@harbe giden sarı saçlı çocuk

Yazar

Durum: 4 - 0 - 0 - 0 - 29.12.2018 23:26

Puan: 22 -

9 yıl önce kayıt oldu. Yazar.

Henüz bio girmemiş.

sözlükte yazarların istediği özellikler

iki farklı yazarın girdilerine arka arkaya favori verebilmek.

bir girdinin altındaki favori butonuna tıkladıktan sonra diğeri için iki dakika beklemem gerekmese keşke.

fight club

anlaşıldığından çok daha fazlasını anlattığını düşündüğüm bir eser. romanını okumadım, ancak filmi kesinlikle bana göre underrated.

sevgili chuck palahniuk tarafından yazılan roman david fincher tarafından filmleştirilmiş.

kişisel bir psikolojik problemi "cool" bir imaj yaratarak aktarması, erkek(!) çocuklarının özeneceği karakterler sergilemesi ve benzeri özenilecek unsurların etkinliği, ekran karşısındaki toplum üzerinde bile kendini göstermiş ve film, hakettiği kadar olmasa da bir değer görmüş.

filmdeki bu etkileyici unsurların da aslında, yine filme konu olan toplum üzerindeki etkilerini, toplumsal psikoloji ve kitle hareketleri ile bağdaştırarak yorumlamak daha sağlıklı bir bakış açısı gibi.

yani: film çok cool; ağzı, burnu kan içinde hala gülüyo...
bitane deli adam var, efsane yakışıklı bi kişiliği var... diye değil de, biraz daha genel bir çerçeveden izlemek gerek.

kocaya isimle seslenmek edepsizliktir

tdk'nın tanımına göre edep kelimesinin birinci anlamı: "toplum töresine uygun davranma." demekmiş. yani çok da kafaya takılacak bir şey değil. edepsizlik güzel şey. sırf töre öyle emrediyor diye cinayet işlememek de edepsizlik bu tanıma göre.

bence mantıklı.
edepsizliği kötü bir şey olarak algılamak hata olabilir.

metallica

james hetfield ve lars ulrich'in kurduğu efsane amerikan metal müzik grubu.

benim için yeri çok ayrıdır. öyle ki, seneler sonra bu sözlüğe yazdığım ilk betimimi bu başlığa yazmasam üzülürdüm.

grubun kurucusu ve aynı zamanda solisti olan james abiyi, babam olsa anca bu kadar severdim diye düşünüyorum.

adettendir diye buraya en meşhur şarkılarını bırakmak isterdim, ancak en meşhur şarkı diye bir olay yok. e, hiç bırakmamak da olmaz. unforgiven 2 bırakayım, zaten başlık çabuk dolar diye düşünüyorum.

taksim meydanı'nda eğlenen sığınmacılar

güzelce eğlenen gençlerdir. maşallah, hepsi katır gibi tepiniyor (!) mağdur değil miydi bunlar, zor durumda filan. yazın sahillerde, kışın caddelerde güzel eğleniyorlar. yazık! sığınmışlardı, di mi?

sözlükte yazarların istediği özellikler

mustafa kemal

sadece asker değil, fütürist, lider ve gerçek bir baba. baba dediysem koca bir milletin babası.

babatürk.

bir ticaret biçimi olarak annnelik ve babalık

aslında bu mülkiyet duygusudur. ebeveynler kendileri için çocuk getirirler dünyaya. çocuk üzerinden birbirlerine kopmaz bağlarla bağlanıp toplumun dayattığı eş olma, aile olma vb. görevleri layıkıyla yerine getirmek, sürdürmek için. çocuk üzerinden umut etmek, hayal kurmak, onur duymak için.

insan sahip olduğu bir evi kendi imkanları ölçüsünde kendi zevkiyle dekore eder örneğin, benzer biçimde çocuğunu da kendince ideal bulduğu insan kalıbına sokmak ister. bunu başardığına kanaat getirdiğinde ise meyvesini toplamak ister, her fırsatta bu işin mimarı olduğunun hissettirilmesine ihtiyaç duyar.

