sözlük yazarlarından hikayeler

4 betim Daha
@denizece adlı yazarın ricasıyla yayınlıyorum.

dejavu


köprüye yaklaşırken önce paltosunu, sonra ceketini çıkardı. nefes almak için kravatını gevşetti. bir türlü üzerindeki ağırlıktan kurtulamıyor, hala kendini kokuşmuş bir çöp yığını gibi hissediyordu. köprünün ortasına geldiğinde bir süre denizi seyretti... birkaç tekne dışında, in cin top oynuyordu, kıpırtı bile yoktu. deniz, düz koyu gri bir çarşaf gibiydi... korkulukların diğer tarafına geçtiğinin farkında bile varmadı. rüzgar yüzüne vurup dengesini sarsınca, ne yapmakta olduğunu fark etti, tuhaf olan: korkmuyordu artık. az evvel önünden geçen martı gibi açtı kollarını gri maviliğe sarılmak için. gökyüzünden dökülen yağmur damlası gibi karıştı denize.
suya değince, kurşun gibi ilerlemeye devam etti bir sandığın içine girdiğini sandı. dört tarafını saran karanlığı, başka türlü anlamlandıramadı. nefesi kesilip, nefes almaya çalışınca, etrafına dokunmaya başladığında, bunun etten bir duvar olduğunun farkına vardı. boğazın tam ortasında balinaya yem olmak tamda ona göre bir durumdu. balina’nın midesi tıpkı pinokyo’da anlatıldığı gibiydi... yarısı su, yarısı hava. ne yapmaya çalışıyordu bu koca aptal onu yemeyecekse ne demeye yutmuştu? arada homurtusunu duyuyordu, hatta bazen kalp atışlarını. yumuşak bir yerde sadece yatabiliyor, sürekli dışarıyı dinliyordu. karanlıkta el yordamı ile yaşıyor, sadece dinleyerek beynini zinde tutmaya çalışıyordu. içinde bulunduğu karanlık onu soyutlaştırıyor geçmişin izini hızla siliyordu. bazen kendi kendine mırıldanıyor, ama kelimeleri karıştırıyordu. adını, ne iş yaptığını, sevdiği kadını ve köprüye niye çıktığını unuttu. her gün daha fazla ses duymaya başladı, artık yemek olduğunu bile unutmuştu... onun kalp atışları artık huzur veriyordu... tatlı bir melodi gibi dinlemek ve onu dinleyerek uykuya dalmaktı, çoğu zaman yaptığı. kalp sesi hayattasın demekti. yaşıyorsun, yaşıyorum demekti. içimde olduğun sürece bana aitsin der gibi idi. bu uğultulu karanlık onu içine kabul etti... yediği yiyeceklerden hızla kilo alıyordu. bazen olduğu yerde dönmesi bile güç oluyordu.
zamanla etrafını bir zar kapladı, elini kolunu bağladı "demek böyle oluyordu: koza gibi uzun süre yiyeceğini saklıyor, acıkınca yiyordu." tuhaf bir minnet besliyordu bu canlıya. bazı günler balık sürüleri geçiyordu yanlarından, bazı günler hiç kımıldamadan öylece duruyordu, içinde bulunduğu canlı. aşırı hareket ettiğinde onu hissettiğini fark etti. döndüğü zaman duruyor, mide duvarına tekme atınca ona dokunmaya çalışıyordu... tıpkı mors alfabesi gibi... derisi suyun içinde durmaktan buruşmuş, pul, pul dökülmeye başlamıştı. saçları kaşları ışık görmediği için dökülmüştü çoktan. buruşuk tüysüz bir et parçasıydı artık. kafası orantısız şekilde büyümüş yattığı yerde bile dengesini kuramaz olmuştu konuşamıyordu, ilk zamanlar birkaç kez denedi ama kelimeleri çoktan unuttuğunu fark edince vazgeçti. şimdi tek amacı hayatta kalmaktı. bir gün tuhaf bir şey oldu: gözlerini açamayacak kadar aydınlık bir ışık doldurdu bulunduğu karanlığı. ahtapota benzeyen uzantı çekip aldı, onu yapıştığı et parçasından. bırakın beni durun yapmayın demek istedi ama tek yapabildiği avazı çıktığı kadar çığlık atmaktı... ait olduğu karanlık onu saran ısıtan yerden kopartılmak canını acıttı. çaresiz hissediyordu, savunmasızdı. o uzantılar onu bir suyun altına tuttu sonra pembe yumuşak bir bez parçasına sardı. az ileride ona aşk ile bakan çok güzel bir kadının kucağına verdi.
6 Betim Daha