@quş ağacı

Yazar

Durum: 228 - 4 - 0 - 0 - 12.03.2020 23:13

Puan: 1014 - geyik avcısı

1 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 12

nevresim

ev tekstil ürünleri arasında en sık aldığım gereç ve bu ihtiyaçta adresim adresim english home . hem fiyatları uygun hem de doku, renk ve desenlerini beğeniyorum.

herkesin bir takıntısı vardır

ilkokulda" gördüğünüz her yazıyı okuyun, tabelalar dahil " diye tembihleyen sevgili öğretmenimiz sayesinde her tabelayı ve duvara monte herhangi bir nesine üzerindeki yazıları okuma takıntısı.

geceye bir şarkı bırak

sagopa kajmer - avutsun bahaneler




" anladım ya fayda etmiyor bir şey.
engel olamıyorum,dağılıyorum peyderpey.
var kendimle konuşmak istediğim çok şey.
açarım ağzımı yumarım gözümü epey epey. "

küfür eden kadın

yerden göğe haklı ve haklılığını düzgün sözcüklerle karşısındakine anlatamayacağını bilmenin çaresizliği ile, bir isyan halinde küfür eden kadın ise sonuna kadar desteklediğim kadındır. lakin diğer türlü ise, yani bu bir alışkanlık halini almışsa acilen uyarılması ve bu alışkanlıktan vazgeçirilmesi, olmuyorsa uzak durulması gerekli olan kadındır.

scott lynch

" scott lynch, gentleman bastard serisi romanlar yazan amerikalı bir fantezi yazarıdır. ilk romanı lies of locke lamora ağustos 2004'te orion books tarafından satın alınmış ve haziran 2006'da birleşik krallık'taki gollancz baskısı altında ve birleşik devletler'de bantam baskısı altında yayınlanmıştır. " kaynak: wikipedia

ben centilmen piçler serisini okumadan uzun zaman önce patrick rothfuss'un kral katili güncesi serisini okumuştum. serinin ilk kitabı rüzgarın adından sonra gelen devam kitabı bilge adamın korkusubiraz hayal kırıklığı yaratıyordu açıkçası. ilk kitaptan sayfalar dolusu tekrarlar vardı 2. kitapta. yine de bu serinin arasına başka bir fantezi edebiyat serisi eklemden, 3. kitap olarak çıkan sessizliğin müziğini de atlayarak ( ki serinin devamı değil de yazarın duygusal bağ kurduğu karakterlerden biri için yazdığı bir kitap ) 3. kitabı beklemeyi planlıyordum. ama sonra kitapçı bir arkadaşımın ısrarıyla locke lamoranın yalanlarını okumaya başladım, kitap bitmeden 2. ve 3. kitabı da edindim ve bu yıl çıkması beklenen serinin 4. kitabını hevesle bekliyorum.

seri ve serinin yazarı lynch hakkında kayıprıhtım.com'da oldukça detaylı bir ropörtajın çevirisi var. ilgilenenler için linki aşağıda.

https://kayiprihtim.com/roportaj/scott-lynch-roportaji/

erkeğin hukuk önünde ikinci sınıf vatandaş yapılması

sabıkalı ve problemli bir erkek çocuğu annesinden inciler. fazla bir şey söylemeye gerek yok. haber linki aşağıda.


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/hakim-anne-ile-savci-babanin-cocuklari-cikti-40974778

hangi kitabı okuyorsun

scott lynch'ın centilmen piç serisinin 3. kitabı hırsızlar cumhuriyeti, bitmek üzere. serinin ilk kitabı locke lamora'nın yalanları'nın verdiği okuma hazzını ve heyecanını çıkması beklenen 4. kitap emberlain’in belası'nda bulmayı umuyorum.


tanıtım bülteninden:


"locke lamora'nın yalanları en sevdiğim on kitap arasında bulunuyor. belki de ilk beştedir. kitabı okumadıysanız, okumalısınız. okuduysanız, muhtemelen yeniden okumalısınız…"
-patrick rothfuss-

