Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz.
daha fazla bilgi
şuan benden binlerce kilometre uzak olan ablamın burcudur. içimdeki özlemden kaynaklı sanırım hiç bir kötü özelliğini hatırlamam. sıcak kanlı, sevecen, hayır demeyi bilmeyen, verici burçlardan. umarım bir gün kendini de mutlu etmek için bu denli uğraşırsın yengeç burcu.
bir danimarka prensinin, öldürülen babasının intikamını alma hikayesini anlatır.
benim için çok özel bir yeri var bu oyunun.
bana göre hamlet, süslü cümleler kuran, şiirsel bir yapıt olmanın çok ötesinde.
ilk kez karşılaştığımda adeta büyülendim. çünkü hamlet, basit bir intikam öyküsünden ziyade, gerçekleştirilmesi zorunlu olan eylemlerin bile düşünce denizinde boğulmasını konu ediniyordu bana göre.
bir insanın; kendi fikirleri içerisinde verdiği mücadelenin, yapılması gereken her şeyin çok açık bir şekilde önünde duruyor olmasına rağmen, o eylemi gerçekleştirecek fiziksel gücün önüne koyduğu düşünsel engellerin hikayesiydi.
eyleme geçmenin niçin bu kadar zor olduğunu, içerisinde bulunduğum durumu, özetlemek şöyle dursun tam anlamıyla gözlerimin önüne sermişti.
ilk kez 1996 yapımı, kenneth branagh'ın yönetip baş rol oynadığı film ile hayatıma girdi. yaklaşık dört saatlik bir film ile hamlet'i tam metin olarak sinemaya uyarlamıştı ve benim için hamlet olmuştu kenneth amca. benim için hamlet kenneth branagh'tır daha iyi oynayan henüz görmedim.
filmin ardından, eseri defalarca okuyup hamlet'in bazı monologlarını ezberleyecek derecede takıntılı bir hale gelmiştim. hatta uzunca bir süre hamlet'i nick olarak kullanmıştım. bazı platfomlarda hala kullanırım.
bir para dedektifi.
ürgüp doğumlu seymen, bir dönem nevşehir milletvekilliği yapan cemal seymen'in oğludur.
bilkent üniversitesi'nde turizm işletmeciliği okudu ancak hayalini kurduğu ekomomi gazeteciliği için abd'ye gitti ve orada city university of new york, new york üniversitesi'nde eğitimler aldı.
sonra türkiye'ye döndü ve burada yüksek lisans yaptı. ve televizyon kariyerine başladı.
çoğumuz onu cnn türk'de yayınlanan "para dedektifi" programı ile tanıyoruz.
programda bilim, teknoloji, tarım, hayvancılık, inovasyon gibi alanları inceleyip, yorumlarını katıyor ve bu noktada gençlere hitap ediyor.
belki bilinen şeyleri söylüyor ama bazen bildiğiniz şeyleri duymak da insana umut aşılar. bu nedenle böyle insanların olması ancak ve ancak işimize gelir.
okulda öğretilen matematik seviyesi ile kolay hesaplama yapılması için azıcık dokundurulmuş zam. bir otobüz şoförü olarak en çok etkilenenlerden biriyim. her gün 4 servis atmak ne demek biliyor musunuz?
16 aralık 1897'de istanbul'da doğdu. 26 şubat 1961'de istanbul'da yaşamını yitirdi. istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi felsefe bölümü'nü bitirdi. izmir ve istanbul'da edebiyat ve felsefe öğretmenliği, maarif müfettişliği yaptı. fransız eğitim sistemini incelemek üzere bir yıllığına paris'e gönderildi. 1932'de yurda dönüşte gazi eğitim enstitüsü müdürlüğü görevine atandı.
1933-1935 arasında milli eğitim bakanlığı orta eğitim genel müdürlüğü yaptı. 1935'te izmir milletvekili seçildi. 1938'de celal bayar hükümetinde milli eğitim bakanlığı'na getirildi. 1946'ya kadar refik saydam ve şükrü saracoğlu hükümetlerinde de aynı görevi sürdürdü.
birinci eğitim şürası'nı topladı. ankara fen ve tıp fakültelerini, izmir yüksek ticaret ve iktisat okulu'nu, balıkesir ve edirne öğretmen okullarını eğitime açtı.
yüksek mühendis okulu'nun istanbul teknik üniversitesi'ne dönüşmesini sağladı.
köy enstitülerini kurarak eğitim ve bilimi türk köylerine kadar ulaştırdı.
dünya klasiklerinin türkçe'ye çevrilmesini sağladı.
