@quş ağacı

Yazar

Durum: 34 - 2 - 0 - 0 - 12.04.2019 20:54

Puan: 98 -

6 ay önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 2

evlenme teklifi

kız kardeşimin düğünü var yakında. tabi doğal olarak konu üzerine sürekli konuşuluyor, düğünde o öyle mi olacak bunu şöyle mi yapsak diye. nikahta keramet vardır sözü doğrulanır gibi ailede ki tüm kadınların kısmeti açıldı bir anda, elinde annesinin yüzüğü ile evli bekar ayırt etmeksizin herifin teki çıktı hepimize sırayla evlilik teklif ediyor. lakin sorun adam daha 3 yaşında ki teklif ettiği herkesle kan bağı var.

önce büyük teyzeye gidiyor, " oguş sana bi şüpçücüm var " deyip avucunda sakladığı yüzüğü açıp uzatıyor, " kalım olumusun " ay balım benim kocam var ama diyor teyze.

bir kaç gün sonra yine aynı giriş cümlesiyle " anneanne senin kocan yok evlenebilimiyiz " anneannenin yüreği direkt reddetmeyi kaldıramıyor tabi başlıyor açıklamaya " ay ben sana kurban olurum, anneanne ölsün sana, ben çok yaşlıyım sen büyü ben sana çok güzel bir kız bulucam "

bu defa diğer teyzelerden birine gidiyor, sana şüpcücüm var düğünde biz de evlenelim mi diye uzatıyor yine yüzüğü. kaynanadan itiraz geliyor " ula ben öyle gelin istemem bu iş olmaz " diye, " yavru köpek gibi bakıp " ama anne şaşlalı pamuk gibi çok gücel " diye ikna etmeye çalışıyor annesini. böyle böyle 5 teyze, anneanne, hala falan derken bir düzineye yakın kadından nazikçe de olsa ret cevapları alıyor.

bakalım düğün günü nasıl bir hayal kırıklığı yaşayacak, nede olsa her düğünde illa ki gelinlik giymiş bir kız çocuğu oluyor, adım gibi eminim ki öyle bir kız görecek olursa ilk iş koşup annesinden yüzüğünü isteyecek. allah vere de kızın iyi bir anına denk gelsin.

31 mart 2019 seçim sonuçları

polisin kapı kapı gezip, kimin kime oy verdiğini sorgulamaya başladığını da gördüğümüz seçim sonuçları. sunshine'nin öngörüsü doğrulanmıştır. seçmen kayıtlarında bir hile olmadığının tespiti yapıldıktan sonra geriye büyükçekmece sakinlerinin fetöden içeri alınması kalacak.

hırsızlık

bir toplumun en tepesinde duranlar aralıksız büyük vurgunlar yaptıkça, ( bunlar yanlızca siyasetçiler değil, doğuştan imtiyaz sahipleri, bir şekilde köşeyi dönmüş olanlar, insanları sanayii bölgelerinedeki fabrikalarına kapatmış iş verenler, 5 kuruş etmez bir çöp parçasını reklam bombardımanlarıyla dünyanın en gerekli şeyiymiş gibi gösterenler vs. ) hem kendine ait olmayan bir şeyi sahiplenmeyi normalleştirdikleri için hem de geriye kalanlara hiç bir şey bırakmadıkları için diğer yandan da bir insan olarak itibar sahibi olmanın yolunun her türlü metaya sahip olmandan geçtiği mesajını verdikleri için toplumun içinde de karınca sürüsü gibi küçük hırsızlar çoğalır. böyle bir toplumda kapına paspas koyamazsın, çöp kovası koyamazsın, sokak hayvanları su içsin diye boş bir yoğurt kutusu bile koyamazsın.

8 mart dünya emekçi kadınlar günü

dünya emekçi kadınlar günü kutlu olsun. ağlaya ağlaya kahır çeken, yakına yakına dertlenen, şikayet ede ede katlanan kadınların değil ama. kendi yaşamının iplerini tüm zor koşullara rağmen bir şekilde ele geçirmiş veya bu uğurda mücadele etmiş, eden kadınların günü kutlu olsun.

