less is more
daha fazla az isteriz. az daha çoktur. çok az değildir. az çok değildir.
go daddy
kral çıplak
eski bir haluk levent şarkısı.
depremde yapılacak şeyler
büyük depreme dondurma sattığım dönemde yakalanmıştım. izmir'deydim ve sabah kalktığımda televizyondaki görüntüler çok fenaydı.
bilgi paylaşmak kadar deneyim paylaşmanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum.
yeni gelen bir yazıyı paylaşıyorum.
prof.dr. cem devge yazısıdır.
merhabalar;
kocaeli depremi ile ilgili deneyimlerimi, fay hattından 10 km ötede yaşamış bir aile olarak, sizlerle paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. amacım sizleri korkutmak değil; insanın şiddetli bir deprem sırasında ve sonrasında karşılaşabileceği olayları önceden bilmesi, belki daha önce hiç karşılaşmadığı böyle bir olgunun kendisinde yaratacağı korkuyu azaltabilir; gereken önlemleri önceden almasına yardımcı olabilir...
biliyorsunuz, haberleşme istasyonları ve elektrik aktarım ünitelerinde büyük depremin 20 yıl sonrasında bile gereken düzenlemeler yapılmadığından, deprem sonrası birkaç dakika içinde haberleşme kesilecek; elektrikler ise ilk güçlü sallantı sonrası kesilecek, karanlıkta sallanmaya devam edeceğiz; evden çıkabilirsek etrafta toz bulutu olacak. ay ışığını bile göremeyeceğiz. şimdiye kadar bildiğiniz sallanma şeklinde şeyler beklemeyin; kibrit kutusunun içindekiler gibi biz ve eşyalar birbirimize çarparak etrafa saçılacağız. daha önce yaşadığımız sallantılardan farklı olarak, bulunduğunuz zeminden güçlü darbeler geldiğini hissedeceksiniz; ayağınız yerden kesilecek ve havaya fırlayacağız; sonra düşüp, zeminde diz-dirsek pozisyonunda kalacağız. gece uykuda yakalanırsak, yataktan yere düşerek uyanacağız. ı̇çinde bulunduğunuz binayı dışarıdan göremeyeceğiniz için ne kadar eğildiğini tasavvur bile edemezsiniz; ancak, bulunduğunuz zeminde ayakta duramazsınız. 4. ya da 5. katlarda bile bu salınım hareketleri birkaç metreyi bulabiliyor. birbirine çok yakın konumda bulunan binalar rastlantısal olarak birbirlerinden farklı yönlerde eğilip büküldüklerinde birbirlerine çarpıyorlar.
sarsıntı yarım dakika ile bir buçuk dakika kadar sürecektir. kocaeli’de bunu 1 dakikaya kadar kesintisiz bir süre yaşadık. bu süre insana saatler gibi geliyor. deprem bitene kadar önceden belirlediğiniz ve bir kenarını dayanıklı ev eşyalarının oluşturacağı yaşam üçgenlerinde, zeminde kıvrılarak sabırla bekleyin. asla amaçsız bir şekilde sağa sola koşturmayın; zaten ayakta duramayacaksınız. halıfleks gibi kaymayan zeminlerde bile yerde kaydığınızı farkedeceksiniz; biryerlere tutunarak camlara ve binanın dışına doğru kaymamaya gayret etmek önemli. kesinlikle balkonda, bina çıkıntılarında ve merdivenlerde durmayın; öncelikle bunlar yıkılıyor...
deprem geçtikten sonra binayı tahliye ederken, karanlık olduğundan attığınız adımlara dikkat edin; merdivenler yerlerinde olmayabiliyor. tüm eşyalar yer değiştirdiğinden evin iç anatomisi artık bildiğiniz gibi değil; daireyi boşaltırken nereye bastığınızı karanlıkta hissetmeye çalışın. ben, daireyi boşaltırken yıkılan gardrobun arka levhasına basarak ayağımı yaralamıştım. banyo ve mutfaklardaki duvar fayansları ile yerdeki seramikler kırılıp parçaları etrafa kurşun gibi fırlayabiliyor; özellikle birbirine yakın dizilmiş seramik cephelerde bu durum sıklıkla oluşuyor. bazen dairenin iç ve dış kapıları, çerçeveleri eğildiğinden açılmıyor. panik yapmadan sarsıntının bitmesini bekleyip, soğukkanlılıkla birkaç kez daha deneyin...
