çeyrek altın

düğün nikah ve bilimum dünya evinin vazgeçilmez nişanesi yarım altının yarısı.
22 ayar, 1,75 gr ağırlığındadır. has altın cinsinden olanı 1.59 gr dır.

sözlük yazarlarından hikayeler

@denizece adlı yazarın ricasıyla yayınlıyorum.

hikayenin adı:defneli
akşam güneşinin son huzmeleri odanın duvarlarında geziniyordu. en son çağlar’ın omzuna değdi, ardından bulanık bir gri ile doldu ev. koltukta kumanda ile sürekli kanal değiştiren kocasına umursamaz bir bakış fırlatıp, berjerden kalktı...
canım sıkıldı... bir kek yapayım. neli olsun dedi kendi kendine.
“sen en çok havuçlu tarçınlı seversin” dedi adam.
“sen de kakaolu” dedi kadın yarım bir gülümseme ile. “akşam yine halı saha maçı mı var?”
“biliyorsun işte bizim çocukları, gitmezsem burnumdan getirirler.”
“biliyorum.” mutfağa girip, buzdolabını açıp boş, boş bakıp, kapattı. tariflerin olduğu rafa yöneldi, eline çorba tariflerinin olduğu yemek kitabı geldi... “o çorba içmeyi sevmez” dedi, kenara attı. bir pasta kitabı buldu ama aradığı tarif bunda değildi. kitapları bırakıp, buzdolabına döndü.
“bu sefer hiç yapmadığım bir kek yapacağım”
“neli?” dedi, mutfağın kapısında dakikalarca onu sessizce izleyen adam. adama hiç bakmadı, cevap vermedi. kafasını dolaba gömmüş, sanki hiç olmayan bir şeyi arıyordu. işin komiği aradığı şeyin orada olmadığını biliyordu... çok başka bir kek yapacağım. belki kendi adımı veririm "defne keki"
“kulağa hoş geliyor” dedi adam hep takındığı alaycı gülümsemesi ile. dolabı tekrar açtı kadın. bu sefer kafasında tam oturtmuştu ne yapacağını. sebzelikten yeşil elmaları çıkardı, masaya koydu. üç yumurta ve sütü de masada elmaların yanına. erzak dolabından un, tarçın, şeker, kabartma tozu ve vanilyayı da diğer malzemelerin yanına koydu. elmaları soyup, küp, küp doğarken;
“ keşke adem o elmayı hiç koparmasaydı...”
“nereden çıktı bu?” dedi çağatay. masanın üzerinde duran elmalardan birini alıp, önce tşörtü ile silip, katır kutur yemeye başladı. bunu bilhassa yapıyordu.
“daha sessiz yer misin?” diye söylendi defne... ( çocuğuna kızmış da kırılmasın diye dişlerinin arasından tıslarmış gibi)
“ne olmuş ki, adem elmayı çalınca?”
“kadınlara yaranmak da imkansız diye güldü çağatay . “belki de adem, suçuna kılıf olarak kullandı havva’yı. belki de o elmayı adem yemek istedi. kesin öyledir, kadınlar hep haklıdır” dedi.
yanağından sulu, sulu öpüp, salona döndü. defne yanağını kolu ile sildi. tuhaf bir şekilde kızmıyordu ona. çok uzun yıllar evli olan insanlar kardeş gibi olurlar bir zaman sonra. yan yana geçinemezler ama uzaklaşınca canlarından bir parça kopuyormuş gibi acı duyarlar. şekerle yumurtaları çırptı ilk günlerde çağatay ile oldukları gibi köpük, köpük oldu kase. yavaş, yavaş sütü ekledi tıpkı birer, birer birbirlerine tanıştırdıkları arkadaşları gibi. sıvı yağı ekledi içine; bu da kabullendikleri, birbirlerinin kötü yanlarıydı. çağatay çok sigara içerdi. defne çok dağınıktı.
kabartma tozu ve vanilyayı ekledi. bunlar da diploma gibiydi olmazsa olmaz. çırpmayı bırakıp küp, küp doğradığı elmaları tarçın ve şeker ile tavada kavurmaya başladı. mutfağa yayılan enfes koku; ilk yıllarda yaşadıkları o muhteşem geceleri anımsattı. kek kalıbını özenle yağladı, tıpkı evini özenle döşediği gibi. en alta tarçınlı elma küplerini koydu. karıştırdığı kek hamurunu, özenle gezdirdi elmaların üzerinde. fırını 180 dereceye getirip, biraz bekledi. beklerken çağlar’ın askere gittiği günleri ve onu ne çok özlediğini anımsadı. keki fırına verdiğinde, rahatlama hissetti. tüm sorunları, o keki yapana kadardı sanki. fırının camından keki izlerken, ısıtıcının düğmesi açtı. çağlar'ın ona doğum gününde aldığı kupaya iki tatlı kaşığı kahve koydu, üzerine kaynayan suyu doldurunca, elmalı tarçınlı afrodizyak koku yerini keskin kahve kokusuna bıraktı. oldum olası, yalnızlığı anımsatırdı bu koku... kek daha fırındayken çağatay, eşofmanlarını giymişti bile...
“kekin pişmesini bekleseydin.”
“akşam dönünce bakarım tadına. neli oldu şimdi bu kek?”
“defneli.” defne, çağlar’ın yüzüne bakmayınca, çağlar da usulca kapıyı çekip, çıktı.
küçük bir stüdyo daire, yine duvarlarda yankılanan aşk seslerine şahit oluyordu. ara verdiklerinde, sarışın kadın duşa girdi. adam kumanda ile kanallar arasında gezinip, duruyordu. telefon çaldı. arayan sitenin güvenliği idi.
“alo buyurun” dedi adam
“efendim bir paketiniz var getirelim mi?”
“ne paketi?
“bilmem güzel bir kadın bıraktı, içinde kek olduğunu söyledi”
“ne keki?”
“defneli kek’miş” öyle söyledi...

