@quş ağacı

Yazar

Durum: 82 - 26 - 5 - 3 - 20.08.2019 17:47

Puan: 254 -

10 ay önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 5

beylikdüzü sahilinde bulunan bebek

dünyada köpekler var mesela, seni bir sokak köpeğine verseylerdi ısıtırdı bedenini, seni korurdu, köpekleri severdin. onlar yavrularını nasıl korur, keşke görseydin. ama artık annen olan toprağın koynunda uyuyacaksın, o hepimizden koruyacak seni.

kadınları zeki kadınları sevmemesi

zeki insanın en belirgin özelliği iyi kalpli ve nazik olmasıdır. böyle biri kime yaklaşırsa yaklaşsın karşısındaki çirkin ruhlu biri değilse sempati toplar, antipati değil. bir konuda çok bilgili olmak o kişiyi konunun uzmanı bilirkişisi falan yapar, o kişiye acayip zeki falan diyemeyiz buna karşın insani vasıfları vasatsa.

genel olarak kadının bir diğer kadını baskılamak, hakimiyeti altına almak ve çıkarları doğrultusunda kullanmak, emeğinden faydalanmak gibi bir derdi yok. buradan hareketle kadın bir diğer kadının zekasından ancak hoşnut olabilir, övünür, öykünür. aksine azıcık da olsa zincirlerini kırabilmiş, düşünebilen bir kadın ancak zekasını kullanmayan, gücünün farkında olmayan aptallaşmış kadınları sevmez ancak onları yerer. zeki bir kadına antipati duymak mümkün değildir. ilk gençlik yıllarımda, büyürken akıllı, zeki olarak niteleyebileceğim bir sürü adam tanıdım ve bana yaşamla, tecerübeleriyle ilgili çok şey anlattılar, bazılarından etkilendim ama karşılaştığım zeki kadınlar vardı işte onlar bana bir şey anlatmasalar da onlardan yayılan o enerji o ışıkla gözbebeklerim anında büyürdü, aynı duyguyu bir kadın yazarı okurken bir kadının çizdiği fotoğrafa bakarken de hissettim hep. bir kadın için zeki, akıllı, güçlü bir kadınla karşılaşmak kadar büyük şans var mıdır? böyle kadınlardan bir kaç şey bile öğrenmek bir kadın için nimet, benim için hep öyle oldu.

ekrem imamoğlu

halkın güvenini kazandı, samimiyetine inanıldı ve başkan seçildi. vaatlerini yerine getirip getirmeyeceğini, nasıl bir başkan olacağını zaman gösterecek. görev başına geldiğinden bu yana - ki bu çok kısa bir süre - istanbul halkının tepkisini çekecek, mağdur edecek herhangi bir icraatta bulunmadı, aksine sorunların tespiti ve giderilmesi için bizzat halkın, şehrin içinde çalıştı ilk günden beri, makam odasına kapanmadı. fakat sadece saldırmak için fırsat kollayanlar var elbette. biraz makul olabilseler henüz bunun için bir gerekçeleri olmadığını görecekler. hakkı gasp edildiği için ikinci bir kez ilkinden kat be kat fazla enerji harcayarak seçim çalışmaları yaptı. mesnetsiz ithamlarla yıpratılmaya çalışıldı, hem fiziksel hem zihinsel yoğun bir çaba harcadı kendini tanıtmak için, projelerini anlatmak için. 2. kez halkın iradesiyle başkan seçildi, o ana kadar belki günlerce uyumadı, dinlenmedi, çalıştı didindi. ve seçimlerden bir süre sonra olması gereken gibi kısa bir izin yaptı. geçtiğimiz günlerde de ikinci bir kez yine ailesiyle kısa bir tatile çıktı. bundan daha doğal ne olabilir? görevi ne olursa olsun bu her insanın hakkı ve ihtiyacı.