yaşlılar ve çocuklar çıkamıyorlar; onlara özellikle yardım edin. pencerelerden uzak durun; çerçeveler eğilip büküldüğünden, camlar patlayabiliyorlar. duvara monte boy aynaları da aynı şekilde...
sallantı boyunca yeraltından gelen daha önce hiç duymadığınız kadar ürkütücü bir ses duyacaksınız. birkaç saniye sonra bu sese, yine hiç duymadığınız kırılan beton sesleri, ve eğer eviniz beton bloklar şeklinde konstrükte edilmiş ise, beton panellerin birbirinden ayrılma ve tekrar birleşme sesleri eşlik edecek...
evde, diz üstünde cam eşyalar bırakmayın. televizyonlar mümkün olduğu kadar alçakta olsun; aksi halde uçarak bizlere çarpabiliyor. uzun kablolu avizeler tavanlara çarparak kırılıyor; özellikle yatak odalarında varsa, bunları, tavana sabit ışık kaynakları ile değiştirin. sallanma sırasında oda kapılarından uzak durun; tahmin bile edemeyeceğiniz şekilde, sallantı boyunca hızla açılıp kapanıyorlar. karanlıkta onları göremiyorsunuz; vücudumuza çarptığı yerlerde rahatlıkla kırıklar oluşturabiliyorlar. başınızı özellikle koruyun. gardropları mutlaka sabitleyin; evleri, depremi sağlam olarak atlatanlarda gördüğümüz ölüm olguları, giysi dolaplarının insanların üzerine düşmesiyle oluşan omurga zedelenmeleri ile ortaya çıkmıştı. mutfak dolaplarının kapaklarını kolay açılamayacak hale getirin...
yanınızda, yattığınız yerde ya da çantanızda tiz ses çalan bir kampçı düdüğü ya da survival düdük bulundurun; hayatınızı kurtarabilir...
deprem bitip bina dışına çıktıktan sonra en yakın açık alana doğru gidin; dışarıda evlere yakın konumda bulunmayın. dışarı çıktığınızda, insanların laboratuvar denekleri gibi amaçsız hareket ettiklerini görürsünüz. dışarıda toplanan kişiler arasında korkudan kusan ya da apatik halde dolaşanlar göreceksiniz. önce kendinize, sonra onlara moral vermeye çalışın; toparlanmalarına yardımcı olun. depremden haftalar sonra bile arabalarınızda uyumanız gerekebilir; onları depremden zarar görmeyecekleri alanlara koymaya çalışın. bagajınızın bir köşesinde acil durum çantanız bulunsun. çantada bulunması gereken içerik ile ilgili olarak, deprem sonrası doğada tatile çıkacakmış gibi, medyada bir sürü ıvır zıvır şeyler yazıyor. çakı, mendil, diş fırçası, kağıt, kalem, meyva suyu, kuruyemiş vb.; bunlar bir işe yaramıyor. kent içinde aç kalmıyorsunuz. çantada olması gerekenler: tiz ses çalan survival düdük, komando bıçağı, kanamayı durdurmak için bacak ya da kollara uygulanan lastik turnikeler, elastik yara sargıları, pasaport ve su. kış aylarında isek, ek olarak polar içlik, eldiven, yün başlık, su geçirmez kaban; hepsi bu. önceden tedarik edenler için küçük kutup çadırı ve birkaç uyku tulumu sonraki günlerde işe yarayabiliyor. tedarik edemeyenler için resmi kurumların temin ettiklerini kullanacağız. bir süre sonra çadırlar sayıca yetişmeyecek ve kızılay’ın su geçiren çadırlarını dağıtmaya başlayacaklar. bu sırada özellikle ı̇skandinav ülkelerinden yollanan kutup çadırları, eğer dağıtım düzgün yürütülebilirse, elimizde olacak. kocaeli depreminde norveç’den yollanan bin kadar çadır yok olmuştu. depremden sonraki ilk hafta çevrenizde herhangi bir resmi yetkili olacağını beklemeyin. afad ve akut ekipleri sayıca yetersiz kalacaklar. bununla birlikte, depremin 2. veya 3. günü arka sokağınızda yurtdışından gelen bir ekibin acil yardım istasyonu kurduğunu görürseniz şaşırmayın. kocaeli’de yaralıları topladığımız üniversite hastanesi bahçesinde ilk karşılaştığım yardım ekibi, benden, içinde aynı anda birden fazla ameliyat yapılabilen mobil hastaneyi nereye kurabileceklerini soran norveç ekibiydi. 2. gün geldiler; 3. gün hastane çalışmaya başladı; 4. gün norveç dışişleri bakanı kontrole geldi. bu dönemlerde çıkar çatışmasına girdiğimiz ülkeleri bile yanınızda göreceksiniz; kocaeli depreminin ikinci günü “dayan mehmet’im!”, “dayan komşu!” türkçe başlığıyla çıkan yunan gazetelerini hatırlayın. bizimkilerden karşılaştığım ilk resmi görevliyi ise 5. gün görmüştüm; yaralıları almaya gelen askeri bir helikopterin pilotuydu. geniş hastane bahçesine dörtlü gruplar halinde askeri helikopterler iniyor, kötü durumda olanları yüklüyor, kalkıyorlar, yeni bir dörtlü grup geliyordu. ı̇zlediğiniz vietnam savaşı sahnelerinden daha kötüsünü düşünebilirsiniz. ıstanbul’daki hastane bahçelerini düşündükçe, bu tür helikopterlerin nereye ineceklerini bilemiyorum...
