karadut

özlenen kişi. hoşgelmiş.

tarafgirlik

arapça-farsça kökenli bir kelime olup; taraf olma durumu ve tutumuna denilir.

(bkz: temel atıf hatası)

limon

c vitamini kaynağı narenciye soyundan güzide meyve. bazı ülkelerde yok denecek kadar az olduğu için pahalı ve değerlidir. reçeli olduğu iddialarını da duyduğum lakin tatma ya da görme şansını bulamadım. birçok şeye sıkılmak suretiyle kullanılabilir. çay, balık, asit ihtiyacı duylan yüzey gibi. bir kaç damlası ter kokusu önleyicisi olarak kullanılabilir fakat kaşıntı ya da pişik yapabiliyor. deneyen biri olarak uyarmış olayım.

nevresim

uzun süreli kullanımda yatağı temiz tutmak için kullanılan ev tekstili ürünü.

efsane cuma indirimleri

mağazada begendiğim ürünü "efsane cuma" adı altında hevesle almak isterken sepete koyamamla kargo ücreti ile birlikte daha da pahalı olması olayı.

suikast

the mechanic filminin ikincisidir.
jason statham, jessica alba ve tommy lee jones başrollerini paylaşır. klasik bir statham filmidir. bir noktadan sonra adamın filmlerini birbirine karıştırmamak işten değil.

korku

kişinin içinde tehlike barındığını varsaydığı düşüncelerine verdiği duygusal bir reaksiyondur. bizler hayata iki korkuyla doğarız biri yüksek ses, diğeri düşme korkusu. bunların dışındaki tüm korkular öğrenilmiş çaresizliktir ve bizler bu korkuları sonradan öğrendiğimiz gibi onlardan korkmamayı da öğrenme gücüne sahibiz. son yıllarda kadın, çocuk, hayvan, insan, ağaç, orman, duygular kısaca değerli olan her ne varsa yok ediliyor. tüm dünyada yaşanan bu katliamlar insanlığa korku salmak ve insanlığı kontrol altına almak üzerine kurgulanmış ve ne yazık ki bizler korkularımızdan sıyrılamadığımız sürece bu döngünün kırılması güçleşiyor. korkulan şeyler başımıza gelmesin diye gittikçe pasifleşiyor ve haklarımızdan feragat ediyoruz. cahilin sesi gürleşirken, efendiliğinden susanlar haklarını yitirir hale geliyor. şimdi silkinme ve bize dayatılan bu illüzyondan uyanma zamanı. değişim kaçınılmaz ve değişim için güvenli alanımızdan çıkmamız gerek. işte bu nedenle biz duyarlı insanlara kadın erkek çok görev düşüyor. korkulan şeylerin zihnimizin, kolektif bilincin bir yansıması olduğunu bir kez daha hatırlayarak, bundan sonraki her hareketimizi her söylemimizi sevgiyle ışıkla evrene yayalım ve gelin korkularımıza hep birlikte meydan okuyalım.

tekerlekli erkek basketbol takımı

filenin sultanlarından sonra, yüzümüzü avrupa 3.lüğü ile güldürmüş harika gençlerdir.
azminiz ve çalışmanızın karşılığını aldınız. seneye şampiyonluğa gençler. çok yaşayın.

araf

iyi ya da kötünün (cennet ya da cehennemin) arasında olduğunuzu hissettiğiniz o ince çizgi.
iyiliğin sonunda, kötülüğün başındasınızdır.
seçimleriniz sizi tekrar doğuracaktır.

kyk borcu sorunu

eşimin öğrenciyken alıp başka şehirde okuyor diye kız kardeşine gönderdiği ama evlendikten sonra birlikte ödediğimiz hiç sevmediğim borçtur.

1 kadın 1 erkek

kadın erkek ilişkisi üzerine yazılmış en orijinal ve en gerçek senaryoya sahip türk yapımı televizyon serisi. her kesime hitap edebilen bir samimiyeti de vardı ayrıca.
demet evgar ve emre karayel bu dizi ile kariyer basamaklarının en önemli sıçrayışını yapmıştı.
2 çocuk versiyonu da ayrı bir komedi. her gün evde aynı şeyleri yaşıyoruz.

komşuluk

evlenmeden önce tarih olduğunu düşündüğüm aynı binada ikamet eden insanlar.
bizim apartmanda komşuluk aile olmak ile eş değer olmuştu. her günümüz birlikte geçer, öksürsem çorba getirirdi can komşularım.

