini hatırlatır.

refik durbaş

gazeteci, yazar.
güzel yürekli, güzel kalemi olan bir usta daha ayrıldı aramızdan.
"barış koyun çocukların adını" diye, yazdı. fazla söze gerek yoktu ama bir sürü eser bıraktı ardında.
ışıklarda uyu güzel insan.

özge tezcanlı

sanatçı annenin sanatçı kızı. doğduğu an gür bir sesle ciyak ciyak ağlamasından ileride çok iyi bir ses sanatçısı olacağı anlaşılan tarihteki ilk kişidir:) sahne performansını izlememiş olanlar çok şey kaçırmış demektir. duyarlı, yardımsever, doğa ve hayvan sevgisi ile dolu, mütevazi, bazen gırtlak gırtlağa gelsek de bir ablanın sahip olabileceği en iyi kardeştir.

salep

endüstriyel olarak üretilen saleplerin aslında sadece tatlandırıcı veya aromalardan oluşan salep tadı veren ama salep olmayan bir içecek olduğunu bilerek tüketmek gerekir.

benimle evlenir misin

yeni yetme

sözlüğe yeni kaydolmuş umut beslediğimiz, geleceğimiz sözlüğü teslim edeceğimiz yazar olmamış yazardır.

perde asmak

çıkartıp yıkamak kadar zevk vermeyen aktivite. boyun tutulması, baş dönmesi, ev işinden soğuma gibi yan etkileri vardır.

insan

bilincin kendini bildiği anın adıdır insan. bildiğiniz et kemik beden değil.
çok sevdiğim birinin yazısı var. günün bonusu olarak aşağıya bırakıyorum.


insanın oluşumu
insanı bu yönleriyle tanıdıktan sonra bedenin özellikleri ve insanın özellikleri diye ikiye ayırabileceğimiz özelliklerin devamına bakalım.

dünya’da insan, tabiatının gerektirdiği bir biçimde mutlaka yiyecektir, içecektir, seks yapacaktır, uyuyacaktır. normal sıhhatli bir beden için bunlar zaruri gereksinimlerdir... bazı beyin rahatsızlıkları uyku olayını kısmen kaldırabilir, ama bu kişi çabuk yıpranır. ayrıca bir de beyindeki uyku olayı dışarda normal bildiğimiz uyku şeklinde gözükmez, fakat o kişideki yine bir uyuma hâli söz konusudur. başka türlü mümkün değil...

seks mutlaka olacaktır. bu kişi hiç evlenmesin, onda yine seks fiili vardır! o kişide, ama uykuda ama uykusuz, ama idrar arasında, mutlaka belli hormonların meydana getirdiği üretim olacak ve bu salgı dışarı atılacaktır.

insanın oluşumu

içmek, yemek zaruri olarak olacaktır... çünkü bedenin hammaddesini oluşturan materyal bir yandan alınır, enerji işlenir, ham posası dışarı atılır. ve beden bu şekilde ayakta durur. tabii olarak bedende böyle bir olayın olması zaruridir. işlev bittiği zaman, yani dışarıdan ham enerjiyi alıp işleyip, posayı dışarı atmak denen olay bittiği zaman, zaten bedenin yaşamı ve fonksiyonu biter!..

yalnız burada, bu beden düzeyinde tabiatı ne şekilde kullanmak ve yönlendirmek gerekir?.. işin birinci yönü, bu husus!.. ikinci yönü bu akıl, fikir, idrak, vehim, şekillendirme, hayal dediğimiz özellikleri ne yönde kullanmak lazım?

genelde bu özellikler, şartlanma ve tabiat istikametinde vehim hükmü altında kullanılır!..

normal olarak bütün insanlardaki bu özelliklerikullanım, “vehim” hükmü altında ve şartlanmalar istikametindedir. çevre neyi “değerli” diye empoze etmişse, o değerli dediği şeyi elde etmek için çaba sarf ederve bunu elde etmediği takdirde büyük zarar göreceğini düşünür insan!.. vehmin birinci fonksiyonu, o kişiye kendisini “kişi” olarak kabul ettirmesidir!.. kendini bir kişi, bir beden olarak kabul etmesi ve bu bedeninin ötesinde de başka bir varlığı olmadığını kabul etmesidir!

psikiyatrik olarak, kişinin kendini beden kabul etmemesi bir “ruh hastalığı” olarak nitelendirilir!.. yalnız bu konunun iyi bir incelemeye tâbi tutulması zaruridir!.. kendini bir beden, bir insan olarak kabul etmeyip, bir tavuk, bir horoz kabul eden vardır! bu bir hastalıktır! yanlış algılama hastalığıdır! ama bir kişi, eğer temelde maddenin varlığını ve oluşumunu biliyorsa, yani beden denilen varlığın hücrelerden yapıldığını, hücrelerin asitlerden meydana geldiğini, asitlerin atomlardan meydana geldiğini, atomların elektromanyetik dalgalardan meydana geldiğini...