"canlı, orijinal ve çekici. muhteşem bir şekilde yazılmış."
-george r.r. martin-

"boğazında kanayan bir kesik olsa ve bir hekim o kesiği dikmeye çalışsa lamora iğney­le ipliği çalar ve kahkahalar atarak geberip gider. çocuk… çok fazla çalıyor." camorr şehri, tarihi boyunca pek çok soysuzluğa, yolsuzluğa, uğursuzluğa, hırsızlığa tanıklık etmiş, büyülü atmosferinde her birini tek tek sindirebilmiştir; camorr'un belası'nın ismi şehrin nemli duvarlarında yankılanana dek… camorr'un belası'nın yenilmez bir silahşor, usta bir hırsız, duvarlardan geçebilen bir hayalet ve fakirlerin dostu olduğu söylenir. işte o efsanevi "bela" narin yapılı, gözü kara ve becerikli locke lamora'dır. locke kimsenin beceremediği bir ustalıkla zenginleri soymasına rağmen, bir başka efsanedeki büyük okçunun aksine çaldıklarından fakirlere tek bir kuruş bile koklatmaz. locke'un tüm kazancı kendisi ve isimlerinin hakkını fazlasıyla veren hırsızlar çetesi centilmen piçler içindir.

onların sahip olduğu tek ev olan ve her türlü dümen, hile ve numaralarını gerçekleştirdikleri kadim camorr şehrinin kaprisli ve renkli yeraltı dünyası, içten içe çürümekte ve gizli bir savaş yüzünden parçalanmaktadır. tek ayak üzerinde onlarca yalan söyleyen locke ve çetesi, bu büyülü dünyada bu kez tek ayaklarını bile yere basamadan içerisine düştükleri ölüm oyunundan kurtulmak zorundadır. yarattığı dünya ve kuvvetli kalemi sayesinde patrick rothfuss, brandon sanderson gibi isimlerle adı sık sık anılan scott lynch, çarpıcı romanı locke lamora'nın yalanları'ında bir macera kitabının sürükleyiciliğini, bir fantastik kitabın yaratıcılığıyla birleştirip üzerine george r. r. martin'in okuyucuyu beklemediği yerden vurmayı başaran anlatımını katıp, bizlere eşsiz bir hayal dünyası sunuyor.

bencil erkek zihniyeti

kadın sözlüğü

adı ve mottosunda ki pozitif çağrışıma tezat ( pozitif kelimesinden rahatsız olan epey yazar da barındıran ) giderek kadına ve haklarına saldırmaktan zevk aldıkları, kadın yazarların dahi kadını aşağıladıkları ve kadına dair çoğu konuda sığ erkek bakış açısına taraf oldukları bir platforma dönüyor.

erkek şiddetine kurban giden kadınların adı altına " yüreğim kan ağlıyor, allah kahretsin, yeter artık " sızlanmalarıyla betim girip ardından kadına dair yasalarda pozitif gelişen bir iyileşmede " ama erkekler bundan çok zarar görecek " minvalinde sözler etmek eleştiri değil riyakarlıktır.

her gün yer gök istismar haberleriyle dolu bu ülkede ama bir kadın sözlüğü yazarı bokunda boncuk bulmuş gibi kalkıp " abazan kadın" başlığı açmayı daha elzem buluyor kadın sözlüğünde mesela.

şiddete uğradığınızda neler yapmalısınız başlığını açan kadın sözlüğü kurucusu " erkeğin süpürgeye değil de kadına ihtiyacı olabilir, bunu bir düşün derim " betimi giriyor kadın sözlüğüne.

"biz bütün kadınlar paçozuz ve iyi hiç bir şeyi haketmiyoruz " diyor bir başka kadın yazar.

özellikle bazı kadın yazarlar, doğduğunuz andan itibaren aileniz içinde pamuklara sarılıp sarmalanıp büyütülmüş dahi olsanız, evinizin dışına tek başınıza adım attığınız andan bu güne, sırf kadın olduğunuz için hangi taciz ve şiddete maruz kaldınız diye sorulsa hepinizin anlatacakları inanıyorum ki buradan köye yol olur. peki hal böyle iken, sizin yaşadıklarınızı yarın başka kadınlar, çocuklar yaşamasın diye atılan o minicik pozitif adımlardan nasıl rahatsız olabiliyorsunuz? neyini sorguluyorsunuz? her gün en az 1 kadın cinayete kurban gidiyor, her gün onlarca istismar kurbanından haberdar oluyorsunuz, bu kurbanları mevcut yasaların koruyamadığına şahit oluyorsunuz, tüm bunlar hayatın olağan akışına uygun ama kadına, çocuğa yönelik yasalarda pozitif ayrımcılık mazalah erkeklerin hayatını bitirir öyle mi? siz neye dönüştünüz böyle?

kadın sözlüğü neye dönüşüyor böyle ?

kadının beyanı delile bakılmaksızın doğru kabul edilmesi

çeriğini araştırmadan, öğrenmeden, anlamadan kadınlar tarafından yarın toplu iftiralara maruz kalacaklarmışçasına veryansın eden erkekleri, daha doğrusu bencil erkek zihniyetini ortaya dökmüş ilkedir. sadece kadınları değil, çocukları da kapsayan düzenlemedir ayrıca.