1950 seçimlerinde parlamentoya giremedi. istanbul'a yerleşti. akşam ve cumhuriyet gazetelerinde makaleler yazdı. 1958'de unesco türkiye milli komisyonu üyeliğine atandı. 1961'de kurucu meclis üyesi oldu.
şiirlerini önce aruzla, sonra heceyle yazdı. asıl önemli yanı türk kültürü ve eğitimine yaptığı unutulmaz hizmetlerdir.
www.turkedebiyati.org
yavrularını beslemek için dişi memelilerin ürettiği besin değerleri yüksek, koruyucu ve bağışıklık güçlendirici besin.
dişi memeli vücudu sadece tek bir sebepten ve tek bir amaçla süt üretir. biyolojik yavrusu varsa süt üretir, yavrusunu beslemek için üretir.ve aslında genel olarak yanlızca kendi türünün ihtiyacı olan oranlarda proteinler içeren süt üretir. yani inekler aslında hepimiz biliyoruz ki biz insanlara katkı olsun, beslenelim diye süt üretmezler. doğada ki pek çok hayvan gibi inekler de biz insanlar tarafından evcilleştirildi ve karşılıklı bir çıkar ilişkisi içinde hayatımıza dahil oldular bu çıkar ilişkisinin taraflara fayda oranı elbette hiç bir zaman adil olmadı.
yine de geçmişte bu ilişki bu kadar içer acısı değildi. küçük çiftlikler, bireysel besicilik vb. küçük işletmeler vardı. bu yerlerde, işler farklı yürürdü şimdikinden.yavru doğar , gerektiği kadar anne sütü ile beslenmesine izin verilir ( yavrunun dişleri annesinin memelerine zarar verecek aşamaya gelene kadar ) ve kalan bir kaç aylık zamanda da sütten insanlar faydalanırdı. inekler otlaklarda özgürdü, taze otla beslenirdi. kendi hastalıklarını çoğunlukla kendileri bilir ve doğada hastalığına iyi gelecek otları yine kendi bulup yer ve hastalığını tedavi ederdi. yani insanların faydalandığı sütte sağlıklıydı bu yüzden.
şimdi artık durum farklı, ve bunu hepimiz biliyoruz. endistürüyel bir süt tesisi hayal edin. buzağılar küçük alanlara hapsedilmiş şekilde, anne sütü ile beslenmeden, bunun yerine sağlıklı kalması için antibiyotik karışımlı besinlerle beslenip gebe kalabilecekleri zamana kadar bakılıyor. ve sonra insan eliyle, makinelerle aşılama denen metodla gebe bırakılıyor. doğumdan sonra günler içinde doğan yavru anneden alınıyor ve anne süt makinasına bağlanıyor. anne ve yavru fiziksel ve duygusal olarak acı çekiyor. şok yaşıyor. günlerce aralıksız şekilde birbirlerine seslenip duruyorlar. anneden alınan yavru yine daracık bir alana hapsediliyor. yavru erkekse hareketiz kalması için demirden eksik özel diyetlerle besleniyor, böylece kesileceği kiloya erişene kadar etinin lezzeti garantileniyor. yavru dişiyse annesinin yolculuğu ile aynı oluyor büyüme süreci. normalde 20- 25 yılık yaşamı bu ağır koşullarda yarıdan daha az sürüyor. 7 -10 yaş arasında defalarca gebe bırakılıyor ve hep aynı süreci yeni baştan yaşıyor ve sonunda mezbahaya gönderiliyor. biz insanlar da yavrularımızı bu muhteşem gıdayla besliyoruz, ve sağlığından emin oluyoruz böylece. sahiden ne kadar sağlıklı ? bir de bu endistürünin doğaya, çevreye verdiği zararlar var elbette saymakla bitmeyecek. yani süt büyük tesislerde üretilip, işlenip, paketlenip bizlere ulaşana kadar ardında dünya kadar kötülük bırakıyor. ve hepsi bir bir bize geri dönüyor.
şimdi artık üretimin bu şekilde olmadığı söyleniyor. ama bu doğru değil. hala acımasız ve korkunç bir sistemle üretim yapıldığı hergün yeniden belgeleniyor.
ve işin garip yanı her gün büyüyen bu endistütri asla yeterli olmuyor ihtiyacı karşılamakta. dünya nüfusu arttığı için değil üstelik. gereksiz, ihtiyaç fazlası hatta bizi hasta edecek kadar ihtiyaç fazlası tüketiyoruz süt ve süt ürünlerini.