çıplak banyo yapmak mekruhtur

nihat hatipoğlu, üç tane çocuğun var demek ki seks yapmışsın. bence bu durumda hoca olman caiz değil. hatta mekruh ve resmen de günah.

kanser

çok ama çok sevdiğim kuzenimi kaybetmeme neden olan hastalık. otuzlu yaşlarının başındaydı ve ender olarak bu yaşta görünen küçük hücreli akciğer kanserine yakalanmıştı. gerçekten çok üzülmüştüm duyduğumda, hayat belli bir derecede anlamsızlaşmıştı. sabah akşam bu hastalığı araştırmış ne iyi gelir nasıl destek olunur anlamaya öğrenmeye çalışmıştım. son bir kaç yıldır aramız eskiden olduğu gibi değildi bir sebepten, kardeş gibi değilsek de yine de iki kuzenin olabileceği en iyi haldeydik. başka bir şehirde yaşıyordu ve tedavi sırasında bir kaç günlüğüne yanına gitmiştim. yanında refakatçi kaldığım bir günde aklıma gelen her türlü numarayı yapmıştım onu neşelendirmek için. makyaj falan yapmıştık hasta yatağında ve eski güzel günlerden konuşmuştuk bol bol. genç olduğu için oldukça zorlu bir süreçten sonra iyileşti. ve önünde tekrar nüksetmemesi için koruyucu dönem tedavilerini olduğu sıralarda kardeşim ağzından bir şey kaçırdı, bana kuzenimin yakalandığı hastalık için beni suçladığını söyledi. " yaptığı şey beni o kadar üzdü ki, bu hastalığa yakalanmamın nedeni o " bu duyunca sararıp soldum tabi şokla, sonra çok üzüldüm ve sonra kızdım sonra daha çok kızdım. tanrım dedim, ben ordaydım. yanında ve onunla uzun uzun konuşup gülerken bana içinden küfür mü ediyordu. boğazımı sıkmak mı istiyordu, defol git diye bağırmak mı geliyordu içinden. ona eziyet mi ettim orada olmakla? evet ona bir kazık atmıştım doğru, ama bir muhasebe yapınca onun bana attığı kazılardan daha zararsızdı. sonra dedim ki hayır demek ki o bunu çok önemsiyordu bu yüzden çok incindi, sonra bir daha dedim ki hayır ben onun bana yaptığı yanlışları o kadar kolay affetmişim ki itibarsızlaştırmıştım kendimi o yapınca mübah benim ki günah olmuştu bu yüzden. tekrar ve tekrar düşündüm, sonunda bu yaşadığı şeyin çok zor olduğuna ölümle burun buruna geldiğine ve acı dolu bir tedavi süreci geçirdiğine bu yüzden bir suçluya ihtiyaç duyduğuna gerçekten böyle düşünmüş olamayacağına karar verdim. bir zaman sonra aynı ithamı benim dışımda herkesle konuştuğunu öğrenince tamam dedim içimden, o bu lanet hastalığı atlattı ama benim için hiç bir zaman iyileşmeyecek.

oysa akciğer kanserlerinin nedeni yüzde doksan sigaradır. ben de tıpkı onun gibi sigara tiryakisiyim ve her haltı kafama takan biriyim. bir gün kansere yakalanırsam bunun bir insanın suçu yada tanrının cezası olmadığından kusursuz şekilde emin olacağım.

kanser artık neredeyse grip gibi ve herkesin çevresinde birileri bu hastalığa yakalanıp duruyor. ben daha sonrasında da çevremde bu hastalığa yakalananların mutlaka birini suçladıklarını işittim. " o böyle yaptıktan sonra oldu", "bunları yaşadıktan sonra yakalandım " vs. ben okuduğum, tanık olduğum hikayelerden sonra şu sonuca vardım ki kimse kimseye kanser bulaştırmıyor, kanser elimizde olan ve olmayan şartlarda yaşam şeklimiz ile alakalı. kendimize gösterdiğimiz özen ve dikkat ile ilgili bir dereceye kadar. hatta bazen kusursuz bir diyetle beslensek ve dünyanın en pozitif insanı olsak bile genleriniz bize kazık atabilir. gel gör ki lanet olası yeşil çam filmleri subliminali çakmış beynimize bir kere " üzülürsen hasta olursun çok üzülürsen ölürsün "

evde kalmak

eğer kafanız biraz olsun çalışıyorsa vallahi de billahi de evde kalmayıp evli olmanın matah bir tarafı yoktur. çok matah bir evlilik örneğine şahitseniz bilin ki ya karşınızda iki harika oyuncu vardır ya da bir ihtimal birey olmayı başarabilmiş iki tane karakterli insan duruyordur.

