Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz.
daha fazla bilgi
bizlerin iyi vakit geçirip eğlenebilmesi için flamingoların kanatlarının kesilip uçmaları engelenen canlıya saygısı olmayan mekan.
ama çok iyi bakılıyorlar demeyin sakın. sizi bir yere kapatsam ve iyi baksam orada kalmak ister miydiniz?!
12'ye 15 dakika kala kosarak sevdiginizin yanina gidip herhangi bir aciklama yapmaya gerek duymadan dudagina kocaman bi opucuk kondurabildiginiz ender gunlerden biri...
sonuca direkt etki eden hatta başlı başına sonuç olan şey, madde, davranış, insan.
alfa.
kendi gibi özgün olmanın sonucudur. genelde kibirle karıştırılır ama tamamen kendi özelliklerini yaşamanın ortaya çıkışıdır.
kendi çocuğunu evde bakıcıya bırakıp, okulda yüzlerce çocuğa ebeveynlik yapan insan.
her yıl şişirilmiş haliyle maaşı ana haber bültenlerine konu olduğu için maaşı; çocuklar okula gitmiyorken öğretmenlerde gitmiyor diye düşünüldüğü için tatili, sebebiyle sürekli beleşçi muamelesi gören meslek grubu.
büyüklerimizin kadına uygun gördüğü tek meslek.
anne-babasından sonra insanın hayatında iz bırakabilen, bir sözü yada bir bakışı yıllarca unutulmayan etkileyici kimlik.
13 şube ile en çok bursa ilinde faaliyet gösteren, bir anlamda yol lokantasıdır. şehirler arası yol güzergahlarına yakın konumdadır şubeleri. bursa yalova yolundaki şubesi aynı anda 1400 kişiye hizmet verebilecek kapasitededir. içeri girdiğinizde " oha bu kalabalıkta kaç saat bekleriz acaba yemeği " dersiniz ama dakikalar içinde yemeğiniz servis edilir. arı gibi koşuşturan onlarca personel ve çatal bıçak sesleri arasında yemeği ne ara yutup bitirdiğinizi bile anlamazsınız. ramazanda yalova yolu şubesinin önünde on metrelerce kuyruk olup sıra bekler insanlar. bu anlamda gayet mantıklı bir tercih, misal ramazanda tüm sülaleyi yemeğe almak gibi mecburiyetlerin varsa, her hafta gurup gurup uğraşmaktansa tek seferde hepsini köfteci yusuf'a götür. zamandan, enerjiden, paradan tasarruf sağlaman garanti böylece. sonuç olarak bir gurme değilseniz yemeklerini lezzetli de bulursunuz. bir de 20 km mesafeye tek kişilik tatlı siparişinizi bile getiriyorlar, en sevdiğim yanı bu.
en kıyamadığım, harcarken bir çok kez düşündüğüm para tipidir. çünkü benim babam bizlere o harçlıkları vermek için çok çalışırdı. bizleri göremeyecek kadar çok hemde.
uluslararası boyutta, kendilerini hayırsever,kardeşlik ve humanist olgusunda tanımlayan, topluluk. masounluk hakkında doğru veya yanlış bir çok bilgi mevcuttur. kendilerine ait internet siteleri de vardır.
https://www.mason.org.tr
para verince o kişiyi satın aldığını düşünen kişi.
çalışan da çalıştıran da görevlerini yapsa ortaya çıkan iş te hakkıyla olacak ama biraz da bu durum kişilikle alakalı, bu zihniyette olan biri paralel olarak nasıl bir karaktere sahiptir kim bilir...
eskiden her yemek zamanı aile bir araya gelirdi. sohbetler edilir, aileyle ilgili konular konuşulurdu. şimdi ise herkes hafta içi çalışıyor veya farklı zamanlarda eve geliyor. ister istemez aile kısıtlı zamanda ve zamanla yarışır şekilde bir hayat yaşanıyor.
işte bu düzende pazar kahvaltısı herkesin birbirini gördüğü, zaman kısıtı olmadan beraber olunan zamandır. kahvaltı bahane.
her ay serum yediren, iğne olduran, bunlarla birlikte istifra ettirip hayat kalitenizi yerle bir eden sancı/ağrıdır.
ailede ve yakın çevrenizde herkes muayyen döneminizde olduğunuzu bilir. özellikle ilk günler canınızın derdinden trip atma moduna giremezsiniz bile.
eskilerin tabiriyle ayak ve beli soğuktan korumak akıllı bir savunmadır.
ve papatya çayı da bu dönemde can yoldaşınız olur...
genelde normal doğum sonrası bu şiddetli ağrı azalır, gün yüzü görürsünüz.
