akasya balı

artvin yöresinin doğal bitki örtüsünde, ormanlarında yer alan akasya ağacının çiçek özlerinin toplanmasıyla oluşturulan, özellikle sinir sistemini koruyucu ve güçlendirici özelliği ile bilinen bir bal çeşididir. akasya balı doğal koşullarda, kendine özgü aroması ile çok özgün bir baldır.
bal çok uzun süreden beri tedavi edici ve tadlandırıcı olarak kullanılmaktadır. kaçkarların doğal ortamında yer alan akasya ormanlarında üretimi yapılmaktadır. hiçbir şekilde doğanın insanlar tarafından kirletilmediği ve insan yerleşim yerlerine en az 10km uzaklıktaki akasya ormanları içerisindeki karakovanlardan bu bal elde edilmektetir. bu yüzden kaçkar akasya balı diğer ballar arasında en iyi baldır.

anlatılmaz yaşanır

yaşanan olayın vermiş olduğu hissiyatı, karşı tarafa ifade edecek tanım bulunmaması ve kelimelerin kifayetsiz kalması durumunda söylenen tümlemedir.

yaşanan her şey anlatılabilir ancak alınan haz, duygu aktarılamaz. belki bir nebze damdan düşenin halinden damdan düşen anlar

yorgancı

çocuklarımızın unutacağı zanaatlardan biri daha

başınız sağolsun

vefat eden kişinin yakınlarına taziye dileğidir. belki de " bu acı kayıp karşısında akıl sağlığınızı korursunuz dilerim " demektir. niye canının sağ olsun değil de başınız sağ olsun diye düşününce bu anlam çıkabiliyor. çünkü gerçekten de sevdiği birini kaybedince insanın aklı yitiyor bir zaman.

felsefe

insanlara soru sormayı öğreten disiplin.
"felsefe merakla başlamaz. kaygıyla, şeylerin olması gerektiği gibi ve göründükleri gibi olmadığı şüphesinin verdiği rahatsızlıkla başlar."

(bkz:hans abendroth)

fairy tale

sözlüğe yeni gelmiş evlere şenlik yazar. eğlenceli biri gibi gözüküyor.
aldık takibe.

isminin baş harfi ile başlayan pozitif kelime

neslican tay

güzeller güzeli, azimli, savaşcı, güler yüzlü, bir melek ayrıldı aramızdan.
yüreklerimizin karanlığı ile bizi baş başa bırakarak. hastanede mücadele ederken, ne giydiği mini etek kaldı eleştirilmedik, ne de kanser, kanser diyerek popüler olduğu.
affet onları yavrum, kötü kalpleri senin gibi bir güzelliği, bir pozitifliği görmeye engel. çünkü onların cezası bu.
ışıklar yoldaşın olsun. ağrısız, sancısız, huzurla uyu yavrum.

çok önemli kişi

insanların çocukluktan bu yana gizliden gizliye olmak için çaba sarfertiği kişilik bozukluğu.

eğitim sisteminin kişileri kemdi rızasıyla sömürmek için rol model olarak öne çıkardığı önemli şahsiyet. önemli olan kişi hep önemli olmak için yapabileceği ucuzluğun haddi hesabı yoktur.

inanmıyorsanız televizyonu açın ve seyreyle yin cümbüşü.

erkeklik zarı

erkeğin erkekliğinin bozulduğu, namusunun gittiği, ailelerin artık erkeğe ikinci sınıf olarak baktığı, utanç duyulası bir insan haline gelmesidir.
zar dediysem öyle görünen bir zar değil; erkeğin arsızlaştığı zardır.
kendi kendine bozarlar bu zarı. ha bir kız da gelip bozmuş olabilir ama genel olarak erkek kendi bozar kendini.
namussuz namussuzdur, zarı olmaz.

pes ekinovarus

yeni doğan bebeklerde görülen ve tedavi edilmez ise büyüdükçe birçok probleme sebep olan bir hastalıktır. peki pes ekinovarus nedir? çarpık ayak hastalığının tıptaki adıdır. bu hastalığı olan bebekler ayakları çarpık ve halk arasında ”pevli” olarak yani içeriye dönük deformite olarak doğarlar.günümüzde ilerleyen teknoloji sayesinde anne karnında yapılan geniş tarama testleri sayesinde önceden farkına varılabilir bir durumdur.
https://ergenbebek.com/pes-ekinovarus-nedir/

sözlük yazarlarından hikayeler

@denizece adlı yazarın ricasıyla yayınlıyorum.