şans

hayatın gidişatında rastlantısal olarak * başa gelebileceği gibi kişinin karşısına çıkan fırsatları değerlendirmesi ile de kendi kendine yaratabildiğidir. hayatta bir kapı kapandığında diğeri açılır ama insanoğlu kapanan kapıya öyle uzun süre pişmanlıkla bakar ki hangi kapının açıldığını fark edemez bile.

(bkz:talih.)

sözlük yazarlarından hikayeler

sözlük yazarlarının yazdığı hikayelerdir.

netflix

türkiye için ücretsiz deneme kullanımını kaldırmış olan, popüler dizi ve film platformu.
artık nasıl yüklenildiyse siteye, adamlar iptal etmek zorunda kalmış.
sevdik mi tam severiz diyorum başka da bir şey demiyorum.

aldatma

bir güveni korumak, ya da devam ettirmek konusunda sadakatsiz olmak.

her türlüsü kötüdür.

mehmetçik

mehmet veya mehmed türklerin hz. muhammed için överek söyleyiş şeklidir.
mehmetcik ise muhammedin askeri anlamında kullanılır. son gelen -cik eki küçültme anlamı değil burada tamamen başka bir anlamda kullanılmıştır.

türk ordusunun ocağı bunun için peygamber ocağıdır. aynı kaptan aynı karavanadan ve aynı öden olduklarını anlatmaya yarar.

ne denebilir ki;
dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. her zaferin en büyük payı senindir." atatürk

unicef

bildiğin soygunu çetesinin iyi polis tarafı. bakmayın çocuklarla ilgili yaptığı işlere, hepsi reklam malzemesi.
topladığı parayı tamamen harcasa kim bilir kaç ülkede yardım edilmemiş çocuk kalmazdı .

para

lidyalıların asırlar önce bulduğu ama çoğumuzun hala bulamadığıdır.

emzirme

genellikle bebeğin doğumu itibari ile başlayıp, doktorların tavsiye ettiği bebeğin 2 yaşına girmesi ile son bulan, bebeğin anne sütü ile beslenmesi yöntemidir.
çoğu anne için çok önemli ve özeldir.