özeti şu şekildedir :

"kadının beyanı, yargılama sırasında; hayatın olağan akışına uygun, samimi, tutarlı ve istikrarlı, mağdur ile bir husumetten kaynaklanmayan, olay ertesinde hemen tanıklarla paylaşılmış, doktor raporları ile belgelenmiş ve sanık tüm bunları çürütemedi ise hüküm esastır."


buna muhalefet eden, kınayan zihniyetin, toplumda infial yaratan kadınlara, çocuklara, hayvanlara yönelik tecavüz, cinayet , işkence olayları sonrasında, internette " kadına karışma, çocuğa karışma, hayvana karışma. e peki bu erkeler ihtiyacını nasıl gidersin " diye içindeki pisliği ifşa eden yaratıklarla kolayca empati kurabilecek düzeyde kimseler olduğuna inanıyorum.

yazarların yeni yıl dilekleri

her şeyden önce sağlık ve sıhhat diliyorum, sevdiklerime, kendime ve herkese.

sonrasında kendime akıl, fikir, öngörü, plan program yapabilme ve ona uygun hareket etme kabiliyeti ve kararlılığı diliyorum.

şayet önümüzdeki yıl da geçen yıl olduğu gibi şu an durduğum noktada duruyor ve aklımda ki projeyi hayata geçirmemiş halde hala üzerinde düşünüyor olur isem, kadere inanacağım ve zerre kadar çabalamayacağım hiç bir şey için.

kabak tatlısı

hazırlaması kolay ve bence çok lezzetli olan tatlı.

muhtemelen kabak seçiminin de etkisiyle bazen harika bazen de eh işte oluyor tadı. eski iş yerimin aşçısından öğrendiğim üzere ben şu şekilde yapıyorum.

kabağı karpuz gibi dilimliyorsunuz önce. sonra kabuklarından ayırıp dilimleri dörde beşe kesiyorsunuz. derin bir kap içinde üzerine tercih ettiğiniz miktarda toz şeker döküp üzerini kapatıyorsunuz. en az 8 - 10 saat bu şekilde bekliyor ve kabak şekeri emip suyunu bırakıyor. ekstra su eklemeden, önce orta , kaynamaya başladıktan sonra kısık ateşte çatalın kabağa rahatça batacağı kıvama gelene kadar pişiriyorsunuz. isteğe göre çubuk tarçın veya karanfil ve yarım limon suyu ekleyebilirsiniz pişirirken. daha sonra soğuması için bir borcama aktarın. ılıdığında üzerine çekilmiş ceviz serpin ve soğuduğunda kaymak ile servis edin.

sunshine

veda etmesine sebep nedir çoğumuz tam anlayamıyoruz herhalde. sanıyorum nedeni sözlükte ancak bir kaç kişi arasında biliniyor. ve anladığım kadarıyla veda nedenini bilenler de dahil, herkes tarafından sevilen bir yazar. varlığı gibi yokluğu da kesinlikle hissedilen bir yazar. bu güne kadar kadın sözlüğünde betimlerini, fikirlerini okuduğum tüm yazarların ( bazen tamamen zıt fikirlerde olsak da ) hepsinin iyi kalpli olduğunu hissediyorum. eminim sunshine da böyle olduğunu hissediyordur ve bu yüzden yeniden yazacağına tüm kalbimle inanıyorum. yeniden yazana kadar seni özlemeye devam edeceğiz.

togg

evet araç gerçekten harika görünüyor, herhalde dolu dolu 60 yıldır kullandığımız araçların amelesi olup o araçlara en yüksek fiyatlarla sahip olan sayılı ülkelerden biri olduk. şimdilik lanse edildiği hali ile sevindirici bir gelişme bu, fakat iktidarın bugüne kadar yaptığı ve " türkiye'ye hizmet, kalkınma, istihdam, gelişim " diye sunduğu her proje türk halkına vergi yükü, temel gereksinim ürünlerinde fiyat artışı olarak geri döndü. bakalım üretime geçilip satışa sunulduğunda türkiye halkı bundan gerçekten faydalanabilecek mi, araç dünyaya sunulucak ve talep görecek kadar iyi olacak mı, ülke ekonomisine katkı sunacak mı göreceğiz. öyle olmasını kim istemez ki?