tek taş yüzük

bazı erkeklerin düşündüğünün aksine tamamen bir semboldür. tek taş, benim için teksin anlamına gelir. bir birliktelik için önemli bir göndermedir bu. taşın pırlanta olup olmaması ile ilgilenildiğini düşünen erkekler hayatlarında gerçek sevilmeyi yaşamamış hatta boşa yaşamış erkekler bile olabilirler.
çünkü kadın gerçekten seviyorsa bunlara takılmaz.

cahil insanların ortak özellikleri

lügatlarında 'bilmiyorum' ya da 'bu konuda fikrim yok' olmamasıdır.

ceren özdemir

kadınlar olarak isimlerimiz değişsede uğradığımız katliam aynı.

duygusal

arkadaşlarım beni tanımlarken söylüyorlar. erkek olmamdan kaynaklı odunsal özellikler arasından belli oluyor demek ki. vardır bir bildikleri heralde

insan

bilincin kendini bildiği anın adıdır insan. bildiğiniz et kemik beden değil.
çok sevdiğim birinin yazısı var. günün bonusu olarak aşağıya bırakıyorum.


insanın oluşumu
insanı bu yönleriyle tanıdıktan sonra bedenin özellikleri ve insanın özellikleri diye ikiye ayırabileceğimiz özelliklerin devamına bakalım.

dünya’da insan, tabiatının gerektirdiği bir biçimde mutlaka yiyecektir, içecektir, seks yapacaktır, uyuyacaktır. normal sıhhatli bir beden için bunlar zaruri gereksinimlerdir... bazı beyin rahatsızlıkları uyku olayını kısmen kaldırabilir, ama bu kişi çabuk yıpranır. ayrıca bir de beyindeki uyku olayı dışarda normal bildiğimiz uyku şeklinde gözükmez, fakat o kişideki yine bir uyuma hâli söz konusudur. başka türlü mümkün değil...

seks mutlaka olacaktır. bu kişi hiç evlenmesin, onda yine seks fiili vardır! o kişide, ama uykuda ama uykusuz, ama idrar arasında, mutlaka belli hormonların meydana getirdiği üretim olacak ve bu salgı dışarı atılacaktır.

insanın oluşumu

içmek, yemek zaruri olarak olacaktır... çünkü bedenin hammaddesini oluşturan materyal bir yandan alınır, enerji işlenir, ham posası dışarı atılır. ve beden bu şekilde ayakta durur. tabii olarak bedende böyle bir olayın olması zaruridir. işlev bittiği zaman, yani dışarıdan ham enerjiyi alıp işleyip, posayı dışarı atmak denen olay bittiği zaman, zaten bedenin yaşamı ve fonksiyonu biter!..

yalnız burada, bu beden düzeyinde tabiatı ne şekilde kullanmak ve yönlendirmek gerekir?.. işin birinci yönü, bu husus!.. ikinci yönü bu akıl, fikir, idrak, vehim, şekillendirme, hayal dediğimiz özellikleri ne yönde kullanmak lazım?

genelde bu özellikler, şartlanma ve tabiat istikametinde vehim hükmü altında kullanılır!..

normal olarak bütün insanlardaki bu özelliklerikullanım, “vehim” hükmü altında ve şartlanmalar istikametindedir. çevre neyi “değerli” diye empoze etmişse, o değerli dediği şeyi elde etmek için çaba sarf ederve bunu elde etmediği takdirde büyük zarar göreceğini düşünür insan!.. vehmin birinci fonksiyonu, o kişiye kendisini “kişi” olarak kabul ettirmesidir!.. kendini bir kişi, bir beden olarak kabul etmesi ve bu bedeninin ötesinde de başka bir varlığı olmadığını kabul etmesidir!

psikiyatrik olarak, kişinin kendini beden kabul etmemesi bir “ruh hastalığı” olarak nitelendirilir!.. yalnız bu konunun iyi bir incelemeye tâbi tutulması zaruridir!.. kendini bir beden, bir insan olarak kabul etmeyip, bir tavuk, bir horoz kabul eden vardır! bu bir hastalıktır! yanlış algılama hastalığıdır! ama bir kişi, eğer temelde maddenin varlığını ve oluşumunu biliyorsa, yani beden denilen varlığın hücrelerden yapıldığını, hücrelerin asitlerden meydana geldiğini, asitlerin atomlardan meydana geldiğini, atomların elektromanyetik dalgalardan meydana geldiğini...

tabii atomların değişik parçalanma şekilleri var... elektronlar, nötronlar, nötrünolar, pozitronlar, mezonlar gibi daha bölünmüş parçalar! bugün henüz dünya üzerinde atomları görebilecek kapasitede, büyüklükte bir mikroskop daha tam gerçekleştirilemedi. yapılmasına çalışıyor! baktığın zaman bu mikroskopla atomları görebileceksin... böyle bir mikroskop şu anda gerçekleşiyor, ama bunun daha ötesine henüz geçilmedi!

varlık, tümüyle manyetik dalgalar âlemidir.

eğer ki yapılırsa, o zaman varlık zaten tümüyle manyetik dalgalar âlemi olarak müşahede edilecek!

