hamile olduğunuzu söylediğinizde ilk tepki

eşim bana söylediğinde ben gerçekten mi ?! diye bağırmıştım. 23 mart akşamüstü.

su

fi dizisindeki can manay'la birlikte izleyen insanların içmek istediği sıvıdır.

busenaz sürmeneli

iyi ki sözlük var da bu başarıları görüp umutlanıyor, seviniyoruz. başarıların daim olsun busenaz, aklımızdasın.

keşke

hayatta yeri olmayan kelimelerden biridir. geçen geçmiş biten bitmiştir. keşke ise anılardan bir demet.

togg

türk dil kurumuna göre türkiye'nin otomobili götürgeçli getirgeç'in baş harflerinden oluşan yerli otomobilin adı.
asıl açılımı türkiye'nin otomobili girişim grubu'nun baş harfleriymiş.

gayet güzel ve mill. bir kök kişi başka araba modellerine benzetiyor ama bence kendine has bir çizgisi var.
teknik olarak değerlendirme bilgim veya yetim yok ama bir görüşü paylaşmak istiyorum

önce çocuklar otursun

özellikle toplu taşımalarda önce çocuklar otursun. korkmayın şımarmazlar. korkmayın saygısız bir toplum yetişmez.

tavuk suyu çorba

limonla birlikte ilaç etkisi yaratan, soğuk algınlığının liste başı çorbasıdır.

kocasına kızıp bebeklerini döven kadın

bir aile trajedisi.
koca evi terk ediyor, kadın kocasının yakınlarını görüntülü arıyor, yakınıyor ve arada minik bebeklerine vuruyor. olay bu.
bizim toplum pek yabancı değil bu olaylara.
benim içime sinmiyor. anne, babaya kızıyor çocuklar tartaklanıyor, tam tersi durumda baba anneye kızıyor çocuklar yine şiddet görüyor.
çocuklardan ne istiyorsunuz? sadece güçleri size yetmiyor diye, küçükler diye, dünyaya siz getirdiniz diye bu şiddete uğramamalı çocuklar. çok ağır cezalar olmalı.
mümkünse "çocuk yapabilir" raporları almalı insanlar! bu raporlar da her türlü sağlık, eğitim ve insanlık sınavlarını verdikten sonra çocuk yapmalılar. yazık! minicik masumlara! çok yazık!

kırmızı ruj

dişe bulaştığında hemen fark edilir.

avustralya'da yaşamak

dünya'nın kendimce en güzel ülkesinde yaşamaktır. yaşam şartlarının ve kalitesinin en iyi olduğu ülkedir. ayrıca dünyanın en mutlu insanlarını barındıran ülke/kıtadır. burada yaşamaya karar vermek bir insanın hayatta verebileceği en mantıklı kararlardan biri olacaktır. çalışma şartları, ödenen maaşlar, alım gücü, eğitim kalitesi, olağanüstü doğası, egzotik bölgeler, hayvanlar, outdoor aktiviteleri, mükemmel bir iklim... bunlar sadece avustralya'da bulabileceğiniz güzel şeylerin bir kaçı.

intihal

bildiğin kes yapıştır yazıları kendi yazınmış gbi kakalamaya kalkmak. yani hem kes yapıştır yap hem de benim diye kabara kabara gez.
buna sözlük dilinde sıçtın sıvıyorsun denir.

çok da fifi

belli bir yaşa geldikten sonra evde kalan kızın hayata bakış açısı. gelen ağam giden paşam eski söylenişi

hangi kitabı okuyorsun

yalan olmasın cin ali.. bizim kız almış bana oku dedi. ben okuma bilmem dedim. cahilim.
ehliyeti nasıl aldın diye sordu?

otobüs bu dedim seyrediyor kendi kendine...

anlayamadığını anlayamamak

anladığını sanmakla eşdeğer.