artık sayıları iyice azalan toplanma alanlarına gitmemiz çoğu zaman mümkün olmayacak; çünkü dar sokaklar yok olacak, ana caddelerin üzerinde enkazlar göreceğiz. kocaeli depreminde aynı şeyleri yaşadık. toplanma alanlarına gidecek, belki biraz birbirimizi yatıştıracağız; sonra çoğunluk tekrar geri dönüp bıraktıklarına ulaşmaya çalışacaklar. toplanma alanları çadır kurmaya yetişmeyecek; şehir dışındaki arazilere yayılacağız. ı̇lk haftalarda tuvalet bulmakta zorluk çekeceğiz; benzin istasyonlarındaki tuvaletler yoğunluktan tıkanacak; ihtiyaçlarımızı şehirden uzaktaki açık arazilerde karşılamaya çalışacağız. ı̇lk günden itibaren vefat edenleri, cenazelerin bozulmasını önlemek için kayıtları bile tutulmadan hızla toprağa vereceğiz. böylece, resmi olarak açıklanan ölüm sayılarından kabaca iki katı kaybımız olacağını tahmin edersiniz. deprem sonrası ilk 3 gün özellikle önemli; bu dönemde hastanelere çok yaralı geliyor; yardım etmek istiyorsanız hastane bahçesinde sorumlu doktorların söyleyeceği işleri yapabilirsiniz. bir süre sonra o doktorların seslerini işitmekte zorluk çekeceksiniz; çünkü 24 saat insanlarla konuşmaktan ve yapılacakları söylemekten sesleri kısılacak. bu dönemden sonra genellikle ağır yaralılar geldiğinden sizlerin yapabileceği birşey kalmıyor...
deprem sonrası geçen günler içinde etrafımıza yardım edebileceğimiz bir durum göremiyorsak ve evimiz güvende ise, kenti bir süreliğine terketmek iyi bir seçenek olabilir. hem ailenizi psikolojik ortamdan uzaklaştırmış olursunuz, hem de görevlilere yer açarsınız. eğer şehirde kalacak olursanız lütfen ailesiz kalmış çocukları güvendiğiniz resmi yetkililere ulaştırana kadar koruyup kollayın; kocaeli’de hayatta kalan çok sayıda çocuk, burada bahsedemeyeceğim nedenlerle yitirildi...
yine benim gözlemlerim: depremi 1-2 dakika önceden haber veren birkaç şey var...
köpekleri olan aileler onların davranışlarını izlemeli. köpekler ya hep birden havlıyorlar; ya da herbiri bir tarafa çekiliyorlar; etrafta köpek göremiyorsunuz. yeraltından deprem öncesi gelen alçak frekanslı sesleri işitebiliyorlar.
yaz aylarında, ateş böceklerinin gece şarkı söylediği bir yerdeyseniz, deprem başlamadan yarım dakika önce hepsi aniden susuyor; deprem bitikten 2-3 dakika sonra tekrar şarkılarına başlıyorlar...
son olarak, birbirimizle haberleşmek için aşağıda vereceğim internet olmadan çalışan uygulamalardan seçim yapıp, telefonlarımıza yükleyebiliriz:
1. firechat
2. bridgefly
3. flows
4. signal offline messenger
5. meshtalk
sağlıkla kalın...
prof. dr. cem devge
vermeyen var mı
türkçe dilini esnetip, argo mana yükleyerek insanlara geri yansıtma işini benimseyenler için vazgeçilmez cümlelerden bir örnektir.
