pazar günü

sendromu olan bir günün öncesinde olması, değerli kılar. tatildir. güzeldir. ertesinde iş, okul, koşturmaca vardır. akşam üzeri olduğunda tatsızlaşır. pazartesi hazırlığı başlar. tatil bitmiştir.
vardiyalı çalışma sisteminde pazar gününün bir ehemmiyeti yoktur. önemli olan pazar gibi yaşanan, sendromsuz (bkz:pazartesi)sabahlarını sevmektir.
sabah kahvaltısı, alışveriş, dostlarla içilen kahve, akşam yemeği, banyo kuyruğu, temiz çarşaflar, erken uyku diye seyreden ve rutini hiç değişmeyen bir garip gün
bana göre pazartesi sendromu değil de; pazar sendromu olması gereken gündür. tam da bir şeyleri halletmem gerekirken, elimin kalkmadığı, sadece duvara bakarak bitirmek istediğim bir gün. ne dışarı çıkılır, ne zevk alınır, ne izleyececek güzel bir şey vardır. arada kalmışlık, sıkışmışlık hissi çöker.
saat 18:00 itibariyle pazartesi sendromuna girdiğim ve çocukluk alışkanlığı banyo günüdür.

not: pazar banyosunun önemini, soba karşısında allaşan yanaklar ile birlikte kuruyan örülü saçların ne hissettirdiğini yeni jenerasyon bilemez. bizim kuşağın saklı hazinesidir.