velhasıl, söz, nişan, kına merasimleri, bir de o giyilince prenses olunan beyaz gelinlikler ve tabi toplum baskısı da olmasa kim ve ne bir kadını bekar kalmaktan kolay kolay vazgeçirebilir. erkekler için de buna benzer itici güçler olmasa onlar da seve seve evde kalırlardı.

mutfakta yangın var

geçen hafta büyük bir marketin sebze reyonuna uğradım, poşeti aldım ve bir yandan biber doldururken bir yandan da kafamı kaldırıp üstteki etikete baktım, kg 1,70 tl. allah allah niye bu kadar ucuz acaba dedim içimden. sonra tartıya gitmeden bir daha baktım etikete , 1, 70 değil 17 tl . diğer sebzelerin fiyatına baktım tek tek ve düşündüm ki sıcak savaşta olsak bundan fazla olamazdı fiyatlar. yarım kg.lık biber poşetime sevgiyle sarılıp dedim ki " merak etmeyin, bu defa dolapta çürüyüp gitmenize asla izin vermeyeceğim "

hayalet seçmen

oldu olacak üç harflilere de seçmen kağıdı yollasınlar. gerçi şimdiye kadar göndermediklerine göre kesin onlar chpli.

topuklu ayakkabı dinen caiz değildir

çocukken arkadaşlarım kuran kursuna giderlerdi yazları. mahalleden kendini din hocası tayin etmiş çatlaklar olurdu genelde öğretmenler. sonra ders çıkışları gelip bin gece kabus görmeye yetecek kadar korkunç şeyler anlatırlardı. cinler, büyüler, cehennem ve zebaniler hakkında. devlet okulları da şu an tam o kuran kursları gibi. her kurumda birbirinin kopyası yöneticiler olduğu malum, dolayısıyla şaşırdık mı? hiç değil. yani insan köpeği ısırdığında haber yapsınlar öyle şaşıralım.

kemal kılıçdaroğlu

bir film repliği getirdi aklıma " yılan kuyruğunu kemirip durur sonsuz bir döngüde " zamanlar arasında yolculukla ilgili bir filmdi. paradoks olabilir adı, her ne ise, filmde bu döngü hem pozitif hem negatif anlamlar içeriyordu. kadın olan, erkek olan, kendinden kendini dünyaya getirip kendini öldüren biri ama kendini doğurduktan sonra kendini öldürdüğü için, of artık kaç tane kendi varsa. benden daha iyi anladınız işte sonsuz bir döngü. - saat sabahın dördü -

kemal kılıçdaroğlu deyince chp, chp deyince chp'nin koltuğu, koltuk deyince koltuğun sahibi, koltuk sahibinin bir süre sonra koltuğun kendisiymiş gibi hareket etmesi, o koltuğu isteyenin aynı hırsla istemesi, sanki aynı kişinin istemesi, resmen paradoks.

yalnız ilk entriyi okurken beynim yandı resmen cümlenin harikuladeliğinden, - diğeri de kemal kılıçdaroğlu'dur diye bitmediğinden - bu entryi bu yüzden girmişimdir haberiniz ola.

parola

şu an şukadınsözlüğü hesabımın parolasını biliyorsam ne olayım. ve facebook parolamı ve instagram ve mail ve daha nicesi. neyse ki hepsi otomatik oturum açmada.