trump turp gibi adam da olursa dolar nolur ki
trump düşerse dolar fırlar
dolar fırlarsa biz uçarız
biz uçarsak ortadoğu göçer
ortadoğu göçerse avrupa biter
avrupa biterse amerika güçlenir
amarika güçlenirse ruslar kinlenir
ruslar kinlenirse uzaya atilim artar
uzaya atilim artarsa çin boş durmaz
çin boş bulduğu kara deliği doldurur
hopa en baştan
bi süper nova patlatır mutluluklar dileriz
corona virüsü
tedavisi bulunduktan sonra -ki bulunabilirse- hiçbir şeyin eskisi gibi olmamasına sebebiyet verecek olan virüs. sosyal mesafe kuralı birçok insan için yaşam tarzı haline gelecek. konser, sinema, tiyatro, festival vb. toplu etkinliklere insanlar temkinli yaklaşacak. seyahat uzun bir süre ilk tercih olmayacak.
deliler kahvehanesi
ülkenin hatta tüm dünyanın ihtiyacı olan bir sosyal sorumluluk.
gönüllüleri ve kurucusunu tebrik ediyorum.
istanbul'a ilk gelişimde ziyaret etmek istiyorum bende.
kedinin insanı olmak
zaman içinde kendi ailenizden olan ve evi sahiplenen şirin ve oyunbaz arkadaşlarımızdır.
cilt bakımı
dıştan değil içten yapıldığına inandığım bakımdır.
formül: bol bol su tüketimi.
hoşlanılan insana açılamamak
burnunda sümük var diyememek kadar zorda bırakan bıdı bıdı.
bir kere sen emin değilsin hoşlandığını söylesen nolacak?
-emreee senden hoşlanıyorum!
- derin sessizlik
-merve, uzak dur benden uzak dur seni babama söyliceeem.
merve sana da küçük bir tavsiye aman duvarlara defterine "ali ayşe'yi seviyo" gibi şeyler yazma hemen belli olur. bir fe kampüsteki herkes te senden konuşur.
(bkz:
dükkanlar açık)
(bkz:
olsa dükkan senin)
steam
gabe newell' in para basma makinesi. ilk versiyonları çok sancılı olsada şu an en iyi oyun kütüphanesi yazılımlarından. sahini
valve corporation' ı bayağı mutlu ediyor. oyunları da özellikle indirim zamanları güzel fiyatlara alabilirisiniz.
fizyoterapistlik
çok yakın bir arkadaşımın dahil olduğu ve onunla birlikte öğrenmiş olduğum meslek dalı.
bir fizyoterapist arkadaşın varsa daha ne olsun.
harbe giden sarı saçlı çocuk
öğrenilmiş kadınlık
toplum tarafından dikte edilmiş kadınlıktır.
kadın belli bir tecrübeye ve eğitime sahip olmadan bunun farkına ne yazık ki varamaz.
çünkü daha doğduğunda bir yığın misyona dahil olmuştur.
kız olarak doğup kiremit çınlatmış, abla olmuş kardeş bakmış, misafir gelmiş dersini bırakıp evin hanım ve yardımcı kızı olmuş, uzak diye kazandığı okula gidememiş,
elalem ne der zorbalığının bir numaralı muhatabı olmuş, çalışan olmuş ikinci sınıf, anne olmaya korkmuş hatta işime ne olur kaygısından, evlenmiş hem evine hem işine koşturmuş, anne olmuş ve. farkına varmasına izin verilmeden yüklenmis düzen.
bir gün ne oluyor böyle dediğinde ise ötekilestirilmis.
kadınlık çok zor bir zanaat. sanatçısını uçurumun kenarında dolandıran bir aldatılmışlık.
pazar günü erken kalkmak
çocuğu olan bireylerin bir nedene bağlayabileceği eylemdir. pazar sabahı, "baba kalk piknik yapacağız" cümlesini duyarsınız ve gün sabahın 6sında başlamış olur.
ekrem imamoğlu
kanal istanbul konusu ile kendini açık etmiş başkan.
bir referandum olsun dedi! referandumda istediğiniz sonuç çıkmazsa ne yaparsınız diye sorulduğunda. savaşırım referandumu tanımam dedi.
referandum sonucu gelmiş bir başkanın verdiği cevap aslında bu olmamalı.