sardunya

ben bu kadar dayanıklı bir çiçek görmedim. komşunun pencere önünde bir saksıda yazın kavurucu güneşin altında, kışın dondurucu soğukta bekledi durdu. en sonunda komşu tatile giderken sizin bahçeye koyabilir miyiz dedi, ben yokken sulasanız. çiçek bakmaktan zerre anlamam, denemişliğim var ama beceremedim. neyse alıp koyduk bahçeye. bahçe de iş yerinin bahçesi, öyle pek çıkıp oturulmayan sokak kedilerine tahsis edilmiş ufak bir alan. tabi kediler boş durur mu, içine giriyorlar, kazıyorlar falan en son düşürüp kırdılar. kırılınca gördüm ki saksının toprağı kum gibi verimsiz sert bir toprak. kırılan dalları aldım, kökü falan da yok ama bahçenin küçük bir toprak alanına diktim. etrafına da kuru ağaç dallarından siperler yaptım kediler ulaşamasın diye. tutmasını beklemiyordum açıkçası. arada bakıyorum ne zaman kuruyacak diye. ama o nasıl bir bitki yahu, canlandı büyüdü çiçek açtı kırmızı kırmızı. bahçe duvarının yarısına geldi boyu. şimdi ben buna idolümsün demeyeyim de ne diyeyim?

ergün atalay

her şeyden önce adam alenen yalancı. eliyle mikrofonu kapattığı görüntülerini izlerken bile şunu söyleyebiliyor " ben ortaya herkesin duyacağı şekilde konuştum zaten "

pazarlıklar sürerken greve gideriz diyordu imzayı attıktan sonra greve gidince ne olacak ancak halay çekerler diyor. kamu çalışanları adına zafer kazanmış sanki, bir de" ben taşeron işçileri de, eyt.lileri de düşünüyorum " diyor. hemen ardından tam tersi sözler ediyor. siyaset benim işim değil diyor ardından s400leri alanlara helal olsun diyor. artık nasıl yanmışsa beyni terör örgütünden, çevrecilerden, köprülerden, işçilerin ne kadar güvenilmez olduklarından, çalışanların ne kadar haklı olduğundan, hükümetin enflasyon oranı ile ilgili açıklamaların güvenilir olmadığından ama enflasyon oranına göre yapılan zammın ne kadar yerinde olduğundan vs vs bir nefeste neler demedi ki birbirini tutmayan.

işi deliliğe vuruyor dedikleri bu olsa gerek.

misafir odası

o soğuk ve mesafeli bir alandı. evin bir parçası gibi hissettirmeyen, ev gibi kokmayan o odanın varlık sebebi misafirin mühimsenmesi miydi yoksa ev sahibinin itibar mıydı bilmiyorum ama çocukken evde en nefret ettiğim alan orasıydı. kapısı mütemadiyen kilitliydi. misafir gelince açılır ve biz çocuklar o odaya sadece misafirlere hoş geldiniz demek ve ellerini öpmek için girebilirdik.

çocukluğumuz boyunca bir kıçımızı koyup oturamadık o siktiğimin açık renk koltuklarına. duvardan duvara vitrindeki bibloları alıp bir inceleyemedik. misafir çocuğu prens, prenses muamelesi görür biz ayak altından çekilip mutfakta çay demleyip sofra kurar yemek hazırlar bulaşık yıkardık onlar gidene kadar. nasıl bir hiyerarşiydi, nasıl ötelenmek, yok sayılmaktı ! cahil ailelere doğmuş olmak, kız çocuğu olarak doğmuş olmak, üstelik birin üçün beşin üstünde sayıca fazla kız çocukları olarak orada olmak hakikaten dünyada insanın başına gelebilecek en boktan şeylerden biri. bazen kendime bir halt olamadın diyorum ama bunları hatırlayınca kendi alnımdan öpesim geliyor, bu alt yapıyla daha ne olacaktın en iyisi oldun olabileceğinin diyorum.

ne misafir odasıymış arkadaş, resmen üç başlı cehennem köpeği gibi geçmişin karanlığından hırlayarak üstüme atıldı.

evlilik hediyesi

doğum günleri ve yeni yıla girerken verilen hediyeler dışında - ki onlar içten hediyelerdir , hatırlanmaktır, düşünülmektir , var olmasının ve birlikte olmanın kutlanmasıdır - insanların birbirine hediyeleşme adı altında beklentilerini dayatmasına ifrit oluyorum.