şimdi bu müşahede içinde, “kişinin”, bir noktada, “şuur” dediğimiz nesne olmasının ötesinde bir fonksiyonu, bir varlığı olmadığı görülecek...

şuur nerede mevcut?.. bu şuur, akseden bir şuur, yani mutlak akl-ı evvel’den beyne yansıyıp ruhta oluşan bir şuur! “ruh”un olmasa, ziya diye bir şey olmayacak ve ziya’nın şuuru da var olmayacak!

şimdi bu silsile içinde, bu ruh oluşmuş ve bu ruhta ya bilinçli olarak, şuur oluşu yolundaki bir bilinç neticesinde, bir varlığı, benliği oluşmuş; veyahut şartlanmalar istikametinde kendini falanca bir kişi olarak kabullenmiş! ama neticede, ortada bir kişilik söz konusu!.. yalnız birincisindeki kişilik, “şuursal” bir kişilik; ötekindeki kişilik, “bedensel” bir kişilik!.. şuursal kişiliğin ortadan kalkması mümkün müdür?.. veya bedensel kişiliğin ortadan kalkması mümkün müdür?

birimsel kişilik, sonsuza dek ortadan kalkmaz! çünkü beynin meydana getirdiği, özel bir ruhtur! mahiyet itibarıyla, bu “ruh”, kudsî ruhun aynıdır!.. fakat, hiçbir zaman bu ruhun kendi kendini seyri ve müşahedesi olmaz.

şuur yönüyle ruhunu bilirsin, fakat “ruhun” ne olduğunu bilemezsin! göremezsin!.. ruh yönün, senin zâtına işaret eder... akl-ı evvel’in karşılığı olan sendeki akıl yani “şuur” dediğimiz mânâda akıl yönün, senin, benliğin hakikatini bilmene yol açar!..

bu hakikatinde bütün mânâların toplu olduğunu idrak edebilirsin... hakikati câmia; toplayıcı, bütün mânâları kendinde toplayıcı yönünle... fakat bütün bununla birlikte sonsuza dek birimsel varlık ortadan kalkmaz... birinci husus bu!..

bunu böylece anlattıktan sonra gelelim ikinci bir noktaya... beden ortadan kalktıktan sonraki ruhun için, nasıl ebediyen ortadan kaybolmak, yok olmak diye bir şey söz konusu değilse, yani ikinci bir ölüm yoksa; bedenin var olduğu sürece de, bedenin yokmuş gibi, bedenini kâle almayarak yaşamak mümkün değildir!.. çünkü beden dediğin şeyin aslı, beyne dayanır! bedendeki özellikleri yöneten beyindir!..

kişiliğin aslı ve hakikati dediğin “ruh”unu da meydana getiren beyindir!

bedendeki tüm özellikleri meydana getiren beyin olduğu gibi, kişiliğin aslı ve hakikati dediğin “ruh”unu da meydana getiren beyindir!.. besleyen, büyüten beyindir!

“biz insanı topraktan ve balçıktan yarattık” âyetlerini anlatırken, “balçık” kelimesiyle kastedilen şeyin “hücre” olduğunu söyledik... insanın hücrelerden meydana gelmiş olduğunu anlatma sadedinde, “balçık” kelimesi kullanılmıştır!.. mecazî olarak!.. yoksa toprağı suyla karıştırıp bulamaç hâle getirmek, balçık demek değildir...

buradaki balçıktan kasıt, hücredir. hücrelerin birleşmesiyle insan meydana gelmiştir; hücrelerin birleşmesiyle beyin meydana gelmiştir... beyin de hücrelerden müteşekkildir...

on beş milyar hücre var!.. şimdi bu bedeni yok sayamayacağımıza göre, beden var olduğu sürece “tabiat” hükümleri vardır demektir... yani bedenin hücresel yapısının tabii dürtüleri!..