bıldırki hurmalar gelir götünü tırmalar

kadın sözlüğü geleneksel yılbaşı çekilişi

veda zamanı

eninde sonunda " bu kız durmadan evden kaçıyor " diye bizi müge anlı'ya çıkartacak olan vedadır.

tunaqua da " hayır efendim bunlar heeep yalan, ispatlıycasınız o zaman" diye telefonla programa bağlanacak.

görün bakın olacak bunlar bu gidişle (vd)

kız öğrenciye hakaret eden profesör

davranışı ve sözleri göz önüne alındığında hiç şüphe yok ki bünyesinde her türden pisliği barındıran kişidir. umalım ki hakkında gerekli işlemler yapılsın bir daha hiç bir öğrencinin karşısına öğretici vasfında çıkmasın. ve dilerim ki bir gün, tuvaletlerin kapısında peçete tutmak işi için için yalvar yakar olsun pavyon kapılarında.

ensar vakfının okullarda ahlak eğitimi

çoktan dağtılması, faaliyetlerine, toplaşmalarına son verilmesi ve sorumlularının her birinin yargılanmış ve ceza almış olması gereken, adının ancak yargı makamlarınca ağza alınması gereken bu oluşum, çocuk istismarıyla gündeme geldiği günden beri gücü elinde tutanlarca savunuldu ve destek verildi. ensar vakfındaki çocuk istismarı ortaya çıktığında aile bakanı yaptığı konuşmada, çocuk istismarı sözünü dernekle ilişkilendirmediği gibi konuşmasında çocuk istismarı cümlesini dahi kullanmamak için direndi, istismarı "bu olay " diye niteledi. vakıf içinde meydana gelen çocuk istismarı ile ilgili konuşması gerekirken bir kaç dakikalık konuşmasında defalarca ensar vakfına övgü dolu cümleler kurdu sanki vakfın reklamını yapmak için oradaymışçasına konuştu. " bir kereden bir şey olmaz " dedi. o günden bugüne hangi zihniyet değişti ? şimdi okullarda ahlak dersi adı altında çirkin varlıklarını alenen sürdürüyor olmaları evet mide bulandırıcı bazılarımız için ama şaşkınlık verici değil maalesef. pürü pak bir vakıf olsaydı dahi kanun ve nizamla yönetilen bir ülkede yine de bu işe kalkışamazdı o da ayrı mesele.

uçurtmayı vurmasınlar

feride çiçekoğlu'nun siyasi mahkum olarak hapiste yattığı zamanlarda yaşadığı gerçek öyküden senaryolaştırılmış , türk sinemasının en sevilen filmlerindendir.

feride çiçekoğlunun kendi anlatımıyla uçurtmayı vurmasınlar filminin hikayesine dair bir de video

  • /
  • 12

korkuyla yaşamak

yan komşum safiye teyze emekli maaşını apartman kapısı önünde kaptırdıktan sonra, dili tutulmuştu uzun süre, evinden çıkamaz hale gelmişti.
canım arkadaşım eşi nöbetçi olduğunda, vileda sopası yanında uyuduğunu söylerdi. "gülmekten öldüreceksin adamı herhalde" derdik, trajikomikti.
eşim seyahate gittiğinde, başucumda bıçakla uyurdum. herhangi bir canlıya zarar verme kabiliyetim varmış gibi.
gece mesailerinden sonra koşarak dönerdim.
arkamızda ayak sesi duysak, diken diken olur sırtımız.
bir taşıtta sürücüyle yalnız kalmamak için, inip araç değiştiriyorum derdi arkadaşlarım.
taksiye binince mutlaka, baba abi eşle telefonla konuşulur. karşılayın beni. geliyorum. taksideyim diye açıklaması yapılır.
bizim ülkemizde kadınsan, korkarsın. öğretirler o korkuyu. içine işler ayaz gibi. hiç çıkmaz

ceren özdemir cinayetinin yine yeniden çarpıcı bir şekilde hatırlattığı korkunç gerçektir.

bayan kadın çelişkisi

kadın sözlüğü için önemli bir konudur.
“kadın”, “erkeğin” dilsel karşılığıdır. erkeğe erkek denilen durumlarda kadına "kadın" denilmelidir.
bayan ise cinsiyet belirtmek için kullanılmaz. yalnızca bir hitap şeklidir.

mesele aslında toplumsal bilinçaltı. bu bilinçaltında "kadın" kelimesi kirlenmiş durumda ve insanlar "bayan" kelimesini kullanarak nezaketli olmaya çalışıyor.

neden?
çünkü kadın kişisine "kadın" denildiğinde, onun cinsel kimliğinin vurgulandığı düşünülüyor. ve nazik olmak adına belki de iyi niyetle "bayan" kelimesi kullanılıyor...

konuşulacak çok şey var ama tanımlar net.
erkeğe erkek denen yerde kadına kadın denilir. ha hitap ise amaç bayan olabilir ama "hanımefendiyi" tercih ederim.

kvk servis rezaleti

kvk servisi ile yaşadığım ve mağdur olduğum durumdur.