tabii atomların değişik parçalanma şekilleri var... elektronlar, nötronlar, nötrünolar, pozitronlar, mezonlar gibi daha bölünmüş parçalar! bugün henüz dünya üzerinde atomları görebilecek kapasitede, büyüklükte bir mikroskop daha tam gerçekleştirilemedi. yapılmasına çalışıyor! baktığın zaman bu mikroskopla atomları görebileceksin... böyle bir mikroskop şu anda gerçekleşiyor, ama bunun daha ötesine henüz geçilmedi!

varlık, tümüyle manyetik dalgalar âlemidir.

eğer ki yapılırsa, o zaman varlık zaten tümüyle manyetik dalgalar âlemi olarak müşahede edilecek!

şimdi bu müşahede içinde, “kişinin”, bir noktada, “şuur” dediğimiz nesne olmasının ötesinde bir fonksiyonu, bir varlığı olmadığı görülecek...

şuur nerede mevcut?.. bu şuur, akseden bir şuur, yani mutlak akl-ı evvel’den beyne yansıyıp ruhta oluşan bir şuur! “ruh”un olmasa, ziya diye bir şey olmayacak ve ziya’nın şuuru da var olmayacak!

şimdi bu silsile içinde, bu ruh oluşmuş ve bu ruhta ya bilinçli olarak, şuur oluşu yolundaki bir bilinç neticesinde, bir varlığı, benliği oluşmuş; veyahut şartlanmalar istikametinde kendini falanca bir kişi olarak kabullenmiş! ama neticede, ortada bir kişilik söz konusu!.. yalnız birincisindeki kişilik, “şuursal” bir kişilik; ötekindeki kişilik, “bedensel” bir kişilik!.. şuursal kişiliğin ortadan kalkması mümkün müdür?.. veya bedensel kişiliğin ortadan kalkması mümkün müdür?

birimsel kişilik, sonsuza dek ortadan kalkmaz! çünkü beynin meydana getirdiği, özel bir ruhtur! mahiyet itibarıyla, bu “ruh”, kudsî ruhun aynıdır!.. fakat, hiçbir zaman bu ruhun kendi kendini seyri ve müşahedesi olmaz.

şuur yönüyle ruhunu bilirsin, fakat “ruhun” ne olduğunu bilemezsin! göremezsin!.. ruh yönün, senin zâtına işaret eder... akl-ı evvel’in karşılığı olan sendeki akıl yani “şuur” dediğimiz mânâda akıl yönün, senin, benliğin hakikatini bilmene yol açar!..

bu hakikatinde bütün mânâların toplu olduğunu idrak edebilirsin... hakikati câmia; toplayıcı, bütün mânâları kendinde toplayıcı yönünle... fakat bütün bununla birlikte sonsuza dek birimsel varlık ortadan kalkmaz... birinci husus bu!..

bunu böylece anlattıktan sonra gelelim ikinci bir noktaya... beden ortadan kalktıktan sonraki ruhun için, nasıl ebediyen ortadan kaybolmak, yok olmak diye bir şey söz konusu değilse, yani ikinci bir ölüm yoksa; bedenin var olduğu sürece de, bedenin yokmuş gibi, bedenini kâle almayarak yaşamak mümkün değildir!.. çünkü beden dediğin şeyin aslı, beyne dayanır! bedendeki özellikleri yöneten beyindir!..

kişiliğin aslı ve hakikati dediğin “ruh”unu da meydana getiren beyindir!

bedendeki tüm özellikleri meydana getiren beyin olduğu gibi, kişiliğin aslı ve hakikati dediğin “ruh”unu da meydana getiren beyindir!.. besleyen, büyüten beyindir!

“biz insanı topraktan ve balçıktan yarattık” âyetlerini anlatırken, “balçık” kelimesiyle kastedilen şeyin “hücre” olduğunu söyledik... insanın hücrelerden meydana gelmiş olduğunu anlatma sadedinde, “balçık” kelimesi kullanılmıştır!.. mecazî olarak!.. yoksa toprağı suyla karıştırıp bulamaç hâle getirmek, balçık demek değildir...

buradaki balçıktan kasıt, hücredir. hücrelerin birleşmesiyle insan meydana gelmiştir; hücrelerin birleşmesiyle beyin meydana gelmiştir... beyin de hücrelerden müteşekkildir...

on beş milyar hücre var!.. şimdi bu bedeni yok sayamayacağımıza göre, beden var olduğu sürece “tabiat” hükümleri vardır demektir... yani bedenin hücresel yapısının tabii dürtüleri!..

