kanser

halk arasında kötü hastalık olarak bilinen akut yetmezlik sendromu. basit anlatımıyla bir grup hücre kendini bilemez halde üremeye devam ederek habis oluşturuyor. bu habis ise bir süre sonra organı ele geçirip işlemez hale getiriyor.
hücre kendine verilen görevi tanımıyor ve kendi kafasına göre hareket ediyor ve kanserleşiyor.
yenmek için bir çok yol var ama en önemlisi düzgün beslenme, allkali diyet ve düzgün yaşam.
çok ama çok sevdiğim kuzenimi kaybetmeme neden olan hastalık. otuzlu yaşlarının başındaydı ve ender olarak bu yaşta görünen küçük hücreli akciğer kanserine yakalanmıştı. gerçekten çok üzülmüştüm duyduğumda, hayat belli bir derecede anlamsızlaşmıştı. sabah akşam bu hastalığı araştırmış ne iyi gelir nasıl destek olunur anlamaya öğrenmeye çalışmıştım. son bir kaç yıldır aramız eskiden olduğu gibi değildi bir sebepten, kardeş gibi değilsek de yine de iki kuzenin olabileceği en iyi haldeydik. başka bir şehirde yaşıyordu ve tedavi sırasında bir kaç günlüğüne yanına gitmiştim. yanında refakatçi kaldığım bir günde aklıma gelen her türlü numarayı yapmıştım onu neşelendirmek için. makyaj falan yapmıştık hasta yatağında ve eski güzel günlerden konuşmuştuk bol bol. genç olduğu için oldukça zorlu bir süreçten sonra iyileşti. ve önünde tekrar nüksetmemesi için koruyucu dönem tedavilerini olduğu sıralarda kardeşim ağzından bir şey kaçırdı, bana kuzenimin yakalandığı hastalık için beni suçladığını söyledi. " yaptığı şey beni o kadar üzdü ki, bu hastalığa yakalanmamın nedeni o " bu duyunca sararıp soldum tabi şokla, sonra çok üzüldüm ve sonra kızdım sonra daha çok kızdım. tanrım dedim, ben ordaydım. yanında ve onunla uzun uzun konuşup gülerken bana içinden küfür mü ediyordu. boğazımı sıkmak mı istiyordu, defol git diye bağırmak mı geliyordu içinden. ona eziyet mi ettim orada olmakla? evet ona bir kazık atmıştım doğru, ama bir muhasebe yapınca onun bana attığı kazılardan daha zararsızdı. sonra dedim ki hayır demek ki o bunu çok önemsiyordu bu yüzden çok incindi, sonra bir daha dedim ki hayır ben onun bana yaptığı yanlışları o kadar kolay affetmişim ki itibarsızlaştırmıştım kendimi o yapınca mübah benim ki günah olmuştu bu yüzden. tekrar ve tekrar düşündüm, sonunda bu yaşadığı şeyin çok zor olduğuna ölümle burun buruna geldiğine ve acı dolu bir tedavi süreci geçirdiğine bu yüzden bir suçluya ihtiyaç duyduğuna gerçekten böyle düşünmüş olamayacağına karar verdim. bir zaman sonra aynı ithamı benim dışımda herkesle konuştuğunu öğrenince tamam dedim içimden, o bu lanet hastalığı atlattı ama benim için hiç bir zaman iyileşmeyecek.

oysa akciğer kanserlerinin nedeni yüzde doksan sigaradır. ben de tıpkı onun gibi sigara tiryakisiyim ve her haltı kafama takan biriyim. bir gün kansere yakalanırsam bunun bir insanın suçu yada tanrının cezası olmadığından kusursuz şekilde emin olacağım.

kanser artık neredeyse grip gibi ve herkesin çevresinde birileri bu hastalığa yakalanıp duruyor. ben daha sonrasında da çevremde bu hastalığa yakalananların mutlaka birini suçladıklarını işittim. " o böyle yaptıktan sonra oldu", "bunları yaşadıktan sonra yakalandım " vs. ben okuduğum, tanık olduğum hikayelerden sonra şu sonuca vardım ki kimse kimseye kanser bulaştırmıyor, kanser elimizde olan ve olmayan şartlarda yaşam şeklimiz ile alakalı. kendimize gösterdiğimiz özen ve dikkat ile ilgili bir dereceye kadar. hatta bazen kusursuz bir diyetle beslensek ve dünyanın en pozitif insanı olsak bile genleriniz bize kazık atabilir. gel gör ki lanet olası yeşil çam filmleri subliminali çakmış beynimize bir kere " üzülürsen hasta olursun çok üzülürsen ölürsün "
geç kalınmış bir teşhisle, akciğerde oluşan bir türü abimi aldı götürdü benden. teşhisle, vefatı arası 70 gün sürdü. hızla ilerledi. elden ayaktan düşürdü. yatamaz hale getirdi. eritti koskocaman insanı, bir avuç bıraktı.
hiç dilimiz varıp söyleyemedik. neyim var? dediğinde,
- akciğerde küçük bir sıkıntı, dedik.
-moralli kalsın, dedi doktor.
-son günleri evinde olsun dediler. eve getirdik.
-iyileşmedim, neden evdeyim?
-biraz ev iyi gelir, dediler. kötülersen hemen götüreceğiz. merak etme.
hiç sesini çıkarmadan sessizce bekledi. iyileşmeyi!
bir öğlen saati, uykusunda ayrıldı aramızdan.