şimdi şöyle bir durum var:
"anlatabildikleriniz karşınızdakinin anladığı kadardır." gibi meşhurlaşmış bir söz var. ne demek bu?
bu cümlenin en büyük iddiası, aslında anlaşma durumunun iki taraflı bir etkileşim olduğunu öne sürüyor olması. karşı tarafın anlamıyor olması, onun anlama kabiliyetindeki eksikliği gösterebileceği gibi sizin anlatma kabiliyetinizdeki eksikliği de gösteriyor olabilir.

söylemek istediğim şu: şairler kıraathanesine gidip atom altı parçacık fiziğinden bahsederseniz ve bundan bahsederken kendi idrakınız için herhangi bir sorun teşkil etmeyen bir sürü terimle konuşursanız karşınızdakiler sözlerinizde kafiye aramaktan başka bir şey yapmayacaktır. dolayısıyla hitap edilen kitlenin anlayabileceği bir dil ile ifade etmek sizin sorumluluğunuzdadır. ha diyorsanız ki; "şaire niçin kuantum anlatıyoruz arkadaş?" o halde hiç kalkışmayacaksınız ya da anlamıyor diye dertlenmeyeceksiniz.

herkes aynı algı seviyesinde olmayabiliyor. bazı şeyleri tuzluk kadar somut ve basit örneklerle anlatabiliyor olmak gerekebilir bazı insanlara.

"bilal'e anlatır gibi anlatmak" diye bir deyim var değil mi?

bir de, bazen herkes bir şeyleri anladığını sanır. çok sonra, aslında yanlış anladığının ya da anlamadığının farkına varır.

hiç mi yok

2017 yılında işyerindeki stajyer arkadaşa sorduğum soru. diyalog şöyledir:
ben: "aşağı git bak salih abi orada mı."
stajyer: geldikten sonra "aşağıda yok."
ben: "hiç mi yok"
stajyer: "yarısı yok"

avni

oğuz aral'ın sevimli, haksızlıklara "dıgıl dıgıl" söylenen oğlu.
avni'ciğin kadıköy' deki heykelini çalmışlar. kaidesinin üstünde, ayaklarını bırakıp, kalan kısmını metal hurdası için götürmüşler.
ne demeli, ne yazmalı bilemedim.
ne oldu bize böyle? hiç bir şeye ne sevgimiz, ne saygımız kalmadı.

gelin makyajı

olunca vezir olmayınca rezil eden makyajdır.
profesyonel makyaj adı altında ne yazık ki oldukça maliyetlidir.
işinin ehli birine yaptırmak mantıklıdır çünkü o gün bir daha geri gelmeyecektir.

90'larda çocuk olmak

80'lerin sonunda ya da 90'ların başında doğmak demektir.

çocuk her nesilde çocuk. saf, temiz, gerçek.
değişen zaman ve şartlar insanlığın ve doğal olarak çocukluğunda dönem dönem elle tutulur farkına neden oluyor.

90'lardaki bizim çocukluğumuz daha güzeldi bence. çünkü kapının önündeydik tüm gün. komşu teyze verirdi salçalı ekmeğimizi. bayramlaşmak için toplanıp tüm mahalleliyi dolaşırdık. belki şimdiki çocuklardan az bilirdik ama tamah ederdik. bir oyuncağa bir ay sevinirdik. evdekiler daha mutluydu, daha çok şükür daha az kaygı vardı.

kızım iki yaşında.
sokak kültürünü öğrenemeyecek. komşusuna gidemeyecek, bir teyzenin uzattığı ekmeği alamayacak. annesi o sosyalleşsin diye, dört duvar arasında büyümesin diye işini gücünü bırakacak ya da kendine daha az zaman ayırmaya çalışarak hepsini idare etmeye çalışacak. ama yanından ayıramayacak. ayırsa bile gözü ardında kalacak... ve bu kaygı ve endişe tabii ki çocuğa yansıyacak.

öyle şeyler gördük ve okuduk ki son yıllarda. çocuğumuzun birey olması için atması gereken adımlara müdahale etmek zorunda kalıyoruz. doğru mu? değil. ama gerekli.

o yüzden bizim zamanımızda daha güzeldi her şey. yine kötülük vardı belki ama bu kadar kaygı yoktu. o yüzden güzeldi 90'larda çocuk olmak.

emre aşık yağmur sarnıç velayet davası

izlerken gözlerimden yaş getiren bir olay. ebeveyn ego savaşları arasında kalan çocukların, en acınası hallerinden biri

sevgililer günü hediyesi

evlendikten sonra "ihtiyaç alma" olarak sürdürülebilir hale gelen ve bence daha mantıklı olan hediye.