çeyiz serme - çeyiz görme hediyesi

düğün - düğün takısı

gelin evi - ev hediyesi

hamilelik haberi - yoldaki bebeğe hediye

doğum - doğum takısı

sünnet - sünnet takısı

yeni ev alma - yeni ev hediyesi


bir bitse bu saçmalıklar. herkes sadece içinden geldiği için, zamanı belirlenmiş anlarda değil, sürpriz yapmak istediğinde hediye alsa ne güzel olur.

estetik yaptıran arkadaşa söylenenler

yani ne söylenebilir ki? iyi görünüyorsa iyi göründüğünü söylersin. kötü bir estetik cerraha denk gelmediyse de muhtemelen iyi görünecektir. gereksiz müdahalelerle dudağını yüzünü fazlaca şişirip aşırı yapay ve kötü bir görüntüye bürünen insanlara zaten bir şey söylemek anlamsız, muhtemelen o bir psikolojik sorun. ama kemerli burnundan, göz altı torbalarından, vücudunda ki herhangi bir görüntüden rahatsız olan ve bunu değiştirmek için estetik yaptıran insanların müdahale sonrası görüntülerini ilk başta yadırgansa da olumsuz bir şey söylenmemeli. zira ameliyat sonrası iyileşme, görüntünün tam oturması 1 yıl alabiliyor. ayrıca o insanlar için ameliyat öncesi, anı ve sonrasındaki süreç zaten yeterince zor. bıçak altına yatmak en küçük operasyon için bile tedirgin edici. zaten zor bir karar vermiş kişilere sonrasında, keşke yaptırmasaydın, eski halin daha iyiydi, alışamadım, tanıyamıyorum seni, vb. olumsuz bir şey söylemek acımasızca olur. göğüs, karın germe, burun ve göz altı estetiği yaptıran arkadaş, akraba ve tanıdıklarım oldu. hepsi de ameliyat sonrası depresyonla mücadele etti. her şeyin iyi olacağını, hızla iyileşeceklerini duymaya ihtiyaçları oluyor. ve benim gördüğüm kadarıyla zaman geçtikçe - eğer iyi bir cerraha denk gelmişse - sonuçlar gayet güzel oluyor.

stiletto

hey gidi yirmili yaşlar ! o ayakkabılar giyilir 10 saat de ayakta çalışılırdı. şimdilerde bir düğünde falan giyilecekse " ben o kadar saat bu ayakkabıya nasıl katlanacağım " diye kara kara düşündürür.

büyüyen beşik

anlaşılan bu işte usta olanların bile zorlandığı bir seçim. şöyle bir video var, belki ihtiyacı olanlara fikir verebilir.

havai fişek kullanımı

özetle vandallıktır. olumsuz etkilerini yaşayan bilir. benim 6 yaşında kalp rahatsızlığı olan bir kedim var ve havai fişekler patladığında vücudunu yere yapıştırıp, büyüyen göz bebekleri korku dolu, saklanacak bir yer aradığını benim kucağıma bile güvenmediğini deli gibi soluduğunu, soluğunun tıkandığını gördükçe çok üzülüyor ve çok öfkeleniyorum. ilk fişek patladığında biz bile yerimizden sıçrıyoruz zavallı hayvanlar çocuklar hastalar ne yapsın ?

change.org 'da istanbul özelinde bir kapmanya başlatmış havai fişeklerin belediyece yasaklanması için çağrıda bulunan. linkini şuraya bırakıyorum, kampanyanın açıklama kısmında detaylı bir şekilde tüm olumsuz etkileri açıklanmış.

https://www.change.org/p/istanbul-da-havai-fi%C5%9Fek-kullan%C4%B1m%C4%B1-yasaklans%C4%B1n-ekrem-imamoglu?signed=true

orospu

aklıma geçenlerde denk izlediğim şu videoyu getirmiş başlık

video altına yapılan favori yorumum ise şuydu " işte ilk ağlama silsilesi orada başladı ve şimdi ülkece kan ağlıyoruz "

başım ağrıyor

sevişmeyi istememen için çok geçerli bir nedenin olmak zorunda ve bu neden tamamen seninle ilgili olmak zorunda. direkt istemiyorum cümlesini erkek egosu kabul etmiyor çünkü. şu an bunu yapmak istemiyorum değil de seni istemiyorum, sen değilde bir başkası olsa belki isterim gibi algılıyor.

edit: imla

salçalı ekmek

küçük kardeşim okuldan döner, saç baş dağılmış yaka çanta bir tarafta. kapıda ayakkabısının arkasını pat pat yere vurup gevşeyince havaya fırlatarak çıkarır ve peltek peltek konuşarak " çabuk, çabuk salça ekmek verin çok acıktım " olurdu ilk cümlesi. üstüne bir de sana yağı sürdürürdü ama öyle az buz değil ille kalın bir tabaka olacak şekilde. yağ ve salça istediği yoğunlukta olmamışsa curcuna, bu olmamış demezdi, hemen kendini yere atıp " ne biçim ne biçiiim istemiyooooomm istemiyoom yemiyceeem yemiyceem " diye zırlamaya başlardı.