aya kopya
bir sağ ayak bir de sol. bir adımda tökezledi sonrası yavaş ve emin adımlar. ilk defa yürüyordu. ilk defa dolmuştu içi. iki küçük ayak içine girince, birden anlam kazandığını düşündü. aylarca aynı vitrinde, aynı manken bebeğin ayağında, öylece gelip geçenleri izleyip, iç geçirdi. mağazaya her giren müşteride nefesini tuttu, kalbi heyecandan deli gibi çarptı. nihayet o gün geldiğinde bir kutuya konuldu, etrafı renkli kağıtlarla kaplandı. gidene kadar hiçbir yeri göremedi.
evine vardığında aylarca beklemek üzere bir dolaba kaldırıldı. sadece duyduğu seslerle yetiniyordu. bebek ağlamaları, annenin ninnileri, babanın okuduğu hikayeler... bugün ilk defa çıkıyordu evden. mert onu ilk defa giyiyordu. evet, tam yürüyemiyordu ama en azından ilk defa tam bir ayakkabı gibi hissediyordu. her adımda etrafına hayretle bakıyordu. daha önce görmediği gürültülü büyük demir yığınları sürekli bir yerden ötekine gidiyor, sayısız ayakkabı yanından yürüyüp, geçiyordu.
“merhaba ben mert’in ayakkabısı” diye kendini tanıtıyor ama diğer ayakkabılar onu duymazdan gelip hızla yollarına devam ediyorlardı. büyük bahçe içinde ahşap bir evin önüne geldiklerinde, annesi mert’i kucağına aldı, geniş bahçe renk, renk çiçeklerle dolu idi birkaç mermer basamağı çıkıp, büyük ahşap oymalı kapının tokmağını üç kere vurdu. orta yaşlarda güler yüzlü bir hanım açtı.
“aman da aman benim paşam babaannesine yürüyerek mi gelmiş” deyip torununu kucağına alıp; “severim ben senin güzel ayakkabılarını” deyip sevgi ile dokundu ayakkabılara.
ayakkabıları mert’in ayağından çıkarıp, girişte boydan boya beyaz oymalı kapakları olan ayakkabılığın içine koydu. küçük mavi ayakkabı ilk defa bu kadar çok ayakkabıyı aynı anda görüyordu. tam yanında ince topukları ile tepeden bakan bej ayakkabı söylendi: “işin yoksa çoluk çocuk ile uğraş artık. maide hanımın torun sevgisi bizim başımıza patladı”
hemen arkada duran siyah beyaz spor ayakkabı: “el kadar ayakkabının sana ne zararı var? ben ilgilenirim onunla
“çekilin kenara bakalım” dedi tok bir ses. bu büyük bir asker botu idi. tüm aya kopya sessizliğe büründü...
“hım demek yeni yetme sensin. bana bak ufaklık” diye uzun bir nutuk çekmeye hazırlanırken, arkalardan siyah rugan bir çift kadın ayakkabısı gözlüklerini kaldırıp: “demek sonunda geldin. ah maide hânım ah ne çok bekledi seni.”
“beni mi?” dedi, küçük mavi ayakkabı...
“ne sandın elbette seni hem de kaç yıldır.”
“…”
“bırak allasen ne bilir, bu yeni yetme beklemeyi” dedi
uzun, çok uzun bir çizme: “ben bir, iki kere güneş ışığı görmek için tüm sene bekliyorum.”
“ah ahhh” diye söylendi dolabın yanında asılı eski bir çift çarık: “ben cumhuriyetin ilanından beri bekliyorum hanım.”
“yine başladınız” dedi asker botu… “duyuyor musun ufaklık?” dedi.
“neyi” dedi, küçük mavi ayakkabı.
“darbenin ayak sesini”
“o nasıl oluyor?”
“her kafadan bir ses çıktığında, herkesten daha güçlü bağırıp, tüm sesleri susturursun, işte o zaman darbe olur.”
“ben bir şey yapmadım. beni atmazlar değil mi hapse tüm aya kopya kahkahalarla güldü küçük mavi ayakkabıya.
“ilahî çocuk” dedi rugan ayakkabı: “öyle sağlam bir bahçede, öyle güçlü bir evin içinde kurulu ki bu aya kopya adaletten başka hiçbir güç kesemez bizim sesimizi.”
derin bir nefes aldı, küçük ayakkabı. arkalardan eskimiş pembe bir pisi dans ederek yanına geldi, parmak uçlarında durarak, mavi ayakkabıya reverans verdi: “çok eğleneceğiz senle, ufaklık çokkk.” dedi.
tüm aya kopya kahkahalarla, “hoşgeldin” dedi yeniden küçük mavi ayakkabıya...