süt endüstrisi bize her zaman şunu söyler " süt yoksa sağlık yok " ben ineğine ve koyunlarına torunlarından daha iyi davranan, daha sevgiyle yaklaşan anneannemle büyüdüm. çocukluğumun 6 -14 yaş arası zamanı onunla geçti. ve o bu dünyada hayvanlarına en iyi şekilde baktığını gördüğüm tek insandı. bu yüzden en sağlıklı süt ürünlerini üretirdi. herkes onun ürettiği ürünlerden almak için sıraya girerdi, ama o en doğru şekilde planladığı için her zaman az üretim olurdu, eve ayıracak ve birazını satıp kış için yem alacak kadar. buna rağmen asla çocukluğum boyunca süt ve süt ürünleri tüketmedim. sevmiyordum nedense. ben her zaman sebze aşığı oldum. ve hiç öyle ağır hasta olmadım bu yaşıma kadar, güçlü bir bağışıklık sistemim var. boyum 1.74 kısa da kalmadım. kemiklerim de gayet güçlü. yani birileri bize sürekli yalan söylüyor belki de, süt içmeyen çocuk gelişemez, kalsiyum olmazsa kemikleri güçlenemez, bağışıklığı düşük olur vs. her şeyin içinde süt ürünü var, kahvaltı masalarında 10 çeşit peynir var. keklerde, böreklerde, şekerlemelerde, içeceklerimizde süt ürünleri var. üstüne bir de bardak bardak süt içilmesi öğütleniyor sürekli. bu hastalık değil de ne ? hepimiz elimizden geldiğince bu sistemin karşısında olmalıyız, yanında değil. daha az süt ürünü tüketirsek hasta olmayız, hiç tüketmeyenler ölmüyor, yataklara falan da düşmüyor hatta. doğanın bize sundukları o kadar çeşitli ki, neredeyse her besinin alternatifi var.
sefirin kızı adlı dizide çok sevilen elvan karakterini canlandıran oyuncu.
dizide rolü gereği kullandığı şivesi ile izleyicileri kendine kısa zamanda hayran bırakarak, kısa sürede kendini sevdirmiştir.
nörodejeneratif bir beyin hastalığıdır. hastalık adını ilk kez 1817'de titremeli felç olarak tarifleyen james parkinson'dan almıştır. hastalığın görülme sıklığı 60 yaş ve üzerinde alzheimer'dan sonra 2. sıradadır.
" normal olarak insan beyninde belli bölgelerde dopamin üreten beyin hücreleri (nöronlar) bulunur. bu hücreler beynin substabsiya nigra adı verilen belli bir alanında yoğunlaşmış halde bulunurlar. dopamin substansiya nigra ile vücut hareketlerini kontrol eden diğer beyin bölgeleri arasında mesajlar ileten bir kimyasaldır. dopamin insanların akıcı ve koordine hareketler yapmalarını sağlar. dopamin üreten hücrelerin %60 ila %80’i kayba uğradığında yeterli miktarda dopamine üretilemez ve parkinson hastalığının motor belirtileri ortaya çıkar. " ( kaynak : parkinsonderneği.org)
yani dopaminin artık üretilmemesi, az üretilmesi beyindeki sinir ağları arasında ki iletişimi sekteye uğratıp hareket kabileyetini kısıtlar, bununla birlikte titreme gibi kontrolsüz hareketlere yol açar.
hastalığın kesin nedeni bilinmemekle birlikte çeşitli tetikleyicileri olduğu belirtiliyor. bunlar,
" ileri yaş
ailede parkinson hastalığı öyküsü bulunması
kırsal yaşam, çiftlik ve kuyu suyu kullanımı
tarım ilaçları
erkek cinsiyet
kafa travması
demir, manganezin diyetle yüksek miktarda alınması
beyaz ırk
besinlerle alınan hayvansal yağlar
obezite
fiziksel ve duygusal stres "
parkinsonda koruyucu faktörler :
sigara kullanımı*
kahve ve kafein tüketimi
nonsteroid antienflamatuar ilaç kullanımı
antihipertansif ilaç kullanımı
alkol
fazla fiziksel aktivite "
kaynak ( medicalpark.com)
tüm hastalıklarda olduğu gibi parkinsonda da hastalığının erken teşhisi büyük önem taşıyor. ancak erken dönem belirtileri kolayca gözden kaçabilecek türden belirtilerdir. bunlar; uykusuzluk, kabızlık, koku duyusunda yitim, ve çok belirgin olmayan duruş bozuklukları, sık olmamakla birlikte denge kaybı ve düşme.