herkes kahraman olmak ister içten içe, best off olmak ister, yetmeeeezz best of the best olmak ister. bunun en kolay yolu çocuk yapmaktır. dünyanın en iyi annesi, en iyi babası, kahramanı, kraliçesi, kralı olma ihtimali hemen hemen ceptedir bu şekilde. bu yüzden çok sık duyarız şunu " bu dünyada yaptığım en güzel, en harika en müthiş şey oğlumu, kızımı dünyaya getirmekti " ne oldu sanki, dünyayı mı kurtardı oğlun kızın. hayır, ama varlığını anne- baba olmak üzerinden anlamlandıranlar için kurtuluştur oğullar, kızlar.

bir ticaret biçimi olarak annnelik ve babalık

başlık absürd gelmiştir mutlaka. annelik duygusunun nasıl bir ticarethane haline gelip sadece gelir gider dengesine dönüştüğünü anlatayım.

bana göre annelik ve babalık dünyaya getirdiğin çocuğu ipotekleyip hayatının sonuna kadar bütün kararları da dahil olmak üzere onun adına düşünüp istenilen şekilde karar verdirmek veya buna çalışmak değil, aksine dünyaya gelen çocuğa kendi olabilmesi için elinden gelenin, şartların elverdiği ölçüde ve en mükemmel ortamı sağlamaktır. tabi ki iyinin ve kötünün sonu yok ve ana fikir samimiyetle yapılabileceklerin üzerinden konuşuyorum.

elbette bir çocuk ne emeklerle ne zorluklarla büyütülüyor. bunu kimse yadsıyamaz ama çocuk anne babasına bağımlı hale gelmesi de tamamen hastalıklı bir durum . hatta bundan medet umup annelik veya babalık adı altında kendi isteklerine uygun davranmasını istemek
 spoiler!
kimse kusura bakmasın
tamamen çocuğun içine etmektir.
hele çocukluğunda daha hayata hazırlanırken veya güçsüzken çocuğa yaptıklarını çocuğun yüzüne vurup psikolojik olarak çocuğu zorlamak bırakın anneliği veya babalığı tamamen duygu tüccarlığıdır.

-ben sana iki kilo elma verdim sen de bana 3 kilo mandalina ver.
-neden ben öyle olmasını istemiyorum. bana göre öyle olmamalı
-sen 2 kilo elma nasıl yetiştiriliyor, ne zorluklarla toplanıyor biliyor musun? senin de elman olsun anlarsın o elmaların nasıl kızardığını.
- ya hu anne ne alakası var. sen benden 3 mandalina istemek için mi elmaları verdin?
-ama ben senin annenim.
-ben yapmak istemiyorum. benim anladığım annelik böyle bir şey değil.
-ama ben senin annenim.
-benim de çocuklarım var şimdi ben onlara elma veriyorum diye bir şey mi istemem gerekiyor karşılığında ?
-ama ben senin annenim.
-sana olan saygımı, sevgimi ve düygularımı bana karşı kullanman hoşuma gitmiyor. lütfen kullanma anne
-ama ben senin annenim.
-seni senin istediğin şekilde sevmek veya istediğin gibi davranmak zorunda hissetmiyorum. bu seni sevmediğim veya saygı duymadığım anlamına gelmiyor. sadece senin istediğin gibi değil. elimde çilek var. çilek gibi seviyorum seni. mandalina gibi değil.
-ama ben senin annenim. sen beni sevmiyorsun.
- tamam anne seni senin istediğin gibi sevmiyorum. ama çilek gibi seviyorum.
-ama ben senin annenim.

uzar gider.

ticarethanenin sloganıdır ama ben senin annenim- babanım.

bu ticaret değil de nedir?