erken boşanma

daha evi doğru düzgün yerleştirmeden eşyaları ayırıp toparlamak ve aileleri haberdar etmek en zor kısımlarıdır. ilkinde 72 gün sürmüştü ve ayrılma süreci biraz iç karartıcıydı ama ilkinden iki üç hafta daha uzun süren 2. evliliği bitirmem nispeten daha kolay olmuştu nede olsa deneyimliydim süreçle ilgili. gerçi hala tam anlamış değilim 2. kez erken boşanma yüzünden mi evlendim yoksa işlerin gidişatından hoşlanmadığımda " ilkinde boşanmak çok da kötü değildi " dediğim için mi ayrıldım bilemiyorum. sonuç olarak durup düşündüğümde o iki adamdan biriyle hala aynı hayatı paylaşmaya devam etmediğim için çok mutluyum.

fairy tale

enerji yaya yaya dolaşıyor sözlükte ,çok iyi geldi. hoş gelmiş

cilt bakımı

her şeyden önce sağlam bir genetiğin güzel bir cilde sahip olmada payı oldukça büyük. sonrasında ise cilt içeriden, yani sağlıklı beslenme ile desteklenmiyorsa adına " derinlemesine bakım, temizlik " deyip istediğimiz kadar maske ve ürün kullanalım anlık bir parlaklık, anlık gerginlik dışında elde edebileceğimiz fazla bir şey yok. misal sigara kullanan biri olarak cildime verdiğim hasarı istediğim kadar kozmetik ürünle gidermeye çalışayım bana vereceği çok fazla bir karşılık yok. tabi bu demek değil ki battı balık yan gider, ama kozmetik ürünleri mucize yaratmıyor bu kesin. o yüzden yüz çeşit ürün almaya, biriktirmeye ya bu mucize yaratırsa ya bu dedikleri gibi süper ötesiyse diye bir ton para dökmek saçmalık. cilt tipine uygun bir temizleme ürünü, bir gözenek sıkılaştırıcı ve bir nemlendirici ve güneş koruyucu bir de göz altı kremi yeterli.

atatürk

hani kardeşler bağlarını koparır ya bazen, bazen bilyeler gibi dağılır uzaklaşırlar ya birbirinden ve sonra anne bütün şefkati, anlayışıyla evlatlarını bir şekilde toplar etrafında çünkü odak noktasıdır her birinin, yeniden bir olmalarını sağlar. atatürk bunu bir ulus için yaptı ve onun en büyük mirası da bu, bizi birbirimize ve bu topraklara öyle sıkı bağladı ki bir daha hiç bir güç bunu kıramaz. onu bize iyi anlatamadılar hiç bir zaman, tarihler şeklinde ezberlettiler sadece ama biz her dönemeçte varlığının, mirasının, her bir sözünün ne anlama geldiğini tekrar tekrar kavradık. bazen zor olacak bazen çok zor olacak ama her zaman onun gösterdiği yoldan ilerlemenin bir yolunu bulacağız.

salda gölü

yıllardır gölün tehlike altında olduğuna dair açıklamalar yapılıyor, göl suyu çekiliyor endemik balık türleri tehlikede deniyor. geçtiğimiz yıllarda izlediğim bir videoda yerel halktan biri gölün kendi çocukluğundan bu yana ne kadar küçüldüğünü anlatıyordu, küresel ısınma, fabrika atıklarının göle ulaşması gölü besleyen damarların çeşitli nedenlerle önünün kesilmesi zaten korkutucu sonuçlar doğuruyor. bunlara dönüp çare arayan bir yetkili yok, tehlike altında olan bir doğa harikasını iyileştirmek yerine hızlıca nasıl yok ederizin peşindeler.

her yeri her yeri mahvettiler zaten. insanın ödü kopuyor artık güzel bir doğa gördüğünde, akla gelen ilk şey burayı ne zaman keşfedip yok ederler oluyor.

gelin olmak

gelin olmak gelinliği giyip düğün salonunda dans edip nikah memurunun sorusuna evet yanıtını vermek değildir. uzun bir süreçtir. taa isteme merasiminden başlar ve bin çeşit ritüelle düğün günüde kadar sürer. bazıları için hayatlarının en beklenen zamanlarıdır, her anın tadını çıkarır en ince ayrıntıya kadar özenle ve istekle plan yaparlar. mutlu olur iyi hissederler. mutlulukları daim olsun bir yastıkta kocasınlar diyelim.

bazıları içinse berbat bir süreçtir. her anında " ben bu bokun içinde neden debelenip duruyorum " diye sorar " vazgeçtim " diyecek cesareti bulamadıkları içinde giderek batarlar. o yüzden bunu istiyor olduğundan şüphe etmeseniz bile kızınız, kardeşiniz, kuzeniniz, arkadaşınız gelin olurken gidin ve ona sorun " emin misin ? " diye sorun. çünkü bu soruya çok ihtiyacı olabilir.
  • /
  • 5
Henüz bir favori betim yok.