parkinsonun önleyici bir tedavisi yok. teşhis konuşduktan sonra seyrini yavaşlatmaya, yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik ilaç tedavisi uygulanır. her ne kadar zor bir hastalık olsa da çok korkulacak bir hastalık da değildir. görülme sıklığı genel olarak 60 yaş ve üzeridir. bu anlamda da yaşamı kısaltan bir hastalık değildir. eğer hasta 80 yaşına kadar yaşayacaksa bu hastalıkla birlikte aynı ömrü geçirecektir. ( en azından doktorların genel bildirimi bu yönde )
geçen yıl kız kardeşim annemin yürürken sol kolununun serbeste hareket etmemesinden şüphelenmiş ve kendince çaktırmadan takibe almaya başlamış. sonra annemin parmaklarında kendisinin bile farketmediği minik seğirmeler olduğunu da gözleyince, bize açtı konuyu. biz de yok canım dedik, bomba aynı yere iki defa düşmez. annem eşini kaybedeli 3 yıl olmuştu ve eşi agresif seyreden parkinsondan muzdaripti. 20 yıla yakın bu hastalıkla yaşamıştı. ama hayatını kaybetmesi tamamen parkinsondan kaynaklanan komplikasyonlardan değildi. son zamanlarında demans ile birlikte seyretmişti hastalığı. annemin eşiyle akrabalık bağı yoktu, ailede parkinson öyküsü yoktu. neyse bir uzmana gittik, gerekli kontorller, testler, emar vs yapıldı ve parkinson bulgusuna rastlanmadı. ama takip hastası olarak gözlemeye karar verildi. 3 ay önceki kontrollerde parkinson teşhisi konuldu ve ilaç tedavisine başlandı. şimdi eşiyle yaşadığı tecrübeden dolayı oldukça korkuyor, " ben de öyle mi olacağım " diyor. ama biz eminiz ki öyle olmayacak, çünkü tecrübelerimize ve gözlemlerimize dayanarak diyebilirim ki bu hastalık da pek çok hastalıkda olduğu gibi kişinin karakteri ile çok organize. zor bir karakterseniz, elbette hastalıkla birlikte x2 zor hale geliyorsunuz. ve bu devam ettikçe hastalığınız sizden daha güçlü bir hale geliyor ve çevrenizdekiler artık size ulaşıp size yardımcı olamaz hale gelebiliyor. tabi ki bu demek değil, melek gibi iyi çok pozitif bir insansanız parkinson size hiç bir şey yapmaz.
hastalığın seyrine göre ilaç dozları zamanla arttırılır ve bu da fazla ilaç kullanımından kaynaklanan yan etkilere neden olur, o yan etkiler için farklı ilaçlar almak gerekir ve bazı yan etkiler ilaçlarla da önlenemeyebilir. bu yan etiker halüsünatif haller, uykudan bağırark uyanmalar, istemsiz kasılmalar, unutkanlık, ani duygu değişimleri vb. olabilir. bu hastalıktan muzdarip bir yakınınız varsa bu tepkilerinin hiç birinin sizinle ilgili olmadığını bilerek, sabırla hareket etmelisiniz.
salı günü kontrol randevusunda sıra beklerken aynı nedenle orada olan kişilerden bir kaçınada yeni teşhis konulmuştu ve o kadar üzgündüler öyle endişeliydiller ki, olumlu ne söylense pek algılayabilir değillerdi. bu durumda hasta yakınlarına çok büyük iş düşüyor, onlar ne kadar az endişelenirse hastanın bunu kabul sürecide o kadar kolay oluyor. yani bu hastalık bir anda ilerleyip insanın hayatını elinden aniden alan bir hastalık değil. bu korku ve endişeye kapılmamalı teşhis konulmuş kimseler. çok ama çok uzun süre ilaç desteği ile kendi normal yaşamlarını devam ettirebiliyor, kendi işlerini görebiliyorlar. sonrasında ise diyelim 60 yaşında hastalığa yakalandı ve 75, 80 yaşında ne kadar iş görebilirse yine o derecelerde kendi yaşamını idame edebiliyor. son olarak hasta ve hasta yakınları benim tavsiyem, her anın tadını çıkarın birlikte. daha kaliteli zaman geçirin beraber. aceleniz olduğundan falan değil, bir musibet bin nasihatten evladır mantığından hareketle.
kadınların takım çantası gibi birşey. içindekiler kişiden kişiye değişkenlik gösterip, acayip çeşitleri olanda vardır. birde entersan isimleri var kimi ürünlerin.
yerden göğe haklı ve haklılığını düzgün sözcüklerle karşısındakine anlatamayacağını bilmenin çaresizliği ile, bir isyan halinde küfür eden kadın ise sonuna kadar desteklediğim kadındır. lakin diğer türlü ise, yani bu bir alışkanlık halini almışsa acilen uyarılması ve bu alışkanlıktan vazgeçirilmesi, olmuyorsa uzak durulması gerekli olan kadındır.