06/09/2019 tarihinde xxx ımeı numaralı telefonumu ekranı kırıldığı (telefon çalışır vaziyette olup ekranda kararma bulunmaktadır.) için kvk kartal şubesine 1900405374 numaralı form numarası ile teslim ettim. telefonum kvk garantili olup, garanti kapsamı dışında telefonum onarıma alınmıştır. ekran değişimi için 971 tl firmaya ödenmiştir. 14/10/2019 tarihinde telefonumun onarıldığına dair bilgi bana iletilmiş olup, telefon bana teslim edilmek istenmiştir. servise gittiğimde telefonu kontrol etmek istedim, fakat telefon teslim sırasında açılmadı. bunun üzerine yeni bir kayıt açılarak telefonun garanti kapsamında onarılacağı belirtildi. fakat firmadan aldığım bilgi neticesinde telefonun ana kartının değişmesi gerektiği ve 2250 tl bir tutar yatırmam gerektiği söylenmiştir.

telefonun ilk teslimi sırasında telefonun onarıldığı belirtilmiş olup, telefonun onarım sonrasında başına gelen bir olaydan dolayı çıkan onarım ücreti kullanıcıya yansıtılmak istenmiştir. %100 onarıldı onayı verilen bir telefonun teslimat sırasında açılmaması ve daha sonrasında çıkan ücretin kullanıcıya yansıtılmak istenmesi tüketici haklarının ihlalidir.

tüketici mahkemesine başvurdum. şimdi onlar düşünsün.

ateş böcekleri projesi

birleşmiş milletlerin kadın kolları çalışması çerçevesinde yürütülen projede, kadınlardan istenen atesbocekleri.info adresi üzerindeki türkiye haritası üzerinde kendilerini güvende hissetmedikleri alanlara birer ateş böceği bırakmaları. birleşmiş milletler yetkilileri de, yerel yönetimlerle ilişkiye geçerek önlem alınmasını isteyecek.
proje 10 aralık tarihine kadar sürecek. lütfen kadınlara ulaşmasını sağlayalım.

sunshine

sözlüğü ve özleyenleri, pek çok özlemiş yazar.
bir eğitim programı nedeniyle, ders çalışıyor. sınavlarından sonra burada olmak için gün sayıyor. herkese sevgiler. quş ağacı, meseli tunaqa sizleri tanıdığım için çok şanslıyım ve mutluyum.

kezban

net bir yakıştırmadır ama yakıştırmadır sonuçta.
böyle durumlarda bu kezbanı gören bilen akıl sahibi er kişi acaba nedir, kimdir diye düşünüyorum.
mantık aslında böyle işlemez mi sizce de. bir kişinin nasıl bir yanlı veya doğru yaptığını anlamak için ya o yoldan geçmiş olman gerekir ya da bir şekilde deneyimlemiş olman gerekir. yoksa değerlendirme olmaz ki sadece çamur at izi kalsın bu işlerde yürümez.

Toplam betim sayısı: 228

orospu

aklıma geçenlerde denk izlediğim şu videoyu getirmiş başlık

video altına yapılan favori yorumum ise şuydu " işte ilk ağlama silsilesi orada başladı ve şimdi ülkece kan ağlıyoruz "

bir ticaret biçimi olarak annnelik ve babalık

aslında bu mülkiyet duygusudur. ebeveynler kendileri için çocuk getirirler dünyaya. çocuk üzerinden birbirlerine kopmaz bağlarla bağlanıp toplumun dayattığı eş olma, aile olma vb. görevleri layıkıyla yerine getirmek, sürdürmek için. çocuk üzerinden umut etmek, hayal kurmak, onur duymak için.

insan sahip olduğu bir evi kendi imkanları ölçüsünde kendi zevkiyle dekore eder örneğin, benzer biçimde çocuğunu da kendince ideal bulduğu insan kalıbına sokmak ister. bunu başardığına kanaat getirdiğinde ise meyvesini toplamak ister, her fırsatta bu işin mimarı olduğunun hissettirilmesine ihtiyaç duyar.