kocaya isimle seslenmek edepsizliktir

sabır sabır sabır! yine bir yerlerden, bir ulema fırlamış ve başlıktaki gibi buyurmuştur efendim.
annesi, babası bu insana bir isim vermiş, ben de o isimle tanımışım, ismiyle sesleniyorum. neresi edepsizlik anlayamıyorum.
hey, hop, hişt, bir bakar mısın?
böyle mi seslenelim?
yoksa sosyal medya ağzıyla :kociş, aşkileta, aşkilotom (yazarken içim kalktı) diyelim mi?
haberi okudum, üstad ne diyeceğimiz konusunda aydınlatmamış. konunun devamı karanlık. efendi beye bağlarız gibi geliyor bana.
nede olsa kadınlar ikinci sınıf vatandaştı değil mi?

sakalsız erkek

bazı çevrelerce ısrarla sakal bırakmaya davet edilen erkeklerdir. yoksa "hallenenler" olabilirmiş. ne demekse?
memlekette tertemiz yüzlü insanlara hasret kaldık. bir de bu sözde fetvacıların çağrıları çıktı başımıza. hayır olsun bakalım.

atatürk

modern türkiye'nin kurucusu, ulu önder, baş komutan, başvekil, baş öğretmen vs gibi klasik tanımlamaların dışında inandığı şey için yüreğini ortaya koyan, inancını önce eyleme sonra da somut bir ülkeye dönüştürmüş kişidir.
seversiniz sevmezsiniz ama türk tarihinin görmüş olduğu nadir liderlerden biridir.

lars ulrich

danimarkalı müzisyen, baterist. metallica'nın kurucularından biridir.

Toplam betim sayısı: 4

sözlükte yazarların istediği özellikler

iki farklı yazarın girdilerine arka arkaya favori verebilmek.

bir girdinin altındaki favori butonuna tıkladıktan sonra diğeri için iki dakika beklemem gerekmese keşke.

kocaya isimle seslenmek edepsizliktir

tdk'nın tanımına göre edep kelimesinin birinci anlamı: "toplum töresine uygun davranma." demekmiş. yani çok da kafaya takılacak bir şey değil. edepsizlik güzel şey. sırf töre öyle emrediyor diye cinayet işlememek de edepsizlik bu tanıma göre.

bence mantıklı.
edepsizliği kötü bir şey olarak algılamak hata olabilir.

metallica

james hetfield ve lars ulrich'in kurduğu efsane amerikan metal müzik grubu.

benim için yeri çok ayrıdır. öyle ki, seneler sonra bu sözlüğe yazdığım ilk betimimi bu başlığa yazmasam üzülürdüm.

grubun kurucusu ve aynı zamanda solisti olan james abiyi, babam olsa anca bu kadar severdim diye düşünüyorum.

adettendir diye buraya en meşhur şarkılarını bırakmak isterdim, ancak en meşhur şarkı diye bir olay yok. e, hiç bırakmamak da olmaz. unforgiven 2 bırakayım, zaten başlık çabuk dolar diye düşünüyorum.

fight club

anlaşıldığından çok daha fazlasını anlattığını düşündüğüm bir eser. romanını okumadım, ancak filmi kesinlikle bana göre underrated.

sevgili chuck palahniuk tarafından yazılan roman david fincher tarafından filmleştirilmiş.

kişisel bir psikolojik problemi "cool" bir imaj yaratarak aktarması, erkek(!) çocuklarının özeneceği karakterler sergilemesi ve benzeri özenilecek unsurların etkinliği, ekran karşısındaki toplum üzerinde bile kendini göstermiş ve film, hakettiği kadar olmasa da bir değer görmüş.

filmdeki bu etkileyici unsurların da aslında, yine filme konu olan toplum üzerindeki etkilerini, toplumsal psikoloji ve kitle hareketleri ile bağdaştırarak yorumlamak daha sağlıklı bir bakış açısı gibi.

yani: film çok cool; ağzı, burnu kan içinde hala gülüyo...
bitane deli adam var, efsane yakışıklı bi kişiliği var... diye değil de, biraz daha genel bir çerçeveden izlemek gerek.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.