ankara'nın ayazı

ankara'nın ayazı

ankara'nın ayazı

ankara'nın ayazı

ankara'nın ayazı
ankara'nın ayazı

yemeyenin bilemeyeceği soğuk türüdür. yakar. kış yanığının ne demek olduğunu öğretir.
evliliğimizin ilk iki senesini ankara'da geçirdik. yuvamız sıcacıktı ama ankara çok soğuktu. istanbul'daki soğuk soğuk muydu diye hep düşündüm ki ben bir kedi, sıcağın delisi.
bir gün işten çıktım, karda buzda düşmemek için ayakkabıya takılan paletler var (çok işimi görmüştü) taktım. caddeye çıkacağım merdivenleri çıktım ve o an aldığım nefes ile iç organlarımın dondugunu hissettim. dedim ölüyorum. donacağız bu memlekette. o gün karar verdim orada yapamayacağıma. döndük bir şekilde.
ama itiraf ediyorum burnumda tütüyor. ankaralıların ankara fanatizmini anlayabiliyorum artık. ayazı gibi içe işliyor.

atkısız çıkılamayan soğuk...

hiç sevmedim ne ankara’yı, ne ayazını...
kurusun diye astığın çamaşırın ipte donup kaldığı, sap gibi olduğu acayip bir soğuk..

kendi sözlüğümde kapı donduran ayazı olarakta bilinir. akşamdan yıkatılan arabanın kapılarının sabah ankara ayazına maruz kalması ile donması bir olmuştur. arabayı, buzluktaki et misali güneşte bekletmek ile kapılar ancak açılmıştır.

hiç şahit olmadığım ama sözlükte okuyarak öğrendiğim, tatlı tecrübelere yol açtığını düşürdürten soğuk. bir gün umarım karşılacağız.

ağızdan alınan nefes ciğerinize yapacağınız en büyük kötülük olabilir.

çocukluk çağlarımda titremenin ne olduğunu öğrendiğim soğuk hava.
dişlerimin birbirine vurmasına engel olamamıştım.

kendine getirendir.
çekersin içine ve ayılırsın. kendini, hayatı sorgularsın. mesela bir nefes sonra iç organlarının donup donmayacağını ve buna bağlı olarak ölüp ölmeyeceğini bilmediğinden hayata ve insanlara karşı pozitif olup, son günün gibi yaşamaya karar alırsın.
tamam abartıyorum o kadar da değil ama sağlamdır. tanısanız sizde seversiniz.