herkes kahraman olmak ister içten içe, best off olmak ister, yetmeeeezz best of the best olmak ister. bunun en kolay yolu çocuk yapmaktır. dünyanın en iyi annesi, en iyi babası, kahramanı, kraliçesi, kralı olma ihtimali hemen hemen ceptedir bu şekilde. bu yüzden çok sık duyarız şunu " bu dünyada yaptığım en güzel, en harika en müthiş şey oğlumu, kızımı dünyaya getirmekti " ne oldu sanki, dünyayı mı kurtardı oğlun kızın. hayır, ama varlığını anne- baba olmak üzerinden anlamlandıranlar için kurtuluştur oğullar, kızlar.

31 mart 2019 seçim sonuçları

polisin kapı kapı gezip, kimin kime oy verdiğini sorgulamaya başladığını da gördüğümüz seçim sonuçları. sunshine'nin öngörüsü doğrulanmıştır. seçmen kayıtlarında bir hile olmadığının tespiti yapıldıktan sonra geriye büyükçekmece sakinlerinin fetöden içeri alınması kalacak.

büyüyen beşik

anlaşılan bu işte usta olanların bile zorlandığı bir seçim. şöyle bir video var, belki ihtiyacı olanlara fikir verebilir.

kadına şiddeti önlemek

kadına şiddeti önlemek çok basit aslında, bir imzaya bakar. bakıyor, bakıyormuş! çocuğa şiddeti, istismarı önlemek de öyle, basit yani. bir imza yetiyor, yetecekmiş yani ! niye kimse duymuyor bu adamı yahu? dili dimağı kurudu söylemekten, diyor ki; " bu vahim olayları, bu korkunç olayları engelleriz, yeter ki idamı geri getirsinler". " " ben " diyor " altına imzayı atmaya hazırım " sonra bir tek o mu başka bir kadın da çıkıp diyor ki " yok efendim, ben daha güzel imza atarım idam kararının altına " sonra diğerleri, imzalarım, imzalarım, imzalarım! diye çığırıyor.

her ağzınızı açtığınızda terör estirin, her lafınızla toplumu bölün, parçalayın, ayırın, cinnetin eşiğine getirin. bizatihi kendi beyanlarınız yetmez gibi, aşağılık ne kadar beyan yapabilecek varsa paye verin, kadını aşağılayan cümleleri ardı ardına kurun, kuranı destekleyin. sonra da bunda parmağınız eliniz kolunuz direktifiniz emriniz yok gibi bir de dar ağaçları kurmaya yemin edin. elinizle, dilinizle sistematik olarak kadın katili çocuk istismarcısı üretiyorsunuz ne hapisanelere sığdırabilirsiniz ne öldürmekle bitirebilirsiniz.

kadın ile erkek eşit olamaz; fıtrata aykırı

"kız mıdır, kadın mıdır bilemem"

"kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek"

"anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün, günahı ne? anası ölsün öyleyse"

"iş istiyoruz sayın bakanım" "niye evdeki işler yetmiyor mu?"

"kadın çalışarak fuhuşa hazırlık yapar"

"kahkaha atan kadın iffetsizdir"

"kadının fıtratında köle olmak var"

"tecavüze uğrayan kürtaj yaptırmasın"

"hamile kadın sokakta dolaşamaz"

"kadınlar için tek kariyer annelik"

"türk kadını evinin süsüdür"

" 6 yaşında çocukla evlenilebilir "

" kız çocuğu babasının yanında şortla duramaz "

" en az 3 çocuk yapın "

işte bataklık bu.

edit: imla

parola

şu an şukadınsözlüğü hesabımın parolasını biliyorsam ne olayım. ve facebook parolamı ve instagram ve mail ve daha nicesi. neyse ki hepsi otomatik oturum açmada.

kadınların sevmediği kadınlar

aptalca davranan, gücünün farkında olmayan korkak kadınlar. ben bilmem beyim bilir kadınları. durmadan çocuk doğurup , o çocuklar kendi işlerini yapacak yaşa geldikleri halde mental bozukluklara sahipmiş gibi elleriyle besleyen giydiren poposunu silen kadınlar. kendi parasını kazanabilecekken çalışmak istemeyen evde gönüllü hizmetçilik eden kadınlar. bir saat boyunca nefes almadan kocasından şikayet eden " neden boşanmıyorsun " diye sorulduğunda sanki canı alınıyormuşcasına şok olup ortamdan kaçarak uzaklaşan kadınlar. kitap okumayı zaman bulamadığını söyleyip günde 5 saat tv izleyen kadınlar.