glokom hastalığı

glokom hastalığı, göz sinirlerinin harap olması sonucu ortaya çıkan ve her yaşta görülebilen aynı zamanda önlenmesi ve tedavisi çok kolay bir göz ve görme siniri hastalığıdır. glokom kelimesi m.ö. 400 lü yıllarda hipokrat metinlerinde geçmektedir. etimolojik olarak akdeniz kıyılarımızda o hayran olduğumuz yeşil-mavi deniz rengini ifade etmektedir. aynı zamanda sıfat olarak da parlayan anlamına da gelmektedir ki, bu terimlerin o devirlerde akut glokom krizleri sonucu ortaya çıkan ödemli kornea görüntüsünü ifade ettiği düşünülmektedir.
bebeklik çağından başlayarak her yaşta görülebilir, ancak daha çok 40 yaş sonrasının hastalığıdır. kalıtsal bir hastalıktır, ailesinde glokom hastalığı bulunan kişilerin hastalık konusunda dikkatli olmaları, göz muayenelerinde bu hususu belirtmeleri gerekmektedir.
nadiren birden başlayan şiddetli ağrı, görmede ani azalma, bulantı kusma ile ortaya çıkabilse de genellikle hiçbir belirti vermeden ilerleyen ve sonunda ciddi görme kaybına hatta körlüğe neden olabilen bir hastalıktır.
gözümüzü kabaca balon olarak farz edersek bu balonun sönmemesi ve optik yüzeylerinin küresel özelliklerini koruyabilmesi için içinde belli bir basınç bulunmalıdır. bu basıncı sağlayan gözümüzün içinde salgılanan göziçi sıvısıdır. tabii burada salgılanmayla birlikte bir de bu sıvının dışa atım mekanizması söz konusudur. eğer bu dışa akım mekanizmasında bir direnç oluşacak olursa göz içi basıncımız artar. normal göz içi basıncı 20 mm hg ya kadardır.
göz içi basıncının artmasına en duyarlı göz dokusu görme siniridir. görme siniri, ağ tabakanın algıladığı milyonlarca görsel uyarıyı beynimizde bulunan görme merkezine ( ana santral) ulaştıran, milyonlarca kablodan oluşan bir kablocuklar yumağıdır. görme sinirinin beslenmesi fonksiyonlarının idamesi açısından çok önemli olup, etrafındaki ve içindeki mikro damarcıklar vasıtası ile olmaktadır. eğer göz içi basıncı artışı bu mikro damarcıklar içindeki akımı etkileyecek olursa görme sinirinin beslenmesi bozularak hasar oluşmaya başlar. göziçi basıncının yüksek olması dışında, migren hastalığı veya soğuğa karşı hassas olan insanlarda, soğuk havalarda ellerinde morarma, damarlarında daralma olan kişilerde de görme sinirinin yetersiz beslenmesine bağlı olarak glokomatöz hasar oluşabilir. bu tür durumlarda göz içi basıncı yüksek olmasa da görme siniri hasarı olabildiğinden glokom tanısı konabilir. bu tür glokom hastalığına ‘’düşük basınçlı glokom’’ denir. bir de bunun tersi olan bir durum vardır; göz içi basıncı normal sınırların üstünde olmasına rağmen yapılan tetkiklerde glokom hasarı saptanmaz, bu duruma da ‘’oküler hipertansiyon’’ adı verilir.
glokom hastalığı tedavisinde çok önemli gelişmeler olmuştur. gerek gerek ilaçla tedavi , gerek laser tedavisi gerekse ameliyatla tedavi son derece başarı olmaktadır. laser tedavisi genellikle kullanılan ilaç dozunu ve sayısını azaltmak için uygulanır. ameliyat ise ilaçla veya laser tedavisi ile göz içi basıncı yeterince kontrol altına alınamıyorsa ve glokoma bağlı görme siniri hasarı ilerliyorsa uygulanmaktadır.
glokom hastalığı konusunda son yıllardaki en çarpıcı gelişmeler ise tanı yöntemleri konusunda olmuştur. tanıyı ne kadar erken koyarsak görme sinirinde oluşabilecek hasarı da o kadar erken önlemiş oluruz, dolayısı ile hastalarımızda fark edilebilir herhangi bir kayıp oluşmadan önce bize sağlam kanıtlar verecek diagnostik cihazlara ihtiyacımız var. artık yeni teknolojik gelişmeler sayesinde görme sinirimizde hasarı en başlangıç seviyesinde tespit edip erken tanı koyup erken tedavi uygulayabiliyoruz.
glokomda temel tanı yöntemleri görme alanı muayenesi ve optik kohorens tomografi dir(oct) . bilgisayarlı görme alanı muayenesi periferik görme alanımızı tarayarak bir daralma olup olmadığını tespit eder. oct ise ağ tabaka (retina) ve görme sinirinin (optik sinir) kesitlerini alır ve bilgisayar programı ile normal kişilerle karşılaştırarak sinir lifi hasarının çok erken evrelerde hassas bir şekilde saptanmasını sağlar.
glokom tanısında yeni bir özellik de göz cidarımızın kalınlığının ölçtüğümüz göz içi basıncı değerini ne kadar etkilediğidir. bu yüzden göz tansiyonu hastalığı şüphesi olan kişilerde mutlaka kornea kalınlığı ölçülerinin de not edilmesi gerekir.
glokom hastalığı, ciddi görme kayıplarına neden olabilen ancak tanısı ve tedavisi kolay bir hastalıktır. bu yüzden en azından 40 yaşından sonra rutin senelik göz muayenesini ihmal etmemek gerekir.