öyle ise bu tabii dürtülerle yani “tabiat”la, bedenin tabiatıyla, terkibî yapıyı karıştırmayalım... bu ikisi tamamıyla birbirinden ayrı ayrı şeyler...

senin kendi aslını ve hakikatini anlayabilmen için, beden olduğun yolundaki şartlanmanın kalkması ve daha başka bazı fonksiyonların ortaya çıkması için; bedenin tabiatını kontrol altına almak, bedenin isteklerini yerine getirmemek, beden üzerinde hükmedebilmek gibi konularda bedenin tabiatına karşı mücadele vermek gerekir.

terkibî tabiat dediğimiz olaysa, kişinin beyninde ışın tesirleriyle meydana gelen açılımlar neticesinde, o beyinde çeşitli mânâların toplanması, değişik nispetlerde, oranlarda bir araya gelmesi; ve böylece de kişinin terkibî esmâ yapısının oluşmasıdır... yani, belli ışın tesirleri, beyinde belli devreleri faaliyete geçirir...

beyinde faaliyete geçen bu belli devrelerin neticesinde de belli isimlerin mânâları değişik ağırlıklarla, senin ana oluşumunu meydana getirir! bu senin ana oluşumun, ilk oluş itibarıyla istidat adını alır! bir diğer mânâ itibarıyla da senin ayânı sâbitendir. günlük yaşantıda, sen, “aklıma şu geldi” diyorsun... “içime şu geldi” diyorsun... “şu anda bu duygum ağır bastı” diyorsun... bu, isimlerin mânâlarının tabii olarak senden ortaya çıkışıdır.

oysa senin, tabiatına hâkim olman, şartlanmalarının tümünden arınman gibi oluşlardan sonra, huy ve tabiatını kontrol altına alarak, kendi huy ve tabiatının ötesindeki mânâlara bürünmek suretiyle ortaya çıkma söz konusudur! sen zaten daha evvelce de bu tür davranışlar içindeydin, bugün de bu tür davranışlar içindesin; sadece, bu tür davranışların ilâhî isimlerin mânâları olarak çıktığını anladın!.. bu, seni tabiatına tâbi olmak hükmünden ve cehenneme gitmek hükmünden kurtarmaz!..

işte, abdülkerîm el ciylî’nin “eflâtun’u cehennemde gördüm, öyle bir mertebesi vardı ki birçok müminlerde ben o mertebeyi göremedim” demesi, bu hakikati görmesi ve müşahede etmesi yönündendir... fakat eflâtun’un terkibini ve tabiatını aşma yolunda bir çalışması olmaması, saadet devresinin açılmamış olması, onu neticede cennete götürmemiş, cehennemde bırakmıştır!..

ahmed hulÛsi

1986

çay

hiç bir zaman içmekten keyif almadığım, bir bardağı doldurduklarında zor bitirdiğim ve içmek için ayılıp bayılanları anlayamadığım içecek.

lüks tüketim ile ilgili parfümler, pahal? ve prestijli markalar taraf?ndan üretilen, yüksek kaliteli, nadir ve özel malzemelerle yap?lan, genellikle s?n?rl? say?da üretilen ve yüksek fiyat etiketine sahip olan parfümlerdir. bu tür parfümler, lüks tüketim sektöründe yer al?r ve tüketicilere prestij, kalite, üstünlük ve ayr?cal?k hissi verir.
lüks parfümler, genellikle özenle seçilmi? malzemeler, yüksek kaliteli esanslar ve sofistike üretim yöntemleri kullan?larak üretilir. bu nedenle, üretim maliyetleri yüksek olabilir ve bu da fiyatlar?n? etkileyebilir. ayr?ca, lüks parfümler, özel koleksiyonlar veya limitli üretimler ?eklinde piyasaya sürülebilir, bu da onlar? daha arzu edilir ve daha de?erli hale getirir.
lüks tüketim ile ilgili parfümler, tüketicilere bir statü sembolü olarak hizmet eder. ?yi bilinen markalar?n imzal? ürünleri, tüketicilerin prestijlerini ve zevklerini yans?t?r. ayr?ca, bu parfümler, özel etkinlikler, davetler ve toplant?lar gibi özel durumlar için kullan?lmak üzere tasarlanm??t?r.
sonuç olarak, lüks tüketim ile ilgili parfümler, yüksek kaliteli malzemeler, özel üretim teknikleri ve özenli pazarlama stratejileriyle tüketicilerin prestij ve üstünlük hissini tatmin etmek için üretilirler. bu nedenle, bu parfümler sadece bir koku de?il, ayn? zamanda bir ya?am tarz? ve bir statü sembolüdür.

https://www.mojparfum.com/

çay

kimi insanların ince belli bardak takıntısı olduğu , kimisinin kahvaltıda ki vazgeçilmezi , kimisininde kesinlikle şekerli içemediği sıcak bir içeçek .