öyle ise bu tabii dürtülerle yani “tabiat”la, bedenin tabiatıyla, terkibî yapıyı karıştırmayalım... bu ikisi tamamıyla birbirinden ayrı ayrı şeyler...

senin kendi aslını ve hakikatini anlayabilmen için, beden olduğun yolundaki şartlanmanın kalkması ve daha başka bazı fonksiyonların ortaya çıkması için; bedenin tabiatını kontrol altına almak, bedenin isteklerini yerine getirmemek, beden üzerinde hükmedebilmek gibi konularda bedenin tabiatına karşı mücadele vermek gerekir.

terkibî tabiat dediğimiz olaysa, kişinin beyninde ışın tesirleriyle meydana gelen açılımlar neticesinde, o beyinde çeşitli mânâların toplanması, değişik nispetlerde, oranlarda bir araya gelmesi; ve böylece de kişinin terkibî esmâ yapısının oluşmasıdır... yani, belli ışın tesirleri, beyinde belli devreleri faaliyete geçirir...

beyinde faaliyete geçen bu belli devrelerin neticesinde de belli isimlerin mânâları değişik ağırlıklarla, senin ana oluşumunu meydana getirir! bu senin ana oluşumun, ilk oluş itibarıyla istidat adını alır! bir diğer mânâ itibarıyla da senin ayânı sâbitendir. günlük yaşantıda, sen, “aklıma şu geldi” diyorsun... “içime şu geldi” diyorsun... “şu anda bu duygum ağır bastı” diyorsun... bu, isimlerin mânâlarının tabii olarak senden ortaya çıkışıdır.

oysa senin, tabiatına hâkim olman, şartlanmalarının tümünden arınman gibi oluşlardan sonra, huy ve tabiatını kontrol altına alarak, kendi huy ve tabiatının ötesindeki mânâlara bürünmek suretiyle ortaya çıkma söz konusudur! sen zaten daha evvelce de bu tür davranışlar içindeydin, bugün de bu tür davranışlar içindesin; sadece, bu tür davranışların ilâhî isimlerin mânâları olarak çıktığını anladın!.. bu, seni tabiatına tâbi olmak hükmünden ve cehenneme gitmek hükmünden kurtarmaz!..

işte, abdülkerîm el ciylî’nin “eflâtun’u cehennemde gördüm, öyle bir mertebesi vardı ki birçok müminlerde ben o mertebeyi göremedim” demesi, bu hakikati görmesi ve müşahede etmesi yönündendir... fakat eflâtun’un terkibini ve tabiatını aşma yolunda bir çalışması olmaması, saadet devresinin açılmamış olması, onu neticede cennete götürmemiş, cehennemde bırakmıştır!..

ahmed hulÛsi

1986

mutfakta yangın var

geçen hafta büyük bir marketin sebze reyonuna uğradım, poşeti aldım ve bir yandan biber doldururken bir yandan da kafamı kaldırıp üstteki etikete baktım, kg 1,70 tl. allah allah niye bu kadar ucuz acaba dedim içimden. sonra tartıya gitmeden bir daha baktım etikete , 1, 70 değil 17 tl . diğer sebzelerin fiyatına baktım tek tek ve düşündüm ki sıcak savaşta olsak bundan fazla olamazdı fiyatlar. yarım kg.lık biber poşetime sevgiyle sarılıp dedim ki " merak etmeyin, bu defa dolapta çürüyüp gitmenize asla izin vermeyeceğim "

hangi kitabı okuyorsun

günlük hayatınız ve iş sağlığı güvenliği rehberi. istanbul belediyesinin değerli eseri. gerekli napalım okuyoruz.

şoförler arasında bir deyim vardır. kendim yazdım kendim oynuyorum diye. insan kendindeki kitabı okur durur.

sakalsız erkek

bugünlerde istanbul büyük şehir belediyesinin özel ilgi alanı.
durağa gittim elime bir tebligat sıkıştırdı çavuş.
neymiş efendim bütün şoförler sakalsız olacakmış, kıyafetleri düzgün temiz, yolcuya nazık olacakmış felan.

sabah sinek kaydı olduğum traş öğlene bildiğin hacı sakalına dönüşüyor napabilirim.
sakal genel itibariyle sıkıntı veya zorlu bir dönemi temsil eder. beyin bu şekilde betimler.

bunu durağın çavuşuna biraz daha sakin söyleseydim iyi olacaktı ya neyse. otobüzü bağlattık.