3. dünya savaşı
bakınca 1. dünya savaşına zemin hazırlayan nedenlerden bazıları mevcut günümüzde ama artık kimsenin kimseden alabileceği bir şey yok. kaynaklar tükenmek üzere, bir ülkenin bir başka ülkeye savaş açması ve kazanması durumunda oradan elde edeceği tek şey sorundur.
ayrıca 3. dünya savaşı 1. ve 2. dünya savaşı silahlarıyla yapılmayacağına göre ve gezegenimiz alarm verirken kimse kimyasal, biyolojik silahların tehlikelerini göze alamayacağına göre gerçekleşmeyecek olan savaştır.
muhtemelen bir kaç yüzyıl sonra, teknolojik ve sosyal olarak gelişmiş toplumlar, gericiliğe sıkı sıkıya bağlı ilerlemekte direnen toplumların kendi kendilerini ortadan kaldırmasından sonra, yükte hafiflemiş bir dünyayı tek devlet adı altında birleştirmek için kansız bir savaş verebilirler. 3. dünya savaşı da o olur herhalde.
pilli bebek
ağlatmak, güldürmek ya da konuşturmak için pil takılan bebek.
90larda çok pahalı oyuncaklardı alındı mı dünyalar sizin olurdu.
susamam
günler koşuşturmakla geçip giderken
neden var olduğunu unuttun
neden olduğun sorunlarınsa farkında değilsin
gülmek eğlenmek istiyorsun
sorunlara çözüm bulmak gibi bir derdin yok
hayat zaten çok zor
o yüzden müzik seni eğlendirsin
gerçeklikten uzaklaştırsın istiyorsun
ama biz müziğin bir şeyler değiştirebileceğine inanıyoruz
bizimle gel
başlayalım mı?
[verse 1: fuat] (doğa)
cengiz han zamanı akan nehirde
elini yıkamanın bedeli ölümdü
göç edip çürüdük
çöp kusarak üç denize sıçan bi' hale büründük
egzoz gazı soluyan
sağı solu belli olmayan
mangala gitti maganda!
orman yanar
tabiatın gözleri kan ağlar
kibir yaptı tavan
fabrika bacası basar
atom reaktörü, çöpü hasar
"electro smoke" ile her an atakta
insan en büyük parazit
gezegene bak lan!
hayvan kadar olamadı beşer
ortama uyamadı revize eden
faturasını gelecek nesil öder
kıyamet şur'da "mal" gibi izle!
[verse 2: ados] (kuraklık)
abi yapma!
atma şu izmaritini denize
geri alamazsın
gün gelir o pisliğini attığın denize hasret kalırsın, bakamazsın!
kurak afrika görüntüleri uzak değil
çocuğun büyüdüğü yer sulak değil
çünkü yok ettik gölleri, nehirleri, ırmakları, hepsini!
nasıl acımadık?
inanamıyorum
elimizde varken hiç değerini bilmedik
plastikle dolmuş mideleri hayvanların buna hiç mi üzülmedin?
nette paylaşmaksa yetmez
bi' şeyler yapmalı
suyu kirletmeyin!
su gibi aziz olsun ülkem
onun can damarlarına
bu zehri vermeyin!
[nakarat: şanışer]
gel, gün olur hapsolur bu suçlu cümleler!
yenilir hiç olurum fark etmezler!
susma, susamam!
korkma yanıma gel!
gel, gün olur hapsolur bu suçlu cümleler!
yenilir hiç olurum fark etmezler!
susma
susamam!
[verse 3: şanışer] (hukuk)
ben bi' beyaz türk'üm
yasalarım anglosakson ama kafam ortadoğulu
apolitik büyüdüm, hiç oy vermedim
kafamı tatile, gezmeye, borca yordum
adalet öldü, ucu bana dokunana dek sustum ve ortak oldum
şimdi tweet atmaya bile çekiniyorum
kendi ülkemin polisinden korkar oldum
üzgünüm ama senin eserin ülkedeki umutsuz nesil
senin eserin bu mutsuz kesim ve bu kurşun sesi!
sebebi nedir bilmeden hapiste çürüyen o suçsuz sefil
seni, senin eserin, senin eserin bu korkunç resim
bu yorgun sesim
fakirin vergisiyle yatına, katına katana salak
haşere geri yolsuz vekil seni, senin eserin!
sen hiç yıkanmadın
ölümle bi' kez bile tıkanmadın
elinde 3. dalga karton bardak kahve
tek derdin o özenti "start-up"ın
şimdi kapını kollaması gereken adalet gelir acımaz
vurur kırar kapını
çünkü çocuk öldü vuran memurdu diye "haklıdır" dedin
sesini çıkarmadın, yani suçlusun!