misafir odası

o soğuk ve mesafeli bir alandı. evin bir parçası gibi hissettirmeyen, ev gibi kokmayan o odanın varlık sebebi misafirin mühimsenmesi miydi yoksa ev sahibinin itibar mıydı bilmiyorum ama çocukken evde en nefret ettiğim alan orasıydı. kapısı mütemadiyen kilitliydi. misafir gelince açılır ve biz çocuklar o odaya sadece misafirlere hoş geldiniz demek ve ellerini öpmek için girebilirdik.

çocukluğumuz boyunca bir kıçımızı koyup oturamadık o siktiğimin açık renk koltuklarına. duvardan duvara vitrindeki bibloları alıp bir inceleyemedik. misafir çocuğu prens, prenses muamelesi görür biz ayak altından çekilip mutfakta çay demleyip sofra kurar yemek hazırlar bulaşık yıkardık onlar gidene kadar. nasıl bir hiyerarşiydi, nasıl ötelenmek, yok sayılmaktı ! cahil ailelere doğmuş olmak, kız çocuğu olarak doğmuş olmak, üstelik birin üçün beşin üstünde sayıca fazla kız çocukları olarak orada olmak hakikaten dünyada insanın başına gelebilecek en boktan şeylerden biri. bazen kendime bir halt olamadın diyorum ama bunları hatırlayınca kendi alnımdan öpesim geliyor, bu alt yapıyla daha ne olacaktın en iyisi oldun olabileceğinin diyorum.

ne misafir odasıymış arkadaş, resmen üç başlı cehennem köpeği gibi geçmişin karanlığından hırlayarak üstüme atıldı.

çalışanına esir gibi davranan patron

işletme küçük olsun yada kurumsal olsun, genel olarak çalışanın hakları devletin de el birliğiyle gasp edilir. ve işveren de çalışanın emeğini son raddesine kadar sömürmenin peşindedir. bu sistemin herhangi bir yerinde çalışan insan zaten modern köledir.

neyse ki modern kölelikte çalışanın bir iş tanımı vardır. işverenin evi o çalışanın iş yeri olmadığı için, çalışan orada " bu da senin işin " denilerek çalıştırılamaz. işveren bunu buyurabilir, ama buna zorlayamaz. o halde çalışanın zaten az buz olan haklarını koruması lazım ki yeri geldiğinde tüm hakları için mücadele edebilsin. bugün gidip o evde temizlik yaptığı için bir süre sonra aynı iş kendisinden tekrar beklenecek, o zaman da mı peki diyecek? diyemeyecekse o zaman yine başa dönmeyecek mi?

ne olur cesur olun, ne olur korkmayın patrondan, kocadan, babadan, dayıdan , ayıdan ! timurlenk'in karşısında nasreddin hoca gibi yalnız kalsanız da, onun gibi " bize bir fil daha verin " demeyin ! hayat bir haksızlıklar silsilesi, hepsine katlanamazsınız, hepsini yüklenip kaldıramazsınız. hayır demeyi öğrenin, ki sonuçlarına katlanmak o ana katlanmaktan daha zor değil. ilk engeli aşmazsanız yarışa başlayamazsınız, kazanamazsınız.

önce çocuklar otursun

20 kasım dünya çocuk hakları günü’nde change.org’da istanbul büyükşehir belediye başkanı ekrem imamoğlu’nun dikkatine başlatılan bir imza kampanyası.

bu kampanya yetişkinlerin pek çok alanda olduğunu gibi toplu taşıma alanlarında da çocuklar üzerinde kurdukları hiyerarşiye ve bunun yol açtığı kötü sonuçlara, çocukların hak gaspına dikkat çekip, bunun önlenmesini talep ediyor.

kampanya linki: https://www.change.org/p/toplu-ta%C5%9F%C4%B1ma-ara%C3%A7lar%C4%B1nda-%C3%A7ocuklar%C4%B1n-oturma-hakk%C4%B1-ihlal-edilmesin-ekrem-imamoglu

kampanya hakkında daha detaylı bir yazı linki

http://blogcuanne.com/2019/11/23/once-cocuklar-otursun/

kocaya isimle seslenmek edepsizliktir

kendisi hoca imiş, kuran'a uygun olarak açıklıyor durumu. baktığın zaman bu kutsal kitapta koca karısından üstün tutulan kişi midir? evet öyledir. dolayısıyla adamın inandığı kitaba göre de yaptığı çıkarım gayet yerindedir. kuran da her zaman erkeğin kadından üstün olduğunun altı çizilmiştir, adam da ast üst ilişkisinden örnekle açıklıyor bu durumu.