3. dünya savaşı

bakınca 1. dünya savaşına zemin hazırlayan nedenlerden bazıları mevcut günümüzde ama artık kimsenin kimseden alabileceği bir şey yok. kaynaklar tükenmek üzere, bir ülkenin bir başka ülkeye savaş açması ve kazanması durumunda oradan elde edeceği tek şey sorundur.

ayrıca 3. dünya savaşı 1. ve 2. dünya savaşı silahlarıyla yapılmayacağına göre ve gezegenimiz alarm verirken kimse kimyasal, biyolojik silahların tehlikelerini göze alamayacağına göre gerçekleşmeyecek olan savaştır.

muhtemelen bir kaç yüzyıl sonra, teknolojik ve sosyal olarak gelişmiş toplumlar, gericiliğe sıkı sıkıya bağlı ilerlemekte direnen toplumların kendi kendilerini ortadan kaldırmasından sonra, yükte hafiflemiş bir dünyayı tek devlet adı altında birleştirmek için kansız bir savaş verebilirler. 3. dünya savaşı da o olur herhalde.

taksim meydanı'nda eğlenen sığınmacılar

" suriye'liler onu yaptı, suriye'liler bunu yaptı " kayıtlı rakamlarla 3,5 milyon suriye'lı sığınmacı alındı. türkiye sınırları içinde 500 bine yakın suriyeli bebek doğdu. 2 büyük şehir dolusu insan nüfusu. bu kadar insanın tek tip davranışlar sergilemesi beklenilemez.

taksim meydanında kendilerince yeni yıl kutlaması yapmalarına gelirsek, bir milli maçtan galip çıkmışlar gibi yaptıkları kutlama. yok öyle bir şey ama, o zaman bu belki sana bana göre sadece biraz saçma o kadar. türk erkeklerinin de çoğu zaman yaptığı gibi bir dolu erkek toplanmış kendi anlayışlarına göre eğleniyor. ne yapsınlar ? mağduruz mağdur deyip kaldırımlarda oturup bütün gün ağlasınlar mı? onu da yapmasınlar ama biraz uyum mu göstersinler ? ayak uyduracakları bir düzen var mı gerçekten ? biz zaten karmakarışığız, asıl canımızı sıkan da bu tam olarak. zaten sorunlu bir toplumuz ve bize çok benzeyen bir dolu insan daha geldi bu sorunların üstüne. işte tam burada ince bir çizgi var, toplumumuz içinde yeni bir düşman daha mı ilan edeceğiz yoksa sorunların çözümü için sorumlulardan talepte mi bulunacağız ? biraz daha mı geri gideceğiz yoksa ilerlemek için çaba mı harcayacağız ?

bir ticaret biçimi olarak annnelik ve babalık

aslında bu mülkiyet duygusudur. ebeveynler kendileri için çocuk getirirler dünyaya. çocuk üzerinden birbirlerine kopmaz bağlarla bağlanıp toplumun dayattığı eş olma, aile olma vb. görevleri layıkıyla yerine getirmek, sürdürmek için. çocuk üzerinden umut etmek, hayal kurmak, onur duymak için.

insan sahip olduğu bir evi kendi imkanları ölçüsünde kendi zevkiyle dekore eder örneğin, benzer biçimde çocuğunu da kendince ideal bulduğu insan kalıbına sokmak ister. bunu başardığına kanaat getirdiğinde ise meyvesini toplamak ister, her fırsatta bu işin mimarı olduğunun hissettirilmesine ihtiyaç duyar.

herkes kahraman olmak ister içten içe, best off olmak ister, yetmeeeezz best of the best olmak ister. bunun en kolay yolu çocuk yapmaktır. dünyanın en iyi annesi, en iyi babası, kahramanı, kraliçesi, kralı olma ihtimali hemen hemen ceptedir bu şekilde. bu yüzden çok sık duyarız şunu " bu dünyada yaptığım en güzel, en harika en müthiş şey oğlumu, kızımı dünyaya getirmekti " ne oldu sanki, dünyayı mı kurtardı oğlun kızın. hayır, ama varlığını anne- baba olmak üzerinden anlamlandıranlar için kurtuluştur oğullar, kızlar.