çünkü iki gün üzülüp sonra gözündeki nehri kuruttun
tuğçe ve büşra'nın katilini serbest bırakan hakimin adı neydi unuttun!
şimdi başına bi' şey gelse şeh'rin hukuk mu?
bi' gece haksızca alsalar içeri seni
bunu haber yapıcak gazeteci bile bulamazsın
hepsi tutuklu!
salınan katillerin aldığı canlar (geri gelmeyecekler!)
haksız yere hapiste geçen yıllar (geri gelmeyecekler!)
sen sustun, ses etmediğinden bindiler tepene
haklarını elinden aldılar ve güzellikle geri vermicekler
[verse 4: hayki] (adalet)
"adalet" sözde mülkün temeli
tıkamış kulağını duymaz ne dediğini
adeti, töresi, geleneği söyle
giden kötüydü de gelen iyi mi?
bu medeni mi?
biz yiyemiyo'ken senin kürkünün bile yemediğini
sizin polisiniz silahını çekip güpegündüz ortalıkta vuramaz dilediğini
medya, basın, hukuk, asker hepsi sizin için çalışırken
aslen güneş bile üzerine doğuyo bu çocukların
işe gidip geliyolar canlarına kasten
silahınızı kin!
bu çektiğimiz bizim günahımız değil
planınız iyi!
ben bilmem bunun inananı kim?
ama bilirim, gel
silahımız dil!
[verse 5: server uraz] (hukuk)
(bu server uraz)
ben sesiyim kayıp neslin
sansürü olamam ayıp resmin
ekibimi bu mezardan çıkarabilmek için hep gözlerim açık, uyanık ayık gezdim
sopa, bıçak ne yazar ki? zayıf hepsi!
öncelikle olmalı akıl keskin
sabır bey'nimi yiyip bitirirken yağmur gibi yağanları yakıp geçtim!
müzik yapmak dışında bi' bok yemedim!
polis bi' şeyleri problem edip
yine duruşmadayım sen konsere git
ben aynı takım elbisemle 10 senedir
biri dönüp desin bana "çaban boş yere değil"
o gün kalbimi, ruhumu komple veriyim ama
yargı gelip arıyor bedeli
yaşıyorum cehennemi, yanıyor bedenim
[verse 6: beta] (türkiye)
merhaba türkiye
bende var hüviyet
yaşamaya çalışıyoruz hasbelkader gitmeden katakulliye
ekrana süs diye çıkan şarlatan, hep fanatik biri!
fesatlık, kötü niyet salgın gibi
eder daha manipüle!
bu bir temsil ya da piyes!
bu uçaksa bu türbülans!
komşumuzdu suriye
şimdi bu gemideki vatandaş mı? (yurttaş mı?)
huzurda değil ölü bile topraktakilerin ahı var
sadece gazeteydi "hürriyet"
sen olabildiğince özgür ol!
[verse 7: asil slang & zen-g] (istanbul)
hepimizi bi' lokmada yutuveriyo'
pis boğazlı istanbul!
en iyi zamanları törpülüyo'
çözülemeyen gizemli esrar bu!
taşı toprağı altın (altın)
eli verdim, kolu kaptı (saldır)
ulaşım, eğitim, yargı (yardım)
şeytan zehrini saldı (saldı)
paranız olmalı, ya da birileriyle aranız olmalı
kodamanlarda numaranız olmalı
aksaray'da bir adamınız olmalı
bizim yatımız katımız bi' de yalımız olmadı
kumbaramız dolmadı da bununla doğmadım
ki metropolde biraz amacın olmalı
yapıcı olmadın, yakıcam ormanı
beton ormanda hayvan olman normal
tutsak göz altların yine morlar
yönetenler çağ dışı dinozorlar
bu ormanda herkese göre rol var
sustukça sıra sana gelecek
aydın beyinleri bekliyor karanlık gelecek
[verse 8: sokrat st] (eğitim)
mezun olucam
cash para, diploma ver bana
para yoksa ter dökmeliyim
eğitimde fırsat eşitliğini fırsata çeviren bi' üniversiteliyim
ben mezun oldum
yarattığınız sistem yüzünden bi' serseriyim
ben mezun oldum
ya kasiyer olayım, ya da sinemada sana yer göstereyim
sokak başı üniversite ama köy okulları çok terste
başa gelenin ideolojisi neyse o anlatılır her derste
zengin, fakir ayrı
torpile ya da parasına göre kayırır
eğitim endüstridir
inşaattan rant sağlamaka aynı!
kiminin kitap alıcak bi' parası yok
öğretmen atanıcak ama "arası" yok!
milletvekili bi' tanıdık mı, wow
beni anlaman da bu mantıkla zor
bari bi' köy okulunun yardımına koş
her tarafı kaos
sen de biraz boğuş
bu gece uyudu zorla çocuk
okula gidecek
yol yap!