kezban

farsça ev hanımı, evi çekip çeviren yöneten anlamında kelime. arapça'da da bir anlamı var sanırım. osmanlıca sözlükte yalancı ve yalanlayan diye bir anlamı da vardı diye hatırlıyorum.


evi çekip çevirmek ne kadar aşağılanacak bir durum değil mi? ne konuştuğunu bilmeyen sözlerinin esiri olur.

(bkz:söz canlıdır)

feyza altun

instagramda fotograflarının altına yorum yapan takipçilerine bel altı ve kabaca verdiği cevaplardan ötürü gözümden düşmüş olan kişidir.
hani doğru rol model oluyorduk?

bal kabağı

bütünüyle beni görüntüsüne hayran bırakan sebze. tatlısı, çorbası her şeyi güzeldir.

nazlıcan güzel

yine bir intihar yine acı bir kayıp. intihar sebebi psikolojik problemleri olduğu söyleniyor. tıp fakültesi öğrencisi henüz 19 yaşında. 12 yıllık eğitim öğretim hayatında ulaşabileceği en yüksek mertebeye ulaşmış tıp fakültesini kazanmış ama mutlu olamamış bir genç. psikolojik problemlerini belki de sadece hedefine kilitlenerek yok sayan nazlıcan hedefine ulaştığında ya beklediği doyumu alamadı ya da bastırdığı problemler açığa çıktı. bilmiyorum sadece bildiğim okullarda mutlak başarı tanımını değiştirecek iyileştirmeler yapılmalı ve mutlu olmanın yüksek puan almaktan daha önemli olduğu vurgulanmalı. ailesine sabır diliyorum.

atölye

bir öğretme tekniği olan reggio emilia yönteminde sınıflara verilen isim.

6 kasım

fenerbahçe camiasına bir 17 yıl daha yetecek geyik malzemesi olan tarih.
galatasaray rakiplerinin eğlencesini hiç es geçmez!

çat kapı gelen misafir

ne olursa olsun günün sonunda iyiki gelmiş olandır.

cennet annelerin ayağı altındadır

hiç düşündünüz mü neden cennet annelerin ayakları altındadır.
cennet gidilecek bir veya ulaşılacak bir yer bir mekan değildir. tamamen bir bilinç boyutunun yaşanmasıdır. yaşama geçmesidir.

bir çocuk rahime düştüğü andan itibaren anne kendinden bir parça oluşturmaya başlar. çocuk büyüyüp doğum aşamasında o kadar acı çeker ki kendi canından vazgeçer. oluşturduğu varlık için kendi canından vazgeçebilir. bunu genelde bilmem kaç kemik kırılması kadar acı çeker vs gibi basit bir şekilde anlatırlar.

bu acı o kadar güçlüdür ki kendi canını hiçe sayıp o canı var eder. bunu sadece rahimiyetiyle anne bedeni ortaya çıkarabilir. doğum bu şekliyle çok sevinilecek bir olay olakla beraber çok büyük bir acı olaydır da.

bir çeşit kopma-kopuş olaydır. yani canından can gider. bu laflar basit gözükebilir ama değildir. lohusalık döneminde anne sebepsiz ağlar sebebi ise bu kopuş olmasıdır. çocuk ta sebepsiz ağlar sebebi yine bu ayrılıktır.

ve bu ayrlığa yani kopuşa ancak anne- rahimiyet bilinci ulaşabilir. bu bilinç ise heresin ulaşmak için amaç edindiği cennet bilincinin üstündedir. onun için cennet annelerin ayakları altındadır.

anneniz sizin için bir şey istiyorsa bilin ki kalpten ister, özünden ister.

annenizi sevin. cennet kapısıdır.