kocaya isimle seslenmek edepsizliktir

kendisi hoca imiş, kuran'a uygun olarak açıklıyor durumu. baktığın zaman bu kutsal kitapta koca karısından üstün tutulan kişi midir? evet öyledir. dolayısıyla adamın inandığı kitaba göre de yaptığı çıkarım gayet yerindedir. kuran da her zaman erkeğin kadından üstün olduğunun altı çizilmiştir, adam da ast üst ilişkisinden örnekle açıklıyor bu durumu.

yasalara baktığımızda kadını erkeğe göre 2. sınıf vatandaş olarak tanımlayan bir ibare yoktur oysa. fakat toplum olarak erkek ve kız çocuklarını yetiştirirken en başından bu ast üst ilişkisini kendimiz dolaylı yollarla ima ediyoruz zaten. kadın kocasına ister " efendim" diye hitap etsin ister " benim minnak tatlı aşkitom " diye hitap etsin işler sarpa sardığında hatta işler yolundayken bile içten içe mağdur olan hep kadındır. bu mağduriyeti de biz kendimiz çocuk yetiştirirken inşa ediyoruz. bunun da bilincinde olduğumuz için böyle adamlar çıkıp böyle laflar edince gülüp geçmek yerine endişe ediyoruz. çünkü bu toplumun inancı ve karakteri bu önermeyi rahatlıkla kabul eder, karşılık bulur.

karadut

ağacı beyaz dut'a göre daha bodurdur. yaprakları ise daha kalın ve geniş. taneleri daha iri daha iç içe, meyvesi daha uzun ve geniştir. önce yeşilden harika bir kırmızıya bürünür meyveler. kırmızıyken sert ve çok ekşidir ama yine de çekicidir tadı. rengi koyulaşıp karadut halini alınca da yumuşak ve tatlı olur, kokusu aroması muhteşemdir.

kar küresi

bir kaç yıl önce bir arkadaşıma " kar kürelerini çok seviyorum. onlara baktığımda çocukken masal kitaplarına inandığım gibi bir an için masal diyarlarının, o büyülü mekanların olduğuna inanıyorum " demiştim. sağ olsun aklında tutmuş ve karadenize yaptığı bir gezi sonrasında bana kar küresi getirmiş hediye olarak. yanlız karşısına geçip bir milyon yıl gözümü ayırmadan baksam bile bana büyülü diyarları anımsatabilecek bir küre değil. zira içinde yerel kıyafetleriyle horon tepen üç karadenizli var. şüphesiz karadeniz de büyülü bir diyar gibi lakin horon figürü insanı ağır çekim ruh halinden hızlı akışa sürükleyen bir tema.



edit: düzeltme.

müzik kutusu

ne tuhaf bir alet o, kurup gözlerini yumarsın ve sana doğru gelmeye başlar çocukluğun. yanlızca hisleri içeren bir anımsama. o kaygısız saf mutluluk, hayranlık. müzik kutusu çalmaya devam eder ama o ruh titrek bir alev gibi biraz yaklaşır biraz uzaklaşır. tutmak istersin, biraz daha kalsın istersin ama olmaz, bu sadece bir anımsayıştır, flu. onca yaşanmışlıktan sonra bir daha o saf ruh olamazsın bir dakikalığına bile olsa onun gibi hissedemezsin. kadife kutunun içinde dönen balerine tertemiz bir gülümseme ile bakan çocuğa sen yıllar sonrasından hüzünle gülümsersin.

cam silme

yüksek katlarda ikamet ediyorsanız, yüzde yüz güvenlik önlemi alınmadan kalkışılmaması gereken iş. silmeyin, bırakın insanlar " camları da çok pis " desin, ardınızdan fatiha okumalarından iyidir.

şahsen 3. katta yaşayan biri olarak, sadece camların elimin rahatça ulaşabildiği alt kısımlarını siliyorum kedilerim sokağı berrak bir şekilde izleyebilsin diye. üst kısımları silip ne yapacağım, karşı komşunun evini mi dikizleyeceğim.
  • /
  • 2
Henüz bir favori betim yok.