[verse 9: ozbi] (sorgulamak)
neden bu gök, bu yıldızlar, bu galaksiler, gezegenler
neden, neyden bu evren?
neyden bu dünya?
neden ben, neden sen, neden biz?
sorgula, hele bi' sor lan bi' "neden ben varım?
nereden geldim ve neden bi' insanım?
nasıl oldum? nasıl olduk? nası' oluyo'?
nası' anlam kattık? nası' doluyo' bu kafa?
neye tapınıyo' hayat kimi kayırıyo'?"
hasat ne doyuruyo' hesap
anlasak, anlatıp her şeyi kavrasak da len
anlamak mı yasak olabilir
ama sadece bi' yanıtı yok bi' sürü cevap var koş git yanıt ara
peşine düş mutlaka kanıt ara
ruhunu demle hep yakıt ara lan
kalbini tut ve de buna tanık ara
hadi nefesini gör ve git sanat ara
sorgula sorgula atomları
ışık hızını düşün ve de git kanat ara sonra
uç uçabildiğin kadar
uçabildiğin kadar
uçabildiğin kadar uç
uçabildiğin kadar uç
bırak kendini
[verse 10: deniz tekin] (kadın hakları)
ben bilmem hiç kendimi korumak zorunda kalmadım
bilmem ben bi' çocuğu düşünmek zorunda olmadım
hiç evlendirilmedim
evde dayak görmedim
kendi evimde kendi odama zorla hapsedilmedim
sözlerinizi kusmadım
yurdumdan edilmedim
nefretinizle yanmadım
yakılarak can vermedim
hiç kardeşim olmadı
hiç abimden korkmadım
okuldan alınmadım
ben hiç öldürülmedim
[verse 11: yeis sensura & sehabe] (kadına şiddet)
kadına el kalkmaz ulan beyinsiz
erkeksin ama insan değilsin
aslında o en iyiye layık
kadına şiddete hayır
ülkede erkek neden en üstte minibüste, evde ya da metrobüste
taciz şiddeti hiç bitmiyo'
kınamakla falan iş bitmiyo'
uh, ah, adam olamadınız bu kalıbının adamı mı para babalarınız?
beşiktaş'ta beş tokat, leş hareketler
cebi dolu ciğerin beş para etmez
yaşadığın kafa ne? insan mısın?
biz utandık ulan! insan mısın?
insan mısın?
bu hale nasıl gelir insan? nasıl?
[bridge: aspova] (dünya)
düşerim derinlere
dünya, dönsün başım gibi
aklımı kaybederek rüya
nefesim, iç sesim
düşerim derinlere
dünya, dönsün başım gibi
aklımı kaybederek rüya
nefesim, iç sesim
düşerim derinlere
[verse 13: defkhan] (gurbet)
kaptı kafamı çarptı duvara
beni koruması gereken tenime bastı cigara
kaldırdı geri bütün derileri kattı dumana
yattım falaka motherfucker bu mu yargı burada
hangi kurala denk? (denk)
cenk için hazırım, karışır her yer
öğretilen bu işte
şiddeti sevmek ve ipleri germek
bak almanya buz gibi morg
bana sor sana diyim
gençlerin çoğunda amfetamin, tilidin ya da weed, kokain ya da speed, crack
sana göre güzel ama bana göre değil
bana göre değil, kafana göre yürü bas mayına geber
ederi kaç? kaç? kaç?
kaç paraya bedel?