Toplam betim sayısı: 82

bir ticaret biçimi olarak annnelik ve babalık

aslında bu mülkiyet duygusudur. ebeveynler kendileri için çocuk getirirler dünyaya. çocuk üzerinden birbirlerine kopmaz bağlarla bağlanıp toplumun dayattığı eş olma, aile olma vb. görevleri layıkıyla yerine getirmek, sürdürmek için. çocuk üzerinden umut etmek, hayal kurmak, onur duymak için.

insan sahip olduğu bir evi kendi imkanları ölçüsünde kendi zevkiyle dekore eder örneğin, benzer biçimde çocuğunu da kendince ideal bulduğu insan kalıbına sokmak ister. bunu başardığına kanaat getirdiğinde ise meyvesini toplamak ister, her fırsatta bu işin mimarı olduğunun hissettirilmesine ihtiyaç duyar.

herkes kahraman olmak ister içten içe, best off olmak ister, yetmeeeezz best of the best olmak ister. bunun en kolay yolu çocuk yapmaktır. dünyanın en iyi annesi, en iyi babası, kahramanı, kraliçesi, kralı olma ihtimali hemen hemen ceptedir bu şekilde. bu yüzden çok sık duyarız şunu " bu dünyada yaptığım en güzel, en harika en müthiş şey oğlumu, kızımı dünyaya getirmekti " ne oldu sanki, dünyayı mı kurtardı oğlun kızın. hayır, ama varlığını anne- baba olmak üzerinden anlamlandıranlar için kurtuluştur oğullar, kızlar.

31 mart 2019 seçim sonuçları

polisin kapı kapı gezip, kimin kime oy verdiğini sorgulamaya başladığını da gördüğümüz seçim sonuçları. sunshine'nin öngörüsü doğrulanmıştır. seçmen kayıtlarında bir hile olmadığının tespiti yapıldıktan sonra geriye büyükçekmece sakinlerinin fetöden içeri alınması kalacak.

büyüyen beşik

anlaşılan bu işte usta olanların bile zorlandığı bir seçim. şöyle bir video var, belki ihtiyacı olanlara fikir verebilir.

çam ağacı

kedilerimden korumak amacıyla son dakika kurduğum ve sonrasında onlar defalarca devirip, yamultup üzerindeki tüm süslemeleri bir güzel kopartıp haşatını çıkarıncaya kadar kaldıramadığım, yeni bir yılın başlangıcına, eve, ortama hoşluk ve eğlence katan ağaç.

sütlü türk kahvesi

4 yaşındaki yeğenime yaptığım ama bir türlü beğendiremediğim kahve. her seferinde işaret parmağını burnunun ucundan bana doğrultup " ıı hayıl ! seninki kaberengi bu diil " deyip normal türk kahvesi yaptırmaya çalışır.

kadınların sevmediği kadınlar

aptalca davranan, gücünün farkında olmayan korkak kadınlar. ben bilmem beyim bilir kadınları. durmadan çocuk doğurup , o çocuklar kendi işlerini yapacak yaşa geldikleri halde mental bozukluklara sahipmiş gibi elleriyle besleyen giydiren poposunu silen kadınlar. kendi parasını kazanabilecekken çalışmak istemeyen evde gönüllü hizmetçilik eden kadınlar. bir saat boyunca nefes almadan kocasından şikayet eden " neden boşanmıyorsun " diye sorulduğunda sanki canı alınıyormuşcasına şok olup ortamdan kaçarak uzaklaşan kadınlar. kitap okumayı zaman bulamadığını söyleyip günde 5 saat tv izleyen kadınlar.

bir ticaret biçimi olarak annnelik ve babalık

aslında bu mülkiyet duygusudur. ebeveynler kendileri için çocuk getirirler dünyaya. çocuk üzerinden birbirlerine kopmaz bağlarla bağlanıp toplumun dayattığı eş olma, aile olma vb. görevleri layıkıyla yerine getirmek, sürdürmek için. çocuk üzerinden umut etmek, hayal kurmak, onur duymak için.