kadın ne ister

kadın var kadın var. o yüzden istek var istek var yani. eski bir cici kızlar şarkısı vardı aklıma geldi. hayır dersem belki demek belki dersem evet anla çok söz söyler kadınlar evet demezler asla.
not: bu şarkı düşüncelerimi yansıtmamaktadır.

halk süt

istanbul büyük şehir belediyesi'nin yeni sosyal çalışmasıdır.
3-6 yaş arası çocuklara, ilgili pilot bölgelerde haftada 2lt.süt (çocuk başına) dağıtılması uygulaması bugün başlamış.
umarım, adaletli ve sağlıklı bir dağıtım ağı düzenlemesi yapılmıştır. süte ulaşamayan bebeler mutlu olurlar.

intihal

bildiğin kes yapıştır yazıları kendi yazınmış gbi kakalamaya kalkmak. yani hem kes yapıştır yap hem de benim diye kabara kabara gez.
buna sözlük dilinde sıçtın sıvıyorsun denir.

topuklu ayakkabı dinen caiz değildir

çocukken arkadaşlarım kuran kursuna giderlerdi yazları. mahalleden kendini din hocası tayin etmiş çatlaklar olurdu genelde öğretmenler. sonra ders çıkışları gelip bin gece kabus görmeye yetecek kadar korkunç şeyler anlatırlardı. cinler, büyüler, cehennem ve zebaniler hakkında. devlet okulları da şu an tam o kuran kursları gibi. her kurumda birbirinin kopyası yöneticiler olduğu malum, dolayısıyla şaşırdık mı? hiç değil. yani insan köpeği ısırdığında haber yapsınlar öyle şaşıralım.

kadının şişmanlık sınırı

hedeflenen kiloya ulaştıktan sonra bile hala kilolu olduğumu düşündüren psikoloji.

hayran olunacak kadınlar

fox tv'nin başlattığı ve 5 farklı kadın üretim kooperatifini içine alan kampanya.

yerli insan projesi

kendi adıma destek vermek için başvurduğu proje. düzeltecem bu halkı.

çocuk yapmak

ne zaman evleniyorsun sorusunun, evlendikten sonra dönüştüğü kalıptır. sonra ikinci ne zaman, üçüncü ne zaman, e boşanmıyor musun? diye devam eder.

fiilen düşündüğümde ise çocuk yapmak kişinin üretebilme hazzının en üst noktası olabilir. tamamen tatmin olup belki de tam olmak.
güzel olsa gerek.

oyun hamuru

anne, babaları dolandırmanın yasal eşyalarından biri.
- sizin çocuğun el kasları çok zayıf.
- napcaz?
- buyrun bir adet el hamuru. sıkcak, sıkcak el kasları güçlenecek.