yeter artık dönme teker gibi
dost ol yeter bana
geliyorsan dosdoğru gel
[verse 14: şanışer] (hayvan hakları)
bi' kap su ver çok mu zor
vicdanlı ol be lanet
anlamak istemiyo'sun ama bütün bu canlar sana bana emanet
lan bi' düşün:
"soğukta kışta dışarda tek başına yaşıyo'sun
dilini anlayan kimse yok hep tehlike, hep felaket, hep afet"
ademe bir türlü yaranamazlar
vicdana bakar paraya bakmaz
toplayıp ormana atmak çözüm değil
bunlar kurt değil, ormanda kendi başlarına yaşayamazlar
onları sen savun, onlar kendi haklarını arayamazlar
barınaklar dolu
memleket acı
seması kara
sokak hayvanlarına tecavüz etmenin, işkence etmenin cezası para
"büyük ahlaksızlıklar için büyük aptallar lazımdır"
bütün insanlar suçlu değildir ama
bütün hayvanlar masumdur
[nakarat: şanışer]
gel, gül olur hapsolur bu suçlu cümleler!
yenilir hiç olurum fark etmezler!
susmam, susamam!
korkma yanıma gel!
gel, gül olur hapsolur bu suçlu cümleler!
yenilir hiç olurum fark etmezler!
susmam
susamam!
[verse 15: sokrat st] (intihar)
gitme, gitme, gitme, gitme
daha çok şeyi değiştirebiliriz bu hayatta
inat etme
hepimiz pes ettik vaktiyle
şimdi sık yumruğunu
sustur şu suskunluğunu
unutma kafan atınca nasıl da dimdik durduğunu
için dışın nefret
gel
hiçbir şeyi yaşamak kadar sevme
sana bi dünya yaratamam da elini tutarım elbette
varsın herkes terk etsin seni
sen dünyayı terk etme
seni yargılamıyorum
acını tam olarak anlamam mümkün değil biliyorum
kaldıramadığım yükleri bırakıp kendi yolumdan gidiyorum ben
sen de aynaya bak lütfen
"seni seviyorum" de
[verse 16: aga b] (faşizm)
ey! faşizm ne mi?
en amiyane deyimiyle faka basacağız
beynelmilel el birliğiyle
tek bildiğiniz siz
ve de pek çok kazanın asıl sebebi aşırı hırs
bu hırs bi' ebedi his
evde eşine kız
sokakta kriz
fıss, tokakla köpeği
cins ise değil de miks ise tabii
akılsız, ey
kendinden çalan hırsız
polisten tırs, ey
ol ister sistem
hiç çiğ sığ birey
bir neyin ne olduğunu
bi' de bizi bil
biz façası pis de eli temiz bir nesiliz
bu işin selesi siz de
tekeri gidonu biz
ey, e bi tabi biz de biz gibi bir nes'lin peşindeyiz
ey, bu tek emelimiz saygı, tohum
torun, ayna ol
kaygı bol da yol
ey, tam da bu
ya boğul ya doğ
tonla yanlışa, gırla doğru
olsun torun, saygı tohum
[verse 17: mirac] (sokak)
yüzüne bakamam yüzüm düşer o yerlere
ayakları çıplakken gözleri dalar düşlere
başı önünde ama beden çıkıyor sefere
yok mecal dizinde
bak, her bi' günü sürgüne
kaçamıyo' kovalıyo' zalimler
ele güne, ele bakıyor o gözler
kodamanın parasını ateşe ver
ve de koyduğumun egosunu bi' yere ser
sokağa bakanın adını değil
yoksulumun, yetimimin adını ver
zabıtaları seyyara değil
gökdelenlere gönder
[bridge 2: mert şenel]
fırtınadan kopup giden dalların bi' tanesiyim
fazla yol almış ve yıpranmış
içimde neler dönüp durur anlatsam tarifi yok
bazen evsiz bi' çocuğun hikayesiyim
fırtınadan kopup giden dalların bi' tanesiyim
fazla yol almış ve yıpranmış
içimde neler dönüp durur anlatsam tarifi yok
bazen evsiz bi' çocuğun hikayesiyim
[verse 19: kamufle] (trafik)
can pazarı, otobanlar can pazarı
365 günün riskli
bitmiyo' gamsız magandası
öde kan parası
bi' kaza bayrama matem düşürür
yürek dağlar acılar cabası
bir sela çınlar kulaklarında
hiç dinmez yarası
trafik terörüne eşlik eder alkol, şiddet, hız tutkusu
25 yaşında yüz binlik arabaya binen gençlerin yok korkusu
önce emniyet sonra hoşgörü
sabır, selamet gerekiyor insan
ufacık bir hata her şeyi karartır inan yok dönüşü.
youtube izlenme rekorları, sosyal medya paylaşım rekorları kıran rap şarkı.
ağzınıza, yüreğinize sağlık gençler. rapten hiç anlamam ama sözler güzel ve anlamlı.
özellikle kadınlarla ilgili kısmı yürek burkuyor.