1. bölüm
kırmızı spor ayakkabılarını telaşla giyerken, bir yandan da söyleniyordu: "hadi baba çok geç kaldım. biraz daha gitmezsem, yedek kulübesinde oturturlar yine..."
"şu maili de atayım geliyorum tuna.
"çok yavaşsın baba, çok yavaş.
ayakkabılarını giyip merdivenlere oturup, bekledi çocuk. telefonunu şarjdan alıp, ceketinin cebine koydu baba. kapının arkasından anahtarı aldı. mutfağa bir göz atıp: "bir sandviç hazırlasaydım keşke doğru düzgün kahvaltı da yapmadın"
"çok geç kaldım baba"
"peki o halde yoldan bir şeyler alırım."
tuna koşarak, arabanın ön koltuğuna kuruldu. babasına en sevimli bakışını atıp, omuzlarını dikleştirdi, daha uzun görünürse belki bugün önde oturmasına izin verirdi. "arka koltuğa" dedi babası sertçe. "emniyet kemerini takmayı unutma!"
"annemlere gittiğimde haluk abi izin veriyor ama" diye söylendi...
babası hiç dinlemedi, kulaklığını takıp, ortağı birol ile konuşmaya başladı... tuna'nın en sevdiği kafeteryanın önüne geldiklerinde, babası ile göz göze geldiler. o gün ilk defa gülümseyip, "neli olsun sandviç?" dedi.
kaşarlı, jambonlu bir de mayonez..." babası ikisine de birer sandviç alıp, döndü.
"benimkinde turşu var ama" diye söylendi tuna. babası yine ortağı ile konuşuyordu duymadı.
2 . bölüm
kurtuluş parkı olabildiğince doluydu. bir yanda paten kayanlar, bir yanda nikahtan çıkan gelin ve damadı alkışlayan kalabalık, diğer tarafta parkın müdavimleri sokak köpekleri. pusetli anneler aralarında dedikodu yapıyorlardı. halı sahada bağrış çağrış maç yapan çocuklar... köşeden dönen beyaz minibüs, yola fırlayan top topun peşinden 8- 9 yaşlarında bir çocuk, ani bir fren sesi havaya fırlayan kırmızı ayakkabı... büyük bir uğultu... yere düşen çocuğun sesinden başka ses duyulmadı. tüm insanlar, köpekler, kuşlar bile sustu bir kaç saniye sonra yine aynı uğultu... köşeden dönen beyaz minibüs, yola fırlayan top topun peşinden 8-9 yaşlarında tuna , ani bir fren sesi havaya fırlayan kırmızı ayakkabı, o anı boş gözlerle izleyen baba... dünyayı sırtında taşıyan atlas düşürdü avuçlarından. tepe taklak yuvarlanıyor dünya siyah beyaz bir top gibi. atlasın ise gözü kırmızı göle düşen kırmızı ayakkabıda. ,
3. bölüm
kurtuluş parkında yılın son sıcak günleri. ağaçlar her renk. yerler van gogh tabloları gibi parkın müdavimi sokak köpekleri, pusetli anneler dedikodu yapıyor. nikâh salonundan çıkan gelin ve damadı alkışlayan bir grup genç. tekerlekli sandalyedeki çocuğu ile sohbet eden bir baba. kaldırımın kenarında yavaş yavaş yürüyen kaplumbağa, onların önünde duruyor. “kaplumbağalar neden yavaş yürür biliyor musun?”
tuna: “bilmem” diye omzunu silkiyor
“çünkü evlerini omuzlarında taşırlar. peki babalar neden yavaş yürür? biliyor musun tuna? “evlatlarını hep omuzlarında taşırlar, hem de bir ömür...”
kadına destek olan web sitelerinden biri . her daim eğitimler ve söyleşiler oluyor. sosyal açıdan ve akademik olarak gelişmek isteyenlere güzel bir kapı.
türk halkının en büyük zevkini ticarileştirip akıllıca bir girişim haline getiren tv kanalı.
gün geçmiyor ki bir güzellikle karşılaşmayayım. evinde yoresinde inşaat veya yol yapımı olmayan yerler için ideal. televizyonu açıyorsunuz ve çalışan kepçe, dozer veya makine seyrediyorsunuz.
ne yalan söyleyim bizim evde seyredilen tek kanal. açıyoruz. televizyonu alıyoruz elimize çekirdeğimizi meyvemizi... oooh çalışsın mekineler.