yasalara baktığımızda kadını erkeğe göre 2. sınıf vatandaş olarak tanımlayan bir ibare yoktur oysa. fakat toplum olarak erkek ve kız çocuklarını yetiştirirken en başından bu ast üst ilişkisini kendimiz dolaylı yollarla ima ediyoruz zaten. kadın kocasına ister " efendim" diye hitap etsin ister " benim minnak tatlı aşkitom " diye hitap etsin işler sarpa sardığında hatta işler yolundayken bile içten içe mağdur olan hep kadındır. bu mağduriyeti de biz kendimiz çocuk yetiştirirken inşa ediyoruz. bunun da bilincinde olduğumuz için böyle adamlar çıkıp böyle laflar edince gülüp geçmek yerine endişe ediyoruz. çünkü bu toplumun inancı ve karakteri bu önermeyi rahatlıkla kabul eder, karşılık bulur.

taksim meydanı'nda eğlenen sığınmacılar

" suriye'liler onu yaptı, suriye'liler bunu yaptı " kayıtlı rakamlarla 3,5 milyon suriye'lı sığınmacı alındı. türkiye sınırları içinde 500 bine yakın suriyeli bebek doğdu. 2 büyük şehir dolusu insan nüfusu. bu kadar insanın tek tip davranışlar sergilemesi beklenilemez.

taksim meydanında kendilerince yeni yıl kutlaması yapmalarına gelirsek, bir milli maçtan galip çıkmışlar gibi yaptıkları kutlama. yok öyle bir şey ama, o zaman bu belki sana bana göre sadece biraz saçma o kadar. türk erkeklerinin de çoğu zaman yaptığı gibi bir dolu erkek toplanmış kendi anlayışlarına göre eğleniyor. ne yapsınlar ? mağduruz mağdur deyip kaldırımlarda oturup bütün gün ağlasınlar mı? onu da yapmasınlar ama biraz uyum mu göstersinler ? ayak uyduracakları bir düzen var mı gerçekten ? biz zaten karmakarışığız, asıl canımızı sıkan da bu tam olarak. zaten sorunlu bir toplumuz ve bize çok benzeyen bir dolu insan daha geldi bu sorunların üstüne. işte tam burada ince bir çizgi var, toplumumuz içinde yeni bir düşman daha mı ilan edeceğiz yoksa sorunların çözümü için sorumlulardan talepte mi bulunacağız ? biraz daha mı geri gideceğiz yoksa ilerlemek için çaba mı harcayacağız ?

homoseksüelliği övmeyi modernlik sanmak

homofobinin ilanı olan başlık.

eşcinsellik bir seçim, bir tercih olmadığından reklamı yapılacak özendirilecek bir durum da değildir. eşcinsellik bir yönelimdir. heteroseksüel bireylere eşcinsel olmayı dayatmak kadar abesdir eşcinsel bireylere heteroseksüelliği dayatmak. her iki yönelimin de övülecek veya yerilecek tarafı yoktur çünkü bu bilinçli bir seçim değildir. bilim eşcinselliğin bir hastalık yada bilinçli tercih olmadığını aynı zamanda homofobinin bir hastalık olduğunu artık net olarak ortaya koymuştur.

killa hakan

kafası son derece karışık tuhaf rapçi bir tip. yanımda yöremde olsa ve konuşmaya başlasa arkama bakmadan kaçarım. uykusuzlar kulübüne konuk olduğu bölümü izlemiştim 1 dk içinde farkettim ki beyin hücrelerim ölüyor hemen kanal değiştim.

topuklu ayakkabı dinen caiz değildir

çocukken arkadaşlarım kuran kursuna giderlerdi yazları. mahalleden kendini din hocası tayin etmiş çatlaklar olurdu genelde öğretmenler. sonra ders çıkışları gelip bin gece kabus görmeye yetecek kadar korkunç şeyler anlatırlardı. cinler, büyüler, cehennem ve zebaniler hakkında. devlet okulları da şu an tam o kuran kursları gibi. her kurumda birbirinin kopyası yöneticiler olduğu malum, dolayısıyla şaşırdık mı? hiç değil. yani insan köpeği ısırdığında haber yapsınlar öyle şaşıralım.
Henüz takip ettiği biri yok.