insan sahip olduğu bir evi kendi imkanları ölçüsünde kendi zevkiyle dekore eder örneğin, benzer biçimde çocuğunu da kendince ideal bulduğu insan kalıbına sokmak ister. bunu başardığına kanaat getirdiğinde ise meyvesini toplamak ister, her fırsatta bu işin mimarı olduğunun hissettirilmesine ihtiyaç duyar.

herkes kahraman olmak ister içten içe, best off olmak ister, yetmeeeezz best of the best olmak ister. bunun en kolay yolu çocuk yapmaktır. dünyanın en iyi annesi, en iyi babası, kahramanı, kraliçesi, kralı olma ihtimali hemen hemen ceptedir bu şekilde. bu yüzden çok sık duyarız şunu " bu dünyada yaptığım en güzel, en harika en müthiş şey oğlumu, kızımı dünyaya getirmekti " ne oldu sanki, dünyayı mı kurtardı oğlun kızın. hayır, ama varlığını anne- baba olmak üzerinden anlamlandıranlar için kurtuluştur oğullar, kızlar.

köle

bir çok kişi bu söyleme ifrit oluyor fakat eğlence olsun diye söylemiyor bunu diyenler, bu gerçek, az sonra söyleyeceğim.

kedi insanı olmak ! işte o köledir.

kocaya isimle seslenmek edepsizliktir

kendisi hoca imiş, kuran'a uygun olarak açıklıyor durumu. baktığın zaman bu kutsal kitapta koca karısından üstün tutulan kişi midir? evet öyledir. dolayısıyla adamın inandığı kitaba göre de yaptığı çıkarım gayet yerindedir. kuran da her zaman erkeğin kadından üstün olduğunun altı çizilmiştir, adam da ast üst ilişkisinden örnekle açıklıyor bu durumu.

yasalara baktığımızda kadını erkeğe göre 2. sınıf vatandaş olarak tanımlayan bir ibare yoktur oysa. fakat toplum olarak erkek ve kız çocuklarını yetiştirirken en başından bu ast üst ilişkisini kendimiz dolaylı yollarla ima ediyoruz zaten. kadın kocasına ister " efendim" diye hitap etsin ister " benim minnak tatlı aşkitom " diye hitap etsin işler sarpa sardığında hatta işler yolundayken bile içten içe mağdur olan hep kadındır. bu mağduriyeti de biz kendimiz çocuk yetiştirirken inşa ediyoruz. bunun da bilincinde olduğumuz için böyle adamlar çıkıp böyle laflar edince gülüp geçmek yerine endişe ediyoruz. çünkü bu toplumun inancı ve karakteri bu önermeyi rahatlıkla kabul eder, karşılık bulur.

taksim meydanı'nda eğlenen sığınmacılar

" suriye'liler onu yaptı, suriye'liler bunu yaptı " kayıtlı rakamlarla 3,5 milyon suriye'lı sığınmacı alındı. türkiye sınırları içinde 500 bine yakın suriyeli bebek doğdu. 2 büyük şehir dolusu insan nüfusu. bu kadar insanın tek tip davranışlar sergilemesi beklenilemez.

taksim meydanında kendilerince yeni yıl kutlaması yapmalarına gelirsek, bir milli maçtan galip çıkmışlar gibi yaptıkları kutlama. yok öyle bir şey ama, o zaman bu belki sana bana göre sadece biraz saçma o kadar. türk erkeklerinin de çoğu zaman yaptığı gibi bir dolu erkek toplanmış kendi anlayışlarına göre eğleniyor. ne yapsınlar ? mağduruz mağdur deyip kaldırımlarda oturup bütün gün ağlasınlar mı? onu da yapmasınlar ama biraz uyum mu göstersinler ? ayak uyduracakları bir düzen var mı gerçekten ? biz zaten karmakarışığız, asıl canımızı sıkan da bu tam olarak. zaten sorunlu bir toplumuz ve bize çok benzeyen bir dolu insan daha geldi bu sorunların üstüne. işte tam burada ince bir çizgi var, toplumumuz içinde yeni bir düşman daha mı ilan edeceğiz yoksa sorunların çözümü için sorumlulardan talepte mi bulunacağız ? biraz daha mı geri gideceğiz yoksa ilerlemek için çaba mı harcayacağız ?
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.