Toplam betim sayısı: 34

bir ticaret biçimi olarak annnelik ve babalık

aslında bu mülkiyet duygusudur. ebeveynler kendileri için çocuk getirirler dünyaya. çocuk üzerinden birbirlerine kopmaz bağlarla bağlanıp toplumun dayattığı eş olma, aile olma vb. görevleri layıkıyla yerine getirmek, sürdürmek için. çocuk üzerinden umut etmek, hayal kurmak, onur duymak için.

insan sahip olduğu bir evi kendi imkanları ölçüsünde kendi zevkiyle dekore eder örneğin, benzer biçimde çocuğunu da kendince ideal bulduğu insan kalıbına sokmak ister. bunu başardığına kanaat getirdiğinde ise meyvesini toplamak ister, her fırsatta bu işin mimarı olduğunun hissettirilmesine ihtiyaç duyar.

herkes kahraman olmak ister içten içe, best off olmak ister, yetmeeeezz best of the best olmak ister. bunun en kolay yolu çocuk yapmaktır. dünyanın en iyi annesi, en iyi babası, kahramanı, kraliçesi, kralı olma ihtimali hemen hemen ceptedir bu şekilde. bu yüzden çok sık duyarız şunu " bu dünyada yaptığım en güzel, en harika en müthiş şey oğlumu, kızımı dünyaya getirmekti " ne oldu sanki, dünyayı mı kurtardı oğlun kızın. hayır, ama varlığını anne- baba olmak üzerinden anlamlandıranlar için kurtuluştur oğullar, kızlar.

çam ağacı

kedilerimden korumak amacıyla son dakika kurduğum ve sonrasında onlar defalarca devirip, yamultup üzerindeki tüm süslemeleri bir güzel kopartıp haşatını çıkarıncaya kadar kaldıramadığım, yeni bir yılın başlangıcına, eve, ortama hoşluk ve eğlence katan ağaç.

bir ticaret biçimi olarak annnelik ve babalık

aslında bu mülkiyet duygusudur. ebeveynler kendileri için çocuk getirirler dünyaya. çocuk üzerinden birbirlerine kopmaz bağlarla bağlanıp toplumun dayattığı eş olma, aile olma vb. görevleri layıkıyla yerine getirmek, sürdürmek için. çocuk üzerinden umut etmek, hayal kurmak, onur duymak için.

insan sahip olduğu bir evi kendi imkanları ölçüsünde kendi zevkiyle dekore eder örneğin, benzer biçimde çocuğunu da kendince ideal bulduğu insan kalıbına sokmak ister. bunu başardığına kanaat getirdiğinde ise meyvesini toplamak ister, her fırsatta bu işin mimarı olduğunun hissettirilmesine ihtiyaç duyar.

herkes kahraman olmak ister içten içe, best off olmak ister, yetmeeeezz best of the best olmak ister. bunun en kolay yolu çocuk yapmaktır. dünyanın en iyi annesi, en iyi babası, kahramanı, kraliçesi, kralı olma ihtimali hemen hemen ceptedir bu şekilde. bu yüzden çok sık duyarız şunu " bu dünyada yaptığım en güzel, en harika en müthiş şey oğlumu, kızımı dünyaya getirmekti " ne oldu sanki, dünyayı mı kurtardı oğlun kızın. hayır, ama varlığını anne- baba olmak üzerinden anlamlandıranlar için kurtuluştur oğullar, kızlar.

kadınlar için söylenen sözler

“insan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?”

mustafa kemal atatürk

ev işleri

sabah saatlerinde girişip " başlamışken şunu da sileyim, bunu da yıkayayım, buraları da en baştan yeni alınmış gibi yapayım" diyenler için gece yarısı biten çılgınlık.

çocuk gelin

müslümanlığın güzide bir getirisi. peygameri çocuk yaşta kızlarla evlilik yapmış bir dinin mensuplarına " hayır o çocuk, ondan gelin olmaz, 18 yaş altı herkes çocuktur, yetişkin muamelesi göremez, evlenemez, çocuk yapamaz" diyemezsin. hadi dedin, adam seni mi dinler, devletin kanunu mu sayar ? onun danışacağı kendi kutsal kaynakları var.

az önce bir tv programında denk geldim, 14 yaşında bir kız çocuğu kendinden 11 yaş büyük birine kaçmış. baba kızını almaya gidiyor ve kızını kaçıran kişinin ailesi tarafından vurulup öldürülüyor. kızın 30 yaşında 3 çocuk sahibi bir de üstüne 3 aylık gebe olan annesi kızına sesleniyor " sen daha çocuksun geri dön " diye. arkada öldürülen babanın fotoğrafı, baba anneden en az 10 yaş büyük belli ki. kadın kızını kaçırana isyan edip kocasının ardından göz yaşı döküyor, iyi ama belli ki sen de kaçmışsın vakti zamanında, tıpkı kızının şartlarında. aynı yaşta bir adama, aynı yaşta iken.

katiller, azmettiriciler, kurbanlar, sapık olduğunun farkında bile olmayan sapıklar hepsi bir araya toplanmış dillerinden allah kitap nidalarını düşürmeden bir bokun içinde debelenip duruyorlar.

velhasıl kim ne derse desin islam temel alındıkça eylemlerde, kız çocukları istismar edilmeye devam edilecek.

kocaya isimle seslenmek edepsizliktir

kendisi hoca imiş, kuran'a uygun olarak açıklıyor durumu. baktığın zaman bu kutsal kitapta koca karısından üstün tutulan kişi midir? evet öyledir. dolayısıyla adamın inandığı kitaba göre de yaptığı çıkarım gayet yerindedir. kuran da her zaman erkeğin kadından üstün olduğunun altı çizilmiştir, adam da ast üst ilişkisinden örnekle açıklıyor bu durumu.

yasalara baktığımızda kadını erkeğe göre 2. sınıf vatandaş olarak tanımlayan bir ibare yoktur oysa. fakat toplum olarak erkek ve kız çocuklarını yetiştirirken en başından bu ast üst ilişkisini kendimiz dolaylı yollarla ima ediyoruz zaten. kadın kocasına ister " efendim" diye hitap etsin ister " benim minnak tatlı aşkitom " diye hitap etsin işler sarpa sardığında hatta işler yolundayken bile içten içe mağdur olan hep kadındır. bu mağduriyeti de biz kendimiz çocuk yetiştirirken inşa ediyoruz. bunun da bilincinde olduğumuz için böyle adamlar çıkıp böyle laflar edince gülüp geçmek yerine endişe ediyoruz. çünkü bu toplumun inancı ve karakteri bu önermeyi rahatlıkla kabul eder, karşılık bulur.

taksim meydanı'nda eğlenen sığınmacılar

" suriye'liler onu yaptı, suriye'liler bunu yaptı " kayıtlı rakamlarla 3,5 milyon suriye'lı sığınmacı alındı. türkiye sınırları içinde 500 bine yakın suriyeli bebek doğdu. 2 büyük şehir dolusu insan nüfusu. bu kadar insanın tek tip davranışlar sergilemesi beklenilemez.

taksim meydanında kendilerince yeni yıl kutlaması yapmalarına gelirsek, bir milli maçtan galip çıkmışlar gibi yaptıkları kutlama. yok öyle bir şey ama, o zaman bu belki sana bana göre sadece biraz saçma o kadar. türk erkeklerinin de çoğu zaman yaptığı gibi bir dolu erkek toplanmış kendi anlayışlarına göre eğleniyor. ne yapsınlar ? mağduruz mağdur deyip kaldırımlarda oturup bütün gün ağlasınlar mı? onu da yapmasınlar ama biraz uyum mu göstersinler ? ayak uyduracakları bir düzen var mı gerçekten ? biz zaten karmakarışığız, asıl canımızı sıkan da bu tam olarak. zaten sorunlu bir toplumuz ve bize çok benzeyen bir dolu insan daha geldi bu sorunların üstüne. işte tam burada ince bir çizgi var, toplumumuz içinde yeni bir düşman daha mı ilan edeceğiz yoksa sorunların çözümü için sorumlulardan talepte mi bulunacağız ? biraz daha mı geri gideceğiz yoksa ilerlemek için çaba